https://abcspor.com/wp-content/uploads/2020/11/ataturk.jpg

TOR DES GÉANTS: 330 KİLOMETRELİK SINIR ÖTESİ

Okunması Gerekenler

Ultra maratonların zorluk derecesi malum. Hemen hepsi; birbirinden zorlu parkurları, sert irtifa farkları, dik tırmanışları ve yüzlerce kilometreye varan mesafeleriyle insanın fiziksel ve mental sınırlarını zorluyor. Ancak aralarından biri var ki, sanki bu sınırların da ötesine geçiyor: Tor des Géants.

Peki neden “Tour des Géants” değil de “Tor des Géants”?

Çünkü “Tor”, Valle d’Aosta’nın yerel Valdôtain dilinde “tur” veya “döngü” anlamına geliyor. “Géants” ise Fransızca “devler” demek. Yani Tor des Géants, kısaca “Devlerin Turu” anlamına geliyor.

Yani buradaki TOR bir kısaltma değil ve “tour” kelimesinin yanlış yazılmış hali de değil. Yarışın adındaki “Tor”, bölgenin yerel diline gönderme yapıyor.

** Tam 330 kilometrelik parkurunu düşünün. İstanbul’dan Çanakkale’ye kadar olan mesafeyi, üstelik düz bir yolda değil; Alpler’in sarp patikalarında, binlerce metrelik tırmanış ve inişlerle kat ettiğinizi hayal edin.

Elbette Sahra Çölü’ndeki Marathon des Sables, Amerika’nın Death Valley bölgesinde deniz seviyesinin altında başlayıp yaklaşık 2.530 metre yükseklikte sona eren Badwater 135 ve Atina’dan Sparta’ya uzanan 246 kilometrelik Spartathlon da insanın sınırlarını zorlayan olağanüstü yarışlar.

Ama Tor des Géants’ın başka bir tarafı var.

Burada mesafe sadece uzun değil; bitmeyecekmiş gibi. Günler boyunca dağların arasında ilerliyorsunuz. Gece oluyor, yeniden gündüz oluyor, beden yoruluyor ama parkur devam ediyor. Uyku, beslenme, tempo ve mental dayanıklılık artık koşunun kendisi kadar önemli hale geliyor.

Belki de bu yüzden Tor des Géants’ı anlatmanın en iyi yolu şu: Sanki dünyada değil, uzayda koşuyormuşsunuz gibi. Çünkü burada finish çizgisine ulaşana kadar mesafe bir türlü bitmiyor!.

İtalya’nın Valle d’Aosta bölgesinde düzenlenen Tor des Géants, ultra maraton kavramını bambaşka bir seviyeye taşıyor. Yaklaşık 330 kilometrelik parkurda sporcular Alpler’in zorlu dağ yollarında ilerlerken toplamda yaklaşık 24.000 metre tırmanış yapmak zorunda.

Yarışın en sıra dışı taraflarından biri ise süresi. Sporcuların parkuru tamamlamak için 150 saate, yani yaklaşık 6 gün 6 saate kadar zamanı bulunuyor. Bu nedenle yarışta sadece koşu hızı değil; uyku, beslenme, enerji yönetimi ve doğru zamanda dinlenme de başarının önemli parçaları.

Gece boyunca koşmak, yüksek rakım, teknik patikalar ve günler süren yorgunluk birleştiğinde Tor des Géants, dünyanın en zorlu dağ ultra maratonlarından biri haline geliyor.

Burada amaç sadece hızlı olmak değil; günler boyunca ayakta kalabilmek!.

Yarışın en ilginç özelliği: Zorunlu etap yok

Tor des Géants’ın belki de en az bilinen özelliklerinden biri, yarışın klasik anlamda etaplara bölünmemiş olması.

Organizasyon, sporculara “şu saatte burada olmalısın, sonra şu etap başlıyor” şeklinde zorunlu bir yarış düzeni uygulamıyor. Sporcu kendi yarışını kendi yönetiyor.

Ne zaman dinleneceğine, ne zaman yemek yiyeceğine ve ne kadar uyuyacağına büyük ölçüde kendisi karar veriyor. Kazanan da parkuru en kısa sürede tamamlayan sporcu oluyor.

Bu nedenle bu devasa parkur, yalnızca bir koşu yarışı değil; aynı zamanda strateji ve karar verme yarışı

Strateji ve Uyku

Bu kadar uzun bir yarışta sporcuların hiç uyumadan devam etmesi mümkün olsa da, asıl mesele ne kadar ve ne zaman uyuyacağınızı doğru belirlemek. Çünkü birkaç saatlik uyku için durmak zaman kaybettiriyor; hiç uyumamak ise ilerleyen saatlerde karar verme ve fiziksel performansı ciddi şekilde etkileyebiliyor.

