İlk iki hafta kaybedilen beş puanın ardından, ligin henüz başı olmasına rağmen puan kaybına tahammülü olmadığı bir maça çıktı Galatasaray. Özellikle de önünde zorlu bir fikstür varken yaşanabilecek bir talihsizlik hem moralleri hem de gelecek karşılaşmaların sonuçlarını doğrudan etkileyebilirdi. Radamel Falcao’nun golü, soru işaretlerini ortadan kaldırdı ve üç puanın habercisi oldu. Skora etki etmesinin yanı sıra, topsuz alandaki etkisi, takım arkadaşlarına alan açması, yeri geldiğinde stoperlerin arasından çıkıp top tutarak takımının hücuma yerleşiminde rol oynaması sadece üst düzey bir golcü değil, aynı zamanda üst düzey bir futbolcu olduğunu da izleyenlere defalarca kanıtladığı gibi bir kere daha kanıtladı. Sneijder, Drogba gibi dünya yıldızlarının Galatasaray’ı sahiplendiği, formalarını benimsediği gibi Radamel’in de zamanla daha da aidiyet hissedeceğini düşünüyorum. İlk sinyalleri bu akşam verdi.

2002 doğumlu Erencan için de Falcao ile aynı antrenman sahasını paylaşmak büyük şans. Umarım, Falcao’yla birlikte hem futbolunda hem de fundamental özelliklerinde önemli bir gelişim kaydeder ve Galatasaray kendi bünyesinden önemli bir futbolcu daha kazanmış olur. Galatasaray’ın kendi bünyesinden bahsetmişken, yakın gelecekte en çok beklenti içinde bulunan oyuncu Atalay’dan bahsetmemek olmaz. Kasımpaşa maçında Ömer Bayram’ın sergilediği etkili performansın benzerini Atalay Babacan sergileyebilirdi. Özellikle de geçmişte onun yaşında birçok futbolcuya şans vermiş bir hocaya sahipken. Ayrıntıları bilmiyorum, Galatasaray teknik heyeti oyuncuya kadroda şans vermiyorsa bir bildikleri vardır ancak eminim ki bir şekilde Atalay’a da şans gelecektir. O gün geldiğinde formayı bırakmayacak performans sergilemesi, yeteneklerini sahaya yansıtması gerekiyor. Atalay’ı izleyenler, onun ne kadar büyük bir potansiyele sahip olduğunu ve beklentilerin ne kadar da olağan olduğunu rahatlıkla anlayacaktır.

Biraz önce Ömer Bayram demiştim, biraz daha açacak olursam, oyuna girdiği andan 75. dakikaya kadar oynadığı oyunun kariyer oyunu olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Ömer, sol açıktan sol beke devşirilmiş bir oyuncu. Ardından da Galatasaray ve Milli takım seviyelerini görüp, sezon başı acaba bu seviye için yeterli değil mi derken, merkez orta sahada kendine şans bulması ve sahanın en iyilerinden biri olması takdire şayan. Seri ve Lemina kariyerleri ve kaliteleri ortada olan oyuncular olsa da Galatasaray’a nasıl katkı sağlayacakları hakkında fikir yürütmek güç, Ömer Bayram’ın ise onları zorlayacağı bariz bir gerçek.

Maçın yıldızlarından bir diğeri de bana göre Ryan Babel’di. Sezona hızlı bir giriş yapan Babel, milli takımdaki gollerinin ardından çok kısa bir süre içinde yine etkili bir performans sergiledi. Oldukça formda gözüküyor, hatta eski takımındakinden bile formda diyebilirim. Belirli bir yaştan sonra futbolda gelişim kaydetmek oldukça zordur ancak Babel her geçen sene oyununda gelişim kaydediyor. Tekrar Falcao konusuna gelecek olursam; Falcao’ya birçok takımın sıkı önlem alacağı, sıkı marke etmeye çalışacakları, gerektiğinde sertliğe de başvuracaklarının Kasımpaşa maçıyla birlikte ortaya çıktığı fikrindeyim.

Bu durum, kanat forvetler için bir şans. Eğer, stoperle bek arasına koşular yaparlarsa bir anda boşluk yakalayacak ve gol pozisyonuna gireceklerdir. Kasımpaşa maçında bunu deniyorlar mı diye dikkat ettim ancak Feghouli ile Babel savunma arasına sızmak yerine genellikle merkeze gelip ofansif orta saha gibi oynadılar. Mevkilerinde bıraktıkları boşlukları ise Mariano ile Nagatomo’nun hücuma katkısı ve alan genişletmesi doldurdu. Aslında ikisi de farklı tip oyuncu. Feghouli merkeze gelip pas trafiğine katkı sağlarken, Babel’in yardımcı forvet gibi oynaması, stoperle bek arasına koşular yapması ve top sürmesi, Falcao’ya alınan önlemlerden faydalanması performansını daha da arttıracaktır.

