https://abcspor.com/wp-content/uploads/2020/11/ataturk.jpg

NEAL BASCOMB – THE PERFECT MILE, 4 DAKİKALIK DUVAR

Okunması Gerekenler

Neal Bascomb – The Perfect Mile

Bazı spor hikayeleri vardır; sonucu herkes bilir ama hikayeyi okurken yine de “Acaba bu kez ne olacak?” diye heyecanlanırsınız.

Neal Bascomb’ın The Perfect Mile kitabı tam olarak böyle bir kitap.

Çünkü sonucu biliyoruz. 6 Mayıs 1954’te Roger Bannister’ın dört dakikanın altında bir mil koşan ilk insan olduğunu hepimiz biliyoruz!. Hatta bugün dört dakikanın altında koşmak, elit atletizm açısından olağanüstü olsa da artık imkansız bir sınır olarak görülmüyor.

Ama 1950’lerin başında durum tamamen farklıydı. Dört dakikanın altında bir mil koşmak, insan bedeninin sınırlarının ötesinde görülen bir şeydi.

Bascomb’ın kitabı da işte bu “imkansız” görülen sınırın peşine düşen üç atletin hikayesini anlatıyor: İngiliz Roger Bannister, Avustralyalı John Landy ve Amerikalı Wes Santee.

Kitap ilk kez 2004 yılında yayımlandı. Bascomb’ın amacı yalnızca Bannister’ın tarihi başarısını anlatmak değildi. Üç koşucunun karakterlerini, antrenmanlarını, başarısızlıklarını, rekabetlerini ve o dönemin atletizm dünyasını bir araya getirerek çok daha büyük bir hikaye ortaya çıkardı.

Üç atlet, üç farklı karakter

Kitabı ilginç yapan şeylerden biri, bu üç adamın birbirinden inanılmaz derecede farklı olması.

Roger Bannister, genç bir İngiliz tıp öğrencisiydi. Koşuyu hayatının tamamı hâline getirmeden, hastane görevleri ve eğitiminden arta kalan zamanda antrenman yapıyordu. Bir anlamda amatör sporcunun idealini temsil ediyordu.

John Landy ise Avustralyalıydı. Çocukken koşudan ziyade kelebek toplamayı seven biriydi. Fakat zaman içerisinde kendisini tamamen koşuya adadı ve antrenman konusunda inanılmaz derecede disiplinli bir sporcuya dönüştü.

Ve sonra Wes Santee…Kansaslı bu Amerikalı, diğer ikisinden biraz farklıydı. Kendisine güveni yüksekti, oldukça rekabetçiydi ve gerçekten de dünyanın en iyisi olduğuna inanıyordu.

Üçünün ortak noktası ise tek bir şeydi: Dört dakika!

4:00 neden bu kadar önemliydi?

Bugün bir milin 4 dakikanın altında koşulmasını düşündüğümüzde bunun neden bu kadar büyük bir mesele olduğunu anlamak kolay değil.

Fakat o dönemde insanlar bunun insan fizyolojisinin sınırı olabileceğini gerçekten tartışıyordu. Bascomb’a göre dört dakikalık bariyer, yalnızca bir kronometre rakamı değildi; yaklaşık bir asırlık denemelerin ve oluşan “insan bunu yapamaz” düşüncesinin sonucunda neredeyse bir mite dönüşmüştü.

Bascomb’ın kitabının başlangıcında Bannister’a yöneltilen soru da bu yüzden çok çarpıcı: “Bunu yaparken ölmeyeceğini nereden biliyordu?”

Kulağa abartılı geliyor olabilir. Ama o yıllarda dört dakikalık mil, Everest’e tırmanmak gibi insan sınırlarının ötesine uzanan bir meydan okuma olarak görülüyordu.

İlk kıran Bannister oldu

6 Mayıs 1954’te Oxford’daki Iffley Road pistinde Roger Bannister tarihe geçti. Yanında ona tempo vermek için Chris Brasher ve Chris Chataway vardı. Bannister’ın zamanı: 3:59.4

İnsanlık ilk kez bir mili dört dakikanın altında koşmuştu. Ama hikAye burada bitmedi.

Hatta belki de asıl ilginç kısmı bundan sonra başladı. Sadece yaklaşık altı hafta sonra, 21 Haziran 1954’te Avustralyalı John Landy de dört dakikanın altına indi.

