https://abcspor.com/wp-content/uploads/2020/11/ataturk.jpg

BEN WALLACE “BIG BEN”: DRAFT EDİLMEYEN EN BÜYÜK NBA YILDIZI

Okunması Gerekenler

NBA tarihinde ilk sıradan seçilip büyük hayal kırıklığı yaratan çok oyuncu oldu: Darko Milicic, Anthony Bennett, Kwame Brown, Greg Oden… Hatta Michael Jordan’ın önünde ikinci sıradan seçilen ve belki de basketbol tarihinin akışını değiştiren Sam Bowie.

** Peki bir de tersten bakalım: Draft edilmeden NBA yıldızı olanlar var mı?

Cevap, kesinlikle evet!

Hatta bunun en çarpıcı örneklerinden biri, NBA tarihinin en sıra dışı kariyerlerinden birine sahip olan Ben Wallace.

Draft gecesinde adı okunmadı, 1996 NBA Draftı…

Allen Iverson, Kobe Bryant, Ray Allen, Steve Nash gibi isimlerin bulunduğu tarihi bir draft.

Ancak bu gecede bir oyuncunun adı hiçbir takım tarafından okunmadı: Ben Wallace.

Üstelik geldiği basketbol geçmişi de NBA takımlarını heyecanlandıracak türden değildi. Cuyahoga Community College ve ardından Virginia Union gibi büyük kolej basketbolunun merkezinde olmayan okullarda oynadı.

Dolayısıyla o güne döndüğümüzde, “Neden hiçbir takım Ben Wallace’ı seçmedi?” sorusunun cevabı aslında çok da şaşırtıcı değil (yani hata denemez).

Ne çok uzundu. Ne iyi bir şutördü. Ne de hücum repertuvarı genişti.

Ama NBA takımlarının o zaman göremediği bir şey vardı: Savunmada ortaya çıkacak canavar.

Hücumda neredeyse hiçbir şey vaat etmiyordu

Wallace’ın kariyerine baktığımızda bugün bile oldukça tuhaf görünen rakamlarla karşılaşıyoruz.

Kariyer sayı ortalaması: 5,7 sayı.

Serbest atış yüzdesi: yaklaşık %41.

Üçlük? Yok denecek kadar az.

Asist? Sınırlı.

Boyalı alanda sırtı dönük oyun? Yok.

Yani Wallace’ı klasik anlamda bir NBA yıldızı olarak tanımlamak oldukça zor!.

Ama basketbol yalnızca hücumdan ibaret değildi. Wallace’ın başka bir planı vardı.

Ribaund.
Blok.
Savunma.
Pozisyon alma.
Fiziksel mücadele.

Ve bunların tamamında zamanla ligin en iyilerinden biri hatta kendi devrinin ilki oldu.

NBA’e girmek bile kolay olmadı

1996’da draft edilmeyen Wallace, Washington Bullets ile sözleşme imzaladı.

İlk sezonunda yalnızca 34 maç oynadı. Yani NBA’e geldiği anda “geleceğin yıldızı” görüntüsü vermiyordu. Sonrasında Orlando Magic’e geçti. 1999-00 sezonunda 81 maçta forma giydi ve artık NBA’de kalıcı olabileceğini göstermeye başladı.

Ama hala bir yıldız değildi. Sonra kariyerinin kaderini değiştiren takas geldi.

Grant Hill karşılığında Detroit’e

Orlando Magic, Grant Hill’i kadrosuna katmak için Detroit Pistons ile takas yaptı.

Grant Hill o dönemde büyük bir yıldızdı. Ben Wallace ise draft edilmemiş, hücumda sınırlı bir oyuncuydu.

Kağıt üzerinde ortada büyük bir fark vardı. Fakat NBA tarihinin en ironik hikayelerinden biri tam burada başladı: Grant Hill’in sakatlıklarla kariyeri sekteye uğrarken, Ben Wallace Detroit’te bir savunma imparatorluğu kurdu.

Pistons’ın kimliği değişti. Ve Wallace, bu kimliğin merkezine yerleşti.

Sonra “Big Ben” ortaya çıktı

2001-02 sezonunda Wallace artık NBA’in en korkutucu savunmacılarından biriydi.

** O sezon:

Ribaund kralı.
Blok kralı.
Defensive Player of the Year.

Üçünü birden yaptı. Ve bu bir defalık bir patlama değildi.

Wallace, 2002, 2003, 2005 ve 2006’da tam dört kez Defensive Player of the Year seçildi.

Bu, onun NBA tarihinin en büyük savunmacılarından biri olduğunu tartışmasız şekilde ortaya koydu.

Hücumda yoktu ama savunmada duvar gibiydi

Wallace’ın en ilginç tarafı burada ortaya çıkıyor. Hücumda rakibin savunma planını değiştirecek bir oyuncu değildi. Fakat savunmada rakip takımın hücum planını tamamen değiştirebiliyordu.

Yaklaşık 2,06 metrelik boyuna rağmen kendisinden 10-15 santimetre uzun, kollarıyla birlikte fiziksel olarak çok daha büyük pivotlarla mücadele etti.

Olağanüstü ayak çabukluğu vardı. Çok güçlüydü. Pozisyon bilgisi üst düzeydi. Ribaund sezgisi inanılmazdı.

Ve en önemlisi: Rakibin ne yapmak istediğini önceden okuyabiliyordu.

