https://abcspor.com/wp-content/uploads/2020/11/ataturk.jpg

DAVID FOSTER WALLACE: STRING THEORY

Okunması Gerekenler

David Foster Wallace – String Theory 

Spor hakkında yazılmış bazı kitaplar vardır; sporu anlatır ama aslında çok daha fazlasını söyler. David Foster Wallace’ın String Theory kitabı da tam olarak böyle bir kitap.

Tenis merkezli beş denemeden oluşan kitapta Wallace; rekabet, yetenek, disiplin, seyircilik ve mükemmellik gibi konuların etrafında dolaşırken, bir yandan da insanın kendi sınırlarıyla olan ilişkisini sorguluyor diyebiliriz!.

Wallace’ın tenisle olan ilişkisi de sıradan bir izleyicinin ilgisinden çok daha derin. Gençliğinde ciddi şekilde tenis oynamış olması, oyunun yalnızca dışarıdan görünen tarafına değil, kortun içinde yaşanan zihinsel mücadeleye de hakim olmasını sağlıyor.

Kısaca; “Tenis kitabı” denildiğinde bizim ilk aklımıza gelen başyapıtlardan biri bu.

Ama String Theory için yalnızca “tenis üzerine yazılmış bir kitap” demek de haksızlık olur. Wallace; rekabeti, yeteneği, disiplini, mükemmellik arzusunu ve insan zihninin sınırlarını tenis üzerinden inceliyor. Bazen bir vuruşun, bir oyuncunun tereddüdünün ya da seyircinin verdiği bir tepkinin arkasında düşündüğümüzden çok daha fazlası olduğunu gösteriyor.

Federer’i başka türlü izlemek

Kitabın en çok konuşulan bölümlerinden biri şüphesiz “Roger Federer as Religious Experience”. Wallace burada Federer’in oyununu sıradan bir spor performansının ötesinde ele alıyor. Federer’in korttaki hareketlerini neredeyse sanatsal ve estetik bir deneyim olarak tasvir ediyor.

Öyle ki bazı bölümleri okurken insanın durup tekrar okuyası geliyor ki zaten bazı cümleleri tekrar tekrar okutuyor!.

Çünkü Wallace’ın yakalamaya çalıştığı şey yalnızca Federer’in ne kadar iyi tenis oynadığı değil. Olağanüstü bir yeteneği izlerken yaşadığımız o tarif edilmesi zor hayranlık.

Bazı sporcular iyi oynar. Bazıları kazanır. Bazıları ise yaptıkları şeyin nasıl mümkün olduğunu anlamakta zorlanacağımız kadar kusursuz hareket eder.

Wallace, Federer’i tam da bu noktadan ele alıyor: Federer’in oyunundaki hız, denge, zarafet ve öngörü; Wallace’ın anlatımında neredeyse sanatsal bir deneyime dönüşüyor. Tenis izleyen kişinin yaşadığı hayranlığı kelimelere dökmeye çalışıyor.

Ve bölümün güzelliği de biraz burada.

Federer hakkında yazıyor gibi görünürken, aslında insanın mükemmellikle karşılaşması üzerine yazıyor.

Tenisten çok daha fazlası

Tenise ilginiz olsun ya da olmasın, Wallace’ın keskin gözlemleri sayesinde spora başka bir açıdan bakmaya başlıyorsunuz.

Çünkü spor onun için yalnızca kazanmak ve kaybetmekten ibaret değil. Bazen bir insanın ulaşabileceği mükemmelliğe tanıklık etmek de başlı başına bir deneyim.

David Foster Wallace’ı farklı kılan şeylerden biri de sanırım burada yatıyor. En basit görünen ayrıntıların arkasındaki karmaşıklığı görebiliyor.

Bir tenis maçı onun için yalnızca iki oyuncunun topu karşı tarafa göndermesinden ibaret değil. Kortun geometrisi, oyuncunun zihni, seyircinin beklentisi, fiziksel yorgunluk, korku, ego ve kazanma arzusu aynı anda oyunun bir parçası.

Bu yüzden bazı bölümlerde kendinizi bir tenis maçı okumaktan çok, bir insanın zihnini incelerken buluyorsunuz.

Peki tenis edebiyatının başyapıtı hangisi?

Belki de spor kitapları konusunda uzman 100 kişiye, “Tenis edebiyatının başyapıtı olarak tek bir kitap seçmek zorunda olsaydınız, hangisini seçerdiniz?” diye sorsanız, karşınıza mutlaka şu kitaplardan biri çıkar:

John McPhee – Levels of the Game
W. Timothy Gallwey – The Inner Game of Tennis
Andre Agassi – Open

İtirazımız yok. Bunların her biri tenis dünyasına bambaşka bir pencereden bakıyor!. The Inner Game of Tennis oyunun zihinsel tarafını ve performans psikolojisini ele alırken, Agassi’nin Open kitabı tenis dünyasının içinden son derece kişisel ve samimi bir hayat hikayesi anlatıyor. Levels of the Game ise tek bir tenis maçını alıp oyuncuların karakterleri, geçmişleri ve zihinsel mücadeleleri üzerinden bambaşka bir yere taşıyor.

Ama bize sorarsanız, kareyi tamamlayan kitaplardan biri de kesinlikle String Theory.

Wallace’ın kitabının yeri biraz daha ayrı. Tenis izlemeyen biri bile bu kitabı okuduktan sonra korta farklı bakabilir.

Hatta Federer bölümünü okuduktan sonra ise, bir tenis maçını eskisi gibi izlememeniz oldukça muhtemel.

Nacizane tavsiyemiz: String Theory listenizde mutlaka olsun!

Son Haberler

TIM KRABBE: THE RIDER (DE RENNER)

Tim Krabbé’nin The Rider (De Renner) kitabını özel kılan şey, yazarlık ile sporculuğun o nadir kesişimi. Krabbé bu romanı...

Benzer Konular