Dolayısıyla burada ilginç bir denklem ortaya çıkıyor: Daha az uyuyan her zaman daha hızlı değildir.

Bazen birkaç saatlik doğru dinlenme, yarışın ilerleyen bölümünde çok daha hızlı hareket etmeyi sağlayabilir.

330 kilometre ama asıl mesele mesafe değil

330 kilometre tek başına bile akıl almaz bir mesafe. Fakat Tor des Géants’ta asıl dikkat çekici rakam 24.000 metre tırmanış.

Sporcular sürekli olarak yükselip alçalıyor. Yani 330 kilometrenin tamamını düz bir zeminde koştuğunuzu düşünmek büyük bir yanılgı olur. Üstelik parkur Alpler’in yüksek dağ yollarından geçiyor ve 2.000 metrenin üzerinde çok sayıda geçit bulunuyor.

Yarış günler değil, geceler sürüyor

330 kilometrelik bir parkurun 150 saatlik zaman sınırı içinde tamamlanması, yarışın gece boyunca devam etmesi anlamına geliyor.

Bir noktada güneş batıyor. Sporcu birkaç saat önce gördüğü dağları bu kez karanlığın içinde geçiyor. Sonra güneş yeniden doğuyor ve yarış hala devam ediyor.

İşte bu noktada Tor des Géants’ın fiziksel bir yarıştan çok uyku, yorgunluk ve zihinsel dayanıklılık mücadelesine dönüşmesinin nedeni ortaya çıkıyor.

Bir yarıştan fazlası: Koca bir bölgenin içinden geçiyor

Tor des Géants’ın başka bir özelliği de yalnızca tek bir dağ parkurunda gerçekleşmemesi.

Yarış, Valle d’Aosta’nın geniş bir bölümünü kapsıyor ve Gran Paradiso Ulusal Parkı ile Mont Avic Bölgesel Parkı gibi doğal alanlardan geçiyor. Parkur aynı zamanda bölgedeki çok sayıda yerleşimden geçerek adeta Valle d’Aosta’nın tamamını bir yarış alanına dönüştürüyor.

Yarış fikri 2008’de ortaya çıktı

Tor des Géants’in temelleri 2008 yılında ortaya atılan bir fikre dayanıyor.

İlk yarış ise 2010 yılında gerçekleştirildi. Yani bugün dünyanın en dikkat çekici ultra maratonlarından biri haline gelen organizasyon aslında oldukça genç

İlk yarışta sadece 353’de 179 kişi finiş görebildi!

2010’daki ilk edisyonda 353 sporcu start aldı ve yalnızca 179’u finişe ulaşabildi.

Bu yaklaşık %51’lik bir finiş oranı anlamına geliyor. İlk yıllardaki bu rakam, yarışın ne kadar acımasız olduğunu gösteren çarpıcı bir veri…

2026’da 1.100 kişi start alacak

Yarışın bugün ulaştığı boyut da oldukça etkileyici.

13 Eylül 2026 Pazar günü İtalya’nın Courmayeur kentinden başlayacak olan 2026 edisyonunda 1.100 sporcu için kontenjan bulunuyor ve ön kayıt döneminde 86 ülkeden 1.900’den fazla sporcu yarışa katılmak için başvurdu.

Bu da Tor des Géants’ın artık yalnızca İtalya’da bilinen bir yarış olmadığını, dünyanın dört bir yanından ultra koşucuların hedeflediği bir organizasyona dönüştüğünü gösteriyor.

Bir Noktadan Sonra!

Bir noktadan sonra soru “Ne kadar hızlı koşabilirim?” olmaktan çıkıyor.

Soru şuna dönüşüyor: “Daha ne kadar devam edebilirim?”

Ve belki de Tor des Géants’in bütün hikayesi bu cümlede saklı.

Çünkü 330 kilometrelik bu yarışta bitiş çizgisine ulaşmak yalnızca güçlü bacaklar değil; sabır, strateji, uyku yönetimi ve olağanüstü bir mental dayanıklılık gerektiriyor.

Bu yüzden Tor des Géants, sadece bir ultra maraton değil: Dağların içinde günler süren bir insan dayanıklılığı testi!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Son Haberler

ROGER FEDERER: HALL OF FAME KARARININ PERDE ARKASI

Roger Federer artık resmen tenis tarihinin evinde. Dün Newport’ta düzenlenen törenle Uluslararası Tenis Şöhretler Müzesi’ne (International Tennis Hall of Fame)...

Benzer Konular