Artılardan bahsettim, biraz da eksilerden bahsetmek istiyorum. Galatasaray savunma hattının SOS verdiğini ve fikstüre bakıldığında tehlike çanlarının çaldığını söyleyebilirim. Luyindama-Marcao ikilisinden bu sezon gelişim beklerken sezona savruk başladılar. Özellikle, oyun kurulumunda basit hataları göze çarpıyor. Geçen sezon daha güven veren bir ikili görünümü sergiliyorlardı. Geniş kadroda bu ikiliyi zorlayacak birinin olmaması, formanın garanti olduğunu hissetmelerine sebep oluyor olabilir. Bu durum, Galatasaray için önemli bir dezavantaj. Mariano’nun yaşının ilerlediğini ve geldiği sezonki performansını sergileyemediğini, Nagatomo’nun ise yaşadığı talihsiz sakatlıktan sonra formunun düştüğünü düşünüyorum. Ancak, henüz sezonun başı, iki oyuncu da üst düzey liglerde, üst düzey kulüplerin formalarını giymiş isimler. Maç ritmini yakaladıklarında performansları da eski günlerdeki gibi olacaktır. Galatasaray’ın savunmada dikkat etmesi gereken en önemli iki nokta; rakiplere kolay gol pozisyonu şansı vermemesi ve takım savunmasını kompakt bir biçimde sergileyebilmesi olmalıdır.

Kasımpaşa hakkında söyleyebileceğim; geçdio.en sezon Kemal Özdeş yönetiminde işler yolunda gidiyordu. Birkaç maçlık mağlubiyet serisinin ardından da yolları ayırdılar. Bu sezon ise yeniden aynı isimle yollarına devam ediyorlar. Kasımpaşa yönetimine, o zaman neden görevden aldınız diye bir soru rahatlıkla yöneltilebilir. Eğer gereken süre tanınsaydı, Kasımpaşa bu sezona birçok sorunundan arınmış ve tam bir teknik direktör takımı olmuş bir şekilde başlayabilirdi. Aynısı Göztepe için de geçerli. Lige yükseldikleri ilk sezon 5.oldular ve bu başarının mimarlarından Tamer Tuna ile yolları ayırdılar. Küme düşme tehlikesi yaşayınca da tekrar Tamer Tuna ile anlaştılar. Arada geçen süre, yeni gelen teknik direktör farklı ve kendi sistemini oturtmaya çalıştığı için zaman kaybından ibaret haline geldi. Teknik direktör sürekliliğinin önemi, ülkemizde ne yazık ki tam anlamıyla kavranabilmiş değil.

Avrupa arenasında ise önümüzdeki hafta Şampiyonlar Ligi yeni umutlarla, yeni hayallerle başlıyor. Galatasaray için ise bu serüven, yeni bir meydan okuma daha anlamını taşıyor. Rakipler güçlü, rakipler zorlu ancak Galatasaray kendi gibi oynarsa, tarihinden gelen Avrupa refleksini gösterirse, Türk sporunu tartışmasız şekilde en iyi temsil ettiğinin bilincinde olursa üstesinden gelemeyeceği zorluk ve engel yok. Ancak, Juventus’u soğuk bir İstanbul günü Avrupa Ligi’ne yolladığımız günden beri 22 Avrupa maçında sadece 2 galibiyet gibi Galatasaray’a yakışmayan istatistiki bir gerçek var.

Durum böyleyken, Galatasaray’ın istatistikleri ters yüz edecek bir oyun anlayışına, o oyun anlayışını futbolcuların sahaya kusursuza yakın bir şekilde yansıtmasına ihtiyacı var. Galatasaray defalarca Avrupa arenasında bu kusursuza yakın oyunu sahaya yansıttı, yakın geçmişe bakıldığındaysa Porto deplasmanında oynanan oyun ilk akıllara gelen örnek olarak göze çarpıyor. Geçen sezona göre kadro kalitesi açısından farklar varken, Galatasaray aynı oyunu sahaya yansıtabilir ve hem maç içi hem de haftadan haftaya oyun sürekliliğini yakalayabilirse, bu sefer sonuçlar da kendiliğinden gelecektir.

Şampiyonlar Ligi’nde sadece oyun anlayışı yeterli olmaz, bu oyun anlayışını üst düzey fundamental yeterlilikle ve özellikle de yüksek seviye konsantrasyonla birleştirmek gerekiyor. Çünkü, rakip kadrolar malumunuz futbol sahnesinin en tepesindeki futbolculardan kurulu. Onlarla başa çıkabilmenin başlıca yolu da mental direnci göstermekten, o direnci rakip futbolculara hissettirmekten geçiyor. En önemlisi de sonuçlar ne olursa olsun, umarım Galatasaray oynadığı oyundan keyif alır ve bu keyfi taraflı tarafsız herkese yaşatır. Şampiyonlar Ligi, futbol sahnesinin en itibarlı organizasyonu ve müziğiyle, seremonisiyle, atmosferiyle orada bulunmak bile başlı başına bir ayrıcalık ve önemli bir başarı. O arenada boy göstermekten öte başarılar yakalanır mı? Kendi adıma, inancım tam. Şampiyonlar Ligi’ndeki tüm takımlara başarılar dilerim.

-Ben mi Galatasaray mı?

-Galatasaray, o daha vefalı!

Metin Oktay’ı aramızdan ayrılışının 28. yıldönümünde saygıyla anıyorum.

Yazarın diğer yazıları için tıklayın

mail: emre.cihangir@abcspor.com

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz