Josh Kerr 27 Yıllık Mil Rekorunu Kırdı.
Josh Kerr, dün yani 18 Temmuz’da Londra’da Diamond League’de 3:42.66 koşarak Hicham El Guerrouj’un 1999’dan beri duran 3:43.13’lük mil rekorunu kırdı.
Bu rekoru sadece bir sayı olarak ele almayacağız. Ana başlığımız üzerinden ilerlerken, konuyu biraz daha genişletip günümüz atletizminde teknolojinin performansa etkisine de bakacağız.
Ayakkabılardaki gelişmelerden pist teknolojisine, kullanılan malzemelerden antrenman ve performans analiz sistemlerine kadar, atletlerin bugün geçmişe göre neden daha hızlı olabildiğini de konuşacağız.
Çünkü artık rekorları yalnızca “İnsan ne kadar hızlı koşabilir?” sorusuyla değerlendirmek yeterli değil.
Bir başka soru daha var: Teknoloji, insan sınırlarını ne kadar ileri taşıyor?
Rekorun kırılmasının ardından herkesin birbirine sorduğu birkaç soru vardı:
Neden mil rekorları diğer mesafelere göre bu kadar zor kırılıyor?
El Guerrouj’un 27 yıl boyunca kırılamayan rekoru nasıl bu kadar uzun süre ayakta kaldı?
Kerr bu dereceye nasıl hazırlandı?
Antrenman programı, yarış stratejisi ve elbette pacemaker’ların bu performanstaki payı ne kadardı?
Bir başka soru ise belki de hepsinden daha ilginç: Günümüz atletizmi gerçekten hızlandı mı? Yoksa sadece…
Çünkü artık yalnızca geçmişteki rekorları kırıp kıramadığımızı konuşmuyoruz. Teknoloji, antrenman bilimi, veri analizi ve ekipmanlar geliştikçe insan performansının sınırları da yeniden tartışmaya açılıyor.
2026’da üst düzey atletizmde peş peşe gelen rekorlar, özellikle “super shoes” ve “super spikes” teknolojisini yeniden tartışmaya açtı. World Athletics Başkanı Sebastian Coe de teknolojik inovasyonu tamamen engellemek istemediklerini, ancak federasyonun düzenleyici bir sorumluluğu olduğunu söyledi.
Buradaki ana soru: Bir atletin performansını artıran teknoloji ne zaman ekipman, ne zaman avantaj haline gelir?
Yani Atletler mi Hızlandı, Ayakkabılar mı?
Rekorların Görünmeyen Ortağı: Teknoloji
Bugün artık bir dünya rekoruna bakarken yalnızca atletin kim olduğunu, nasıl antrenman yaptığını veya yarış stratejisini konuşmuyoruz.
Bir başka soru da giderek daha fazla önem kazanıyor: Atletin ayağındaki teknoloji ne kadar fark yaratıyor?
“Super shoes” ve özellikle pist yarışlarında kullanılan “super spikes” olarak adlandırılan yeni nesil ayakkabılar, son yıllarda atletizmin en çok tartışılan teknolojik gelişmelerinden biri haline geldi.
Peki gerçekten ne değişti? Bir ayakkabı insanı ne kadar hızlandırabilir?
Öncelikle şunu netleştirelim: Bu ayakkabılar atletin bacağına bir motor takmıyor!.
Yaptıkları şey çok daha incelikli. Yeni nesil performans ayakkabılarında genellikle yüksek enerji geri dönüşüne sahip köpükler, daha rijit taban yapıları ve bazı modellerde karbon fiber plakalar bir arada kullanılıyor. Amaç, koşucunun her adımda harcadığı enerjinin daha küçük bir bölümünün kaybolması.
Bunu otomobil üzerinden düşünmek belki daha kolay. Motorunuz aynı olabilir. Ancak aktarma sistemindeki kayıpları azaltırsanız, aynı motorla tekerleğe daha fazla güç ulaştırabilirsiniz.
Koşuda da benzer bir mantık var.
Atlet aynı atlet.
Kaslar aynı.
Kalp, ritim aynı.
Ama yere uygulanan kuvvetin ve enerjinin vücutta nasıl geri döndüğü değişiyor.
Bilim ne söylüyor?
Burada artık elimizde yalnızca üreticilerin reklamları yok. 2026’da yayımlanan bir sistematik derleme ve meta-analizde, karbon plakalı ayakkabıların submaksimal koşu sırasında metabolik yükü yaklaşık yüzde 2–3 oranında azaltabildiği bulundu.
Yani aynı hızda koşarken vücudun enerji tüketimi bir miktar düşebiliyor. Ancak araştırmacılar önemli bir noktaya da dikkat çekiyor: Bu etkinin tamamını yalnızca karbon plakaya bağlamak mümkün değil. Çünkü modern ayakkabılarda plaka; kopuk, taban yüksekliği ve diğer tasarım özellikleriyle birlikte çalışıyor.
Belki bilimsel anlamda fark sadece yüzde 1 veya 2. Bu kulağa küçük geliyor olabilir, ama elit atletizmde durum biraz farklı.
Elit seviyede yüzde 1 neden çok büyük?
Çünkü dünya rekorları artık saniyelerle değil, çoğu zaman salısenin çok küçük parçalarıyla ayrılıyor.
Bir atlet 1 mil yarışını 3 dakika 42 saniyede koşuyorsa, yüzde 1’lik bir performans farkı teorik olarak birkaç saniyelik bir büyüklüğe karşılık gelebilir. Yani bu seviyede birkaç saniye, bir atletin sıralamasını tamamen değiştirebilir. Hatta bazen madalya ile dördüncülük arasındaki fark bile olabilir.
İşte bu yüzden profesyonel atletizmde ayakkabı teknolojisindeki küçük kazanımlar bile büyük önem taşıyor.
Ancak burada çok önemli bir ayrım var: “Ayakkabı yüzde 2 daha hızlı koşmanızı sağlar” demek doğru değil.
Bilimsel çalışmaların çoğu doğrudan yarış süresini değil; koşu ekonomisi, oksijen tüketimi ve metabolik maliyet gibi ölçümleri inceliyor. Ama ortaya çıkacak gerçek fark; atletin tekniğine, hızına, mesafeye, ayakkabının modeline ve yarış koşullarına göre değişebilir. Yeni çalışmalar da bu etkinin bağlama göre değiştiğini özellikle vurguluyor.
Peki karbon plaka tam olarak ne yapıyor?
Karbon plakanın en temel özelliklerinden biri, ayakkabının boyuna bükülme sertliğini artırması. Normal bir ayakkabı koşu sırasında belirli ölçüde bükülür. Karbon plaka ise bu bükülmeyi kontrol ediyor.
Bunun sonucunda ayağın ve ayak bileğinin koşu sırasında yaptığı mekanik iş değişebiliyor. Fakat işin ilginç tarafı, plakanın tek başına mucize yaratmaması. Altındaki köpüğün nasıl davrandığı da son derece önemli!.
Modern köpüklerin bir kısmı hem çok hafif hem de yüksek enerji geri dönüşüne sahip olacak şekilde tasarlanıyor.
Dolayısıyla bugün kullanılan “super shoe” teknolojisini aslında şöyle düşünmek daha doğru: Plaka + köpük + geometri + taban tasarımı + atletin biyomekaniği.
Peki bu teknoloji haksız avantaj mı?
İşte tartışmanın en zor kısmı burası. Çünkü atletizmde teknoloji hiçbir zaman tamamen yasaklanmadı. Daha iyi pistler, daha hafif kıyafetler, daha hassas zaman ölçüm sistemleri ve gelişmiş antrenman teknolojileri de performansı etkiliyor.
Sorun, teknolojinin hangi noktada performansı desteklemekten çıkıp performansın kendisinin bir parçası haline geldiği.
World Athletics de tam olarak bu nedenle ayakkabı teknolojisine sınırlar getiriyor.
“Teknolojiyi tamamen durduralım” değil. Daha çok: “Teknoloji gelişebilir ama yarışın adil kalacağı bir sınır olmalı.”
Ve asıl soru burada başlıyor
Bugün bir atlet 27 yıl boyunca kırılamayan bir rekoru kırdığında, bunu yalnızca atletin yeteneğiyle açıklamak artık yeterli olmayabilir.
Antrenman bilimi, Veri Analizi, Pist Teknolojisi Beslenme gelişti.
Ve ayakkabılar inanılmaz bir noktaya geldi. Dolayısıyla artık rekorların arkasında yalnızca insan yok.
Bir anlamda insan ile teknoloji birlikte yarışıyor.
Ama bu bizi çok daha ilginç bir soruya götürüyor: Eğer teknoloji atletin performansını her yıl biraz daha ileri taşıyabiliyorsa, gördüğümüz rekor gerçekten insanın sınırı mı?
Belki de önümüzdeki yıllarda atletizmde asıl yarış, yalnızca atletler arasında değil; insan vücudu ile teknolojinin birlikte ulaşabileceği sınırlar arasında yaşanacak.
