Milt Campbell: Dünyanın En İyi Sporcusu Denilen Ama Unutulan Şampiyon
Bugün spor tarihinin en ilginç ama en az hatırlanan şampiyonlarından birinin hikayesine gidiyoruz: Milt Campbell.
1950’lerde atletizm dünyasının en dikkat çekici sporcularından biri olan Campbell, 1952 Helsinki Olimpiyatları’nda dekatlonda gümüş, dört yıl sonra Melbourne’de altın madalya kazandı. Böylece Olimpiyat dekatlonunda altın madalya kazanan ilk Afrikalı-Amerikalı sporcu oldu.
Fakat Campbell yalnızca bir dekatlon şampiyonu değildi. Futbol oynadı, yüzmede başarılı oldu, engelli koşularda dereceler yaptı ve daha sonra profesyonel Amerikan futboluna geçti.
Bugün ise adı, başarılarının büyüklüğüne kıyasla şaşırtıcı derecede az biliniyor.
Bir şampiyonun hikayesi daha başlamadan
Milton Gray “Milt” Campbell, 9 Aralık 1933’te Plainfield, New Jersey’de dünyaya geldi.
Daha lise yıllarında çok yönlü bir sporcu olduğunu gösterdi. Futbol oynuyor, yüzüyor ve atletizmle ilgileniyordu. Plainfield High School’da özellikle engelli koşularda dikkat çekti. Hatta 1952 yılında, henüz lise öğrencisiyken “dünyanın en iyi lise sporcusu” seçildi.
Ancak Campbell’ın asıl büyük hikayesi, hiç planlamadığı bir branşla başladı.
Asıl hedefi dekatlon değildi
1952 Olimpiyatları için Amerika Birleşik Devletleri seçmelerine geldiğinde Campbell’ın hedefi yüksek engelli koşulardı.
Fakat seçmelerde istediği sonucu alamadı. Bunun üzerine ilk kez bir dekatlona katıldı.
Sonuç? Olimpiyat takımına girmeyi başardı.
Üstelik bunu daha önce ciddi anlamda dekatlon deneyimi olmadan yaptı. U.S. Olympic & Paralympic Hall of Fame’e göre Campbell’ın ilk dekatlonu 1952 ABD Olimpiyat seçmeleriydi.
Böylece henüz 18 yaşındayken kendisini dünyanın en zorlu atletizm yarışmalarından birinin içinde buldu.
1952 Helsinki: İlk Olimpiyat ve gümüş madalya
Campbell, 1952 Helsinki Olimpiyatları’nda ABD takımının en genç sporcularından biriydi.
Karşısında ise dekatlonun dönemin büyük yıldızı Bob Mathias vardı. Mathias, 1948 Olimpiyatları’nda da altın kazanmış ve Helsinki’de unvanını korumaya gelmişti.
Campbell, Mathias’ın arkasında ikinci oldu ve gümüş madalya kazandı.
Henüz lise çağındayken Olimpiyat madalyası kazanmıştı. Fakat Campbell bununla yetinmedi.
Gümüş madalyadan memnun değildi. Çünkü onun hedefi altındı.
Dört yıl sonra Melbourne’de tarih yazdı
1956 Melbourne Olimpiyatları’na geldiğinde Campbell artık çok daha deneyimliydi.
Rakiplerinden biri ise dönemin dünya rekoru sahibi Rafer Johnson’dı.
Johnson büyük favoriydi. Ancak yarışma sırasında yaşadığı sakatlıklar işini zorlaştırdı. Campbell ise yarışmanın başından itibaren istikrarlı bir performans sergiledi ve sonunda 7.937 puanla Olimpiyat rekoru kırarak altın madalyaya ulaştı.
Böylece tarihe geçti: Milt Campbell, Olimpiyat dekatlonunda altın madalya kazanan ilk Afrikalı-Amerikalı sporcu oldu.
Üstelik bunu, 1950’lerin Amerika’sında ırk ayrımcılığının hala çok güçlü olduğu bir dönemde başardı.
Değişikliği yalnızca dekatlonda yapmadı
Campbell’ın en şaşırtıcı özelliklerinden biri, yalnızca bir branşta başarılı olmamasıydı.
1957’de 120 yard engellide 13,4 saniyelik dünya rekoru kırdı. Aynı yıl kapalı alanda 60 yard engellide de dünya rekoruna ulaştı. Yani Olimpiyat dekatlon şampiyonu olmasının yanında, bireysel engelli koşu branşlarında da dünyanın en iyileri arasındaydı.
Bu nedenle Campbell için “çok yönlü sporcu” ifadesi bile yetersiz kalıyor.
Futbol sahasına da çıktı
Campbell’ın spor kariyeri atletizmle sona ermedi.