Wallace’ın savunmadaki etkisi yalnızca blok sayısıyla ölçülemezdi. Bazen bir şutu bloklamasına bile gerek yoktu. Rakibin boyalı alana girmeye cesaret edememesi yeterliydi (adeta manyetik alan yarattı).

2004: Shaq ve Kobe’ye karşı

2004 NBA Finalleri’nde Detroit Pistons’ın karşısında Los Angeles Lakers vardı.

Üstelik sıradan bir Lakers takımı değildi:

Shaquille O’Neal.
Kobe Bryant.
Karl Malone.
Gary Payton.

Bir tarafta dönemin en büyük yıldızlarından oluşan Lakers, diğer tarafta yıldız gücü daha düşük ama müthiş bir savunma sistemi olan Detroit.

Ve bu sistemin kalbinde: Ben Wallace vardı. Pistons seriyi 4-1 kazandı ve NBA şampiyonu oldu.

Wallace özellikle Shaquille O’Neal’a karşı fiziksel savunmasıyla serinin en önemli isimlerinden biri haline geldi.

Son maçta ise hücumda da adeta “bugün biraz da ben” dedi: 18 sayı, 22 ribaund.

22 ribaund zaten Wallace için sürpriz değildi. Ama 18 sayı? O gece hücumda da adeta GOAT moduna bağladı!.

10.000 ribaundu geçen tek undrafted oyuncu

Wallace’ın kariyerinin en etkileyici istatistiklerinden biri: 10.482 ribaund.

NBA tarihinde 10.000 ribaund barajını aşmak zaten büyük bir başarı.

Fakat Wallace bunu daha da özel hale getirdi: NBA Draftı’nda seçilmeyen oyuncular arasında 10.000 ribaunda ulaşan tek oyuncu oldu!.

Kariyerinde ayrıca: 2.137 blok yaptı.

Yani NBA’e girdiğinde kimsenin draft etmeye değer görmediği bir oyuncu, zamanla ligin en elit savunma istatistiklerine sahip oyuncularından birine dönüştü.

4 Kez All-Star oldu

Wallace’ın dört kez All-Star seçilmesi de başlı başına inanılmaz.

2003, 2004, 2005 ve 2006.

Üstelik All-Star maçında ilk beş başlayan tek undrafted oyuncu oldu.

Düşünün: NBA Draftı’nda hiçbir takım tarafından seçilmiyorsunuz. Sonra birkaç yıl içerisinde ligin en iyi savunmacısı oluyorsunuz. Ardından All-Star oluyorsunuz. Sonra NBA şampiyonluğu kazanıyorsunuz.

Ve sonunda Hall of Fame’e giriyorsunuz.

Draft edilmeyen oyuncudan 60 milyon dolarlık yıldıza

2006’da Wallace, Detroit’ten ayrılarak Chicago Bulls ile 4 yıllık, 60 milyon dolarlık sözleşme imzaladı.

Bir zamanlar NBA takımlarının draft etmeye bile değer görmediği oyuncu artık milyonlarca dolarlık yıldız kontratına imza atıyordu. Bu, yalnızca basketbol kariyerindeki değil, NBA Draft tarihindeki en büyük dönüşümlerden biriydi.

Forması tavana asıldı

Wallace 2012’de NBA kariyerini tamamladı.

2016’da Detroit Pistons, onun 3 numaralı formasını emekliye ayırdı.

2021’de ise basketbol dünyasının en büyük onurlarından birini aldı: Naismith Basketball Hall of Fame.

Ve hikayenin belki de en güzel kısmı burada.

Draft gecesinde seçilmeyen Hall of Famer

Ben Wallace, modern dönemde NBA Draftı’nda seçilmeden Hall of Fame’e giren ilk oyuncu oldu.

Düşünün: 1996’da 58 oyuncunun seçildiği draftta onun adı yoktu. NBA takımları onun geleceğini göremedi. Kolej kariyeri büyük programlarda geçmedi.

Hücum yetenekleri sınırlıydı. Boyu, elit pivotlar arasında dezavantajdı. Şutu yoktu. Skor üretimi yoktu. Ama Wallace kendi eksiklerini değiştirmeye çalışmak yerine, güçlü olduğu alanları kusursuzlaştırdı.

Ben Wallace’ın hikayesi: yeteneğin her zaman ilk bakışta görülemeyeceğinin hikayesi.

Sonuç olarak; NBA tarihinde bazı oyuncular vardır; yıldız olmak için seçilir, Bazıları ise seçilmedikleri için yıldız olmak zorunda kalır. Ben Wallace, ikinci grubun belki de en çarpıcı örneğidir!.

** Peki ya Moses Malone diyenler olacaktır (3 kez MVP, 1 kez NBA şampiyonu, 12 kez All-Star, 1983 NBA Finals MVP, Hall of Fame).

O da NBA Draftı’nda seçilmedi. Ancak Malone doğrudan NBA’e gelmedi; 1974’te ABA’ya gitti ve 1976’da NBA’e geçti. Bu nedenle onu klasik “undrafted NBA oyuncusu” kategorisinde değerlendirirken parantez açmak gerekir.

Son Haberler

CHELSEA-MONACO-EVERTON ÜÇGENİNDE AKILALMAZ DOMİNO ETKİSİ

Transfer son gününün (Deadline Day) en karmaşık draması Chelsea, Everton ve AS Monaco üçgeninde yaşandı. Londra, Merseyside ve Monako...

Benzer Konular