Üstelik 3:58.0 ile Bannister’ın rekorunu da geliştirdi.

Ve artık herkesin beklediği bir yarış vardı: Bannister vs. Landy.

“Mucize Mil”
7 Ağustos 1954.

Vancouver’daki British Empire and Commonwealth Games.

İlk kez dört dakikanın altında koşmuş iki adam aynı yarışta karşı karşıya geliyor.

Yarış daha sonra “Miracle Mile” yani “Mucize Mil” olarak anılacaktı.

Landy her zamanki gibi öne çıktı. Yarışın ortalarında Bannister’dan yaklaşık 15 yard kadar öndeydi. Tribünlerde bazıları yarışın bittiğini düşünmeye başlamıştı.

Ama Bannister’ın başka bir planı vardı.

Ve kitabın belki de en güzel taraflarından biri burada ortaya çıkıyor: Artık mesele dört dakikalık bariyeri kırmak değildi.

Mesele dünyanın en iyisinin kim olduğunu göstermekti.

Pek bilinmeyen taraf: Wes Santee

Bizce kitabı yalnızca “Bannister’ın dört dakikayı kırma hikayesi” olarak okumamak gerekiyor.

Çünkü üçlü arasındaki en ilginç hikayelerden biri belki de Wes Santee’ninki…

Santee, dört dakikalık bariyeri kıramadı. En iyi derecesi 4:00.5 olarak kaldı. Fakat o dönemde dört dakikanın altına yaklaşan en önemli Amerikalı koşuculardan biriydi.

Daha da ilginci, kariyerinin son döneminde ABD’deki amatör spor sistemiyle ciddi sorunlar yaşadı. AAU’nun amatörlük kuralları ve askerlik yükümlülükleri kariyerini etkiledi ve Santee hiçbir zaman Bannister ile Landy’nin karşılaştığı o büyük yarışta yer alamadı.

Yani tarihe “dört dakikayı kıramayan adam” olarak geçse de, hikayesi bundan çok daha karmaşık.

Belki de kitabın en güzel yaptığı şeylerden biri bu: Kazananı anlatırken kaybedenleri unutmuyor.

Kitabın bilinmeyen bir başka tarafı

Neal Bascomb’ın bu hikayeyi yazmasının altında da kişisel bir neden var.

Bascomb lise yıllarında cross-country takımında koşmuş ve Roger Bannister’ın hikayesinden etkilenmiş. Yıllar sonra Bannister’ın kitabını yeniden eline aldığında, onun hikâyesinin çok daha geniş ve derin bir anlatıyı hak ettiğini düşünmüş.

Özellikle Bannister’ın otobiyografisinin olaylardan yalnızca birkaç ay sonra yazılmış olması, Bascomb’a göre üç koşucunun karakterlerini ve aralarındaki rekabeti tam olarak anlatmaya yetmiyordu.

Böylece The Perfect Mile ortaya çıktı.

** Bascomb’ın asıl anlattığı şey “kim kazandı?” değil. Bir insanın imkansız olduğu düşünülen bir şeyi gerçekleştirmeye karar verdiğinde neleri göze alabileceği.

Binlerce saat antrenman yapmak. Başarısız olmak. Tekrar denemek. Rakibinin senden daha iyi olduğunu görmek: Ve yine de devam etmek!

Bu yüzden Bascomb’ın kendisinin de söylediği gibi, hikayenin meselesi aslında yalnızca dört dakikalık mil değil; “imkansız” görülen bir şeyi yapabilmek için ne gerektiği.

Son söz

The Perfect Mile, atletizm hakkında yazılmış iyi bir kitap olmanın ötesinde, spor tarihinin en güzel rekabet hikayelerinden birini anlatıyor.

Ve asıl soru şu: “İmkansız olduğuna inandığımız şeylerden hangilerini, sadece yeterince uzun süre denemediğimiz için imkansız sanıyoruz?”

Atletizmle hiç ilgilenmeseniz bile, Neal Bascomb’ın The Perfect Mile kitabını kesinlikle okuma listenize ekleyin, muhakkak!

Son Haberler

TIM KRABBE: THE RIDER (DE RENNER)

Tim Krabbé’nin The Rider (De Renner) kitabını özel kılan şey, yazarlık ile sporculuğun o nadir kesişimi. Krabbé bu romanı...

Benzer Konular