https://abcspor.com/wp-content/uploads/2020/11/ataturk.jpg

SAHANIN FİLOZOFLARI: SKOR TABLOSUNUN ÖTESİNDEKİ İNSAN

Okunması Gerekenler

SAHANIN FİLOZOFLARI: SKOR TABLOSUNUN ÖTESİNDEKİ İNSAN

Görkemli stadyumların ışıkları söndüğünde, tribünlerdeki elli bin kişinin uğultusu çekildiğinde ve skorborddaki rakamlar tarihin tozlu yapraklarına karıştığında geriye ne kalır? Birkaç gram madalya mı, yoksa insan vücudunun sınırlarında gezinirken ruhun yaşadığı o anlatılmaz içsel dönüşüm mü?

Çoğu spor kitabı bize zaferlerin kronolojisini sunar: Dakika dakika atılan goller, kırılan rekorlar, kaldırılan kupalar ve milyon dolarlık sözleşmeler… Oysa sporun gerçek trajedisi ve güzelliği, istatistik kağıtlarının bittiği yerde başlar.

Ter Kokan Mabetler ve Zihnin Labirentleri

Bir boksörün ringe çıkmadan hemen önceki o son iki dakikası, uzay boşluğundaki bir astronotun yalnızlığından daha derindir. Soyunma odasının beton duvarlarına sinmiş nem kokusu, bandajlanan hands’in yarattığı o ritmik hışırtı ve şakaklarda atan o amansız nabız… İşte gerçek spor edebiyatı, soyunma odasının o soğuk fayanslarında başlayan zihinsel savaşı anlatabildiği ölçüde taçlanır.

Spor, insanın kendi ölümlülüğüyle yaptığı en estetik pazarlıktır. Bir maraton koşucusunun 35. kilometrede karşılaştığı o meşhur “duvar”, aslında bedenin zihne çektiği bir muhtıradır. Beden “dur” der, laktik asit kasları yakar, akciğerler bir kor gibi alev alır. Tam o anda atletin zihninde beliren soru, varoluşçu felsefenin en temel meselesidir: “Ben neden buradayım ve beni ileriye taşıyan şey ne?”

Düşmenin ve Kalkmanın Metafiziği

Zafer basittir; kutlanır, alkışlanır ve tüketilir. Fakat mağlubiyet bir okuldur.

1950 Maracanã felaketinde kaleyi koruyan Moacir Barbosa’nın ömrü boyunca taşıdığı o sessiz yük, bir futbol maçının çok ötesindedir. Bir ulusun hayal kırıklığını omuzlarında taşıyan bir sporcunun yalnızlığı, Dostoyevski romanlarındaki vicdan azabıyla yarışır. Spor yazarlığı; kazananın şampiyonluk turunu değil, kaybedenin soyunma odası koridorundaki o uzun, karanlık yürüyüşünü çözebildiği zaman bir başyapıta dönüşür.

Çünkü spor, hayatın sıkıştırılmış ve yoğunlaştırılmış bir simülasyonudur. Doksan dakikaya ya da on iki raunda sığdırılmış bir ömürdür. Orada gençlik hızlı tükenir, yaşlılık erken gelir, zaferler kısa sürer ve unutulmak tek kaçınılmaz sondur.

Çimlerin Üzerindeki Şiir

Bu kitap; rakipleri yenmekle, taktik tahtalarındaki oklarla ya da kupa kaldırmakla ilgili değil. Bu kitap;

Bir tenisçinin raketinden çıkan topun havada süzülürken zamanı durdurma çabasını,

Bir bisikletçinin Sisifos mitini aratmayan o sonsuz tırmanışlarını,

Bir oyun kurucunun sahayı bir satranç tahtası gibi değil, bir tuval gibi görmesindeki o estetik dehasını anlatan bir başyapıttır.

Spor, kasların değil; disiplinle terbiye edilmiş bir iradenin, yalnızlıkla yoğrulmuş bir adanmışlığın dışa vurumudur. Skorlar unutulur, kupalar paslanır; fakat sahadaki o insanüstü adanmışlığın bıraktığı iz, insanlığın ortak hafızasında sonsuza dek yaşamaya devam eder.

Son Haberler

PARİS-BREST-PARİS (PBP): BİSİKLETİN ASIRLIK GİZLİ TAPINAĞI

Asfaltın Ötesinde Bir Ruh Testi: Paris-Brest-Paris (PBP) ve Bisikletin Gizli Tapınağı Bisiklet denince aklınıza ilk ne geliyor? Tour de France’ın...

Benzer Konular