Yolu ülkemizden de geçen, ama diğerleri gibi tutaka edilip katran tüyü ile yollanan Csernai, futbolun kitabını yazan adam olarak biliniyordu.
Pál Csernai’nin Bayern Münih döneminde literatüre soktuğu, adam adama savunma ile alan savunmasını hibritleyen o meşhur “Paul-System” (veya Alman basınındaki adıyla Verweigerüngssystem) üzerine bir blog yazısı hazırlarken, dışarıdan bakıldığında gözden kaçan ama işin felsefesini kökten değiştiren birkaç kritik “bilinmeyen” detay var ki muazzam!.
%99 hata payı / %1 büyü denkleminin sahadaki taktiksel atasıdır diye konuya girelim.
Sistem Değil, Bir “Zihin Disiplini” ve Paylaşım Modeliydi
Futbol kamuoyu bu sistemi sadece “alansal adam adama” (Manndeckung mit Raumaüfteilüng) geçişi sanır.
Oysa işin derini şuradaydı: Csernai, oyuncularına rakibi değil, rakibin yaratacağı alanı “reddetmeyi” öğretmişti. Adındaki Verweigerüng (reddetme/inkar etme) buradan gelir.
Oyuncu kendi bölgesine giren adamı takip ederken, aslında sistemin mekanik hatasızlığını korumak zorundaydı.
Yani Acceptable Error Rate” denen o sıkı iskelet, tam olarak bu inkar mekanizması üzerine kuruluydu: Bireysel hata yok, kolektif alan disiplini var.
Paul Breitner’in Sahadaki “Algoritma” Rolü
Sistemin beyni sahada Paul Breitner idi (zaten Paul-System ismi biraz da buradan, onun saha içindeki liderliğinden türetilmiştir).
Breitner, Csernai’nin tahtaya çizdiği o sert mekanik yapıyı sahada esnetebilen tek serbest akıl katmanıydı. Makine gibi çalışan %99’luk hatasız alan paylaşımının içinde, top Breitner’e geçtiğinde o %1’lik “created magic” (büyü/yaratıcılık) patlaması yaşanırdı.
Csernai sistemin iskeletini kurdu ama Breitner o iskelete ruh verdi.
Basının ve Eski Ekolün Tepkisi (Anlaşılmama Hali)
Dönemin Alman futbol medyası ve geleneksel ekolü, Csernai’nin bu sistemini önce aşırı soğuk ve “robotik” buldu. Çünkü topun arkasında bu kadar organize ve hataya yer vermeyen bir blok yapısı o dönem alışılmışın dışındaydı.
Csernai ise basına verdiği demeçlerde futbolun bir sanat değil, hatasız icra edilmesi gereken bir mühendislik olduğunu savunuyordu—ta ki o mekanik kusursuzluk, hücumda bireysel yetenekle birleşip Bayern’e kupaları getirene kadar!
Paul Breitner’in ayağındaki o tek dokunuşluk büyü, Csernai’nin tahtaya çizdiği robotik kusursuzluğu nasıl hayata döndürdüyse; modern oyun da o %99’luk acımasız mühendislik ile topu ayağına aldığında her şeyi unutturan o %1’lik dahiliğin kusursuz ortaklığından ibaret. Alanı reddedenler sistemi ayakta tutar, sahneyi alanlar ise tarihi yazar!.