Indiana University’de hem futbol hem atletizm yaptı. 1957’de NFL takımlarından Cleveland Browns tarafından draft edildi ve profesyonel futbol oynadı. Daha sonra Kanada’da da profesyonel futbol kariyerine devam etti.
** Bir düşünün: Olimpiyat dekatlon şampiyonu → dünya rekoru sahibi engelli koşucu → profesyonel Amerikan futbolcusu.
Bugünün spor dünyasında bile oldukça sıra dışı bir kariyer. Adeta Orta Direk Şaban’daki Erkan gibiydi dersek abartmış olmayız!.
Peki neden Milt Campbell’ı daha önce duymadık?
İşte hikayenin en ilginç bölümü burada başlıyor.
Campbell’ın başarıları son derece büyük olmasına rağmen zaman içinde kamuoyunun hafızasından uzaklaştı.
2020 yılında yayımlanan bir Olimpiyat çalışması, Campbell’ın ABD’nin dekatlon altın madalyalı sporcuları arasında en az bilinen isimlerden biri olduğunu özellikle ele alıyor. Çalışmada bunun nedenleri arasında Kanada’da nispeten gözlerden uzak yaşaması, ırk meseleleri konusunda açık sözlü olması ve zaman zaman kamuoyunun ilgisinden uzak durması gibi faktörler gösteriliyor.
Yani Campbell yalnızca unutulmuş bir sporcu değil. Adeta spor tarihinin hafızasında kaybolmuş bir şampiyon.
“Dünyanın en iyi sporcusu” unvanı nereden geliyor?
Campbell’ın lise dönemindeki başarısı bunun önemli bir parçası.
1952’de henüz lise öğrencisiyken dünyanın en iyi lise sporcusu olarak gösterilmişti. Daha sonraki yıllarda da olağanüstü çok yönlülüğü nedeniyle büyük takdir gördü. Team USA, Campbell’ın 20. yüzyılın en büyük sporcusu olarak da anıldığını belirtiyor.
Bu nedenle onu yalnızca “Olimpiyat şampiyonu” olarak tanımlamak Campbell’ın hikayesini eksik bırakıyor.
Sporun dışındaki hayatı
Campbell, aktif spor kariyerinden sonra da sporla bağını tamamen koparmadı.
Motivasyon konuşmaları yaptı ve özellikle gençlere yönelik çalışmalar yürüttü. Ayrıca hayatının ilerleyen dönemlerinde karate ve judo gibi farklı sporlarla ilgilendi. Hatta 1972 Olimpiyatları’na judo dalında katılmayı hedefledi. Ancak profesyonel futbol geçmişi nedeniyle dönemin amatörlük kuralları buna izin vermedi.
Bu ayrıntı bile Campbell’ın spora olan tutkusunu anlatmaya yetiyor.
Milt Campbell’ın mirası
Campbell, yaşamı boyunca hak ettiği ölçüde tanınmadığını düşündüren ilginç bir mirasa sahip.
O, yalnızca bir Olimpiyat şampiyonu değildi. Birden fazla sporda başarılı oldu.
Dünya rekorları kırdı. Profesyonel futbol oynadı.
Olimpiyat tarihinde bir ilki gerçekleştirdi. Ve bütün bunları 20’li yaşlarının başında gerçekleştirdi.
Campbell daha sonra National Track & Field Hall of Fame ve National Swimming Hall of Fame üyeliğine layık görüldü. Bu iki farklı sporun şöhretler listesinde yer alan tek sporcu olduğu Team USA tarafından belirtiliyor.
Son söz
Milt Campbell’ın hikâyesi bize spor tarihinin yalnızca en çok konuşulan isimlerden ibaret olmadığını hatırlatıyor.
Bazı sporcular rekorlarıyla, bazıları uzun kariyerleriyle, bazıları ise yaptıkları ilklerle tarihe geçiyor. Campbell ise bunların birkaçını aynı anda yaptı.
1952’de Olimpiyat gümüşü. 1956’da Olimpiyat altını.
Olimpiyat dekatlonunda bir tarihî ilk. Dünya rekorları.
Profesyonel futbol kariyeri. Bütün bunlara rağmen bugün birçok spor tutkunu onun adını ilk kez duyuyor.
Belki de Milt Campbell’ın hikayesini ilginç yapan tam olarak bu.
Bir zamanlar dünyanın en iyi genç sporcularından biri olarak gösterilen, Olimpiyat tarihine geçen ve birden fazla spor dalında iz bırakan bir şampiyonun zamanla unutulması.
Milt Campbell’ın hikayesi, spor tarihinin bazen kazananları değil, kazananların içinden kimi hatırladığımızı da anlattığını gösteriyor.
