Ultra Koşu Yaşlandırıyor mu?
Son aylarda dayanıklılık sporları dünyasında oldukça dikkat çeken bir soru var: “Ultra koşu insanı yaşlandırıyor mu?”
Koşunun sağlığa faydalarını yıllardır konuşuyoruz. Düzenli fiziksel aktivitenin kalp-damar sağlığını desteklediğini, metabolik sağlığa katkı sağladığını, birçok kronik hastalık riskini azalttığını ve sağlıklı yaşlanmayla ilişkili olduğunu biliyoruz.
Dünya Sağlık Örgütü de yetişkinler için haftada 150–300 dakika orta şiddette veya 75–150 dakika yüksek şiddette aerobik aktivite öneriyor. Üstelik bu seviyelerin üzerine çıkmanın da bazı ek sağlık faydaları sağlayabileceğini belirtiyor.
Peki ya işin ucu diğer tarafa giderse?
Yani daha fazla, daha uzun ve daha yoğun koşarsak?
Özellikle maraton ve ultra maraton gibi vücudu saatler boyunca ciddi bir fizyolojik stres altında bırakan yarışlarda ne oluyor?
İşte son dönemde yayımlanan dikkat çekici bir araştırma bu soruya, bu kez kırmızı kan hücreleri üzerinden bakıyor.
Kırmızı kan hücrelerine ne oluyor?
Amerika’da yeni yayımlanan çalışmada araştırmacılar, toplam 23 ultra dayanıklılık koşucusunun yarış öncesi ve hemen sonrasındaki kan örneklerini inceledi.
** Koşucular iki farklı yarışa katılmıştı:
Martigny–Combes à Chamonix (MCC): 40 km
Ultra-Trail du Mont-Blanc (UTMB): 171 km
Araştırmacılar yalnızca standart kan değerlerine bakmadı. Kırmızı kan hücrelerinin içindeki binlerce protein, lipid, metabolit ve eser elementi analiz ederek, uzun süreli dayanıklılık koşusunun bu hücrelerde moleküler düzeyde neler değiştirdiğini araştırdılar.
Ve ortaya oldukça ilginç bir tablo çıktı.
Kırmızı kan hücreleri “yaşlanıyor” gibi davranıyor
Kırmızı kan hücrelerinin temel görevini hepimiz biliyoruz: Oksijeni dokulara taşımak ve karbondioksitin taşınmasına yardımcı olmak.
Ama bu hücrelerin görevlerini düzgün yapabilmesi için önemli bir özelliğe daha ihtiyaçları var: Esnek olmaları.
Çünkü kırmızı kan hücreleri, vücudun en küçük damarlarından geçerken şekillerini değiştirmek zorunda.
Araştırmada özellikle uzun mesafeden sonra kırmızı kan hücrelerinin deformabilitesinin, yani esnekliğinin azaldığı görüldü. Bunun yanında hücrelerde oksidatif stres, inflamasyon ve moleküler hasarla ilişkili değişiklikler de saptandı.
Daha da ilginç olan şu: Bu değişimler yalnızca 171 kilometrelik ultra maratonda görülmedi. 40 kilometrelik yarışın ardından da kırmızı kan hücrelerinde belirgin değişiklikler vardı.
Ancak 171 kilometrelik UTMB’de bu etkiler çok daha belirgin hale geldi ki bu normal.
Başka bir ifadeyle, mesafe uzadıkça kırmızı kan hücreleri üzerindeki stres de artıyor gibi görünüyor. Önceki araştırmalarda da 171 km’lik yarış sonrasında kırmızı kan hücrelerinin deformabilitesinde azalma ve kanın reolojik özelliklerinde değişiklikler gösterilmişti.
Peki neden oluyor?
Araştırmacılar burada iki farklı mekanizmadan söz ediyor.
** İlki mekanik stres.
Saatler boyunca koşmak, kanın damarlar içerisindeki akışını ve basınç koşullarını sürekli değiştiriyor. Kırmızı kan hücreleri de bu süreçte mekanik olarak strese maruz kalabiliyor.
** İkincisi ise inflamasyon ve oksidatif stres.
Ultra dayanıklılık yarışları vücutta güçlü bir inflamatuvar yanıt oluşturabiliyor. Özellikle 171 kilometrelik yarış sonrasında inflamasyonla ilişkili bazı moleküllerde belirgin artışlar gözlendi.
Araştırmacılar, bu inflamatuvar ve oksidatif ortamın kırmızı kan hücrelerinin yapısını ve fonksiyonunu etkileyebileceğini düşünüyor.
Ve burada araştırmanın en dikkat çekici kısmına geliyoruz: Bu değişiklikler, kırmızı kan hücrelerinin daha hızlı yaşlanıp dolaşımdan uzaklaştırılmasıyla ilişkili mekanizmaları andırıyor.
Dolayısıyla çalışmanın başlığına da yansıyan “accelerated aging” ifadesi buradan geliyor.
Ama burada önemli bir ayrım var.
Bu, “ultra koşan insanların biyolojik yaşı hızlanıyor” anlamına gelmiyor. Çalışmanın gösterdiği şey, öncelikle kırmızı kan hücrelerinin akut olarak yaşlanmayı ve hasarı andıran değişiklikler göstermesi. Yani bu ikisi aynı şey değil.
O zaman ultra koşu zararlı mı?
İşte asıl soru burada başlıyor.
Ve mevcut araştırmanın cevabı aslında oldukça temkinli: Bilmiyoruz.
Çünkü araştırmacılar çok önemli bir noktayı açıkça belirtiyor: Yarıştan sonra gözlenen bu hasarın ne kadar sürede düzeldiğini, uzun vadede kalıcı bir sonuç doğurup doğurmadığını ve bu değişikliklerin organizma açısından gerçekten zararlı mı yoksa adaptasyonun bir parçası mı olduğunu henüz bilmiyoruz.
Üstelik çalışma yalnızca 23 kişi üzerinde yapıldı ve kan örnekleri temel olarak yarıştan hemen önce ve hemen sonra alındı.
Yani elimizde uzun yıllar boyunca takip edilmiş binlerce ultra maratoncudan oluşan bir veri seti yok.
Bu nedenle bu çalışmadan: “Ultra koşu yaşlandırır.” veya “Ultra maraton yapmak sağlığa zararlıdır.” gibi kesin sonuçlar çıkarmak doğru olmaz.
Aslında burada çok daha ilginç bir soru var;
Vücudumuz egzersiz sırasında strese giriyor. Kaslarımızda mikroskobik hasarlar oluşuyor.
İnflamasyon artıyor. Oksidatif stres yükseliyor. Sonra vücut bunları onarıyor ve çoğu zaman daha güçlü hale geliyor. Zaten egzersizin önemli bir kısmı tam olarak bu stres → toparlanma → adaptasyon döngüsü üzerinden çalışıyor.
O halde ultra koşuda gördüğümüz kırmızı kan hücresi hasarı da bu adaptasyon sürecinin bir parçası olabilir mi? Olabilir.
Ama henüz bunu söylemek için de yeterli verimiz yok!.
Belki de mesele belki de “koşmak mı, koşmamak mı?” değil.
Mesele: Ne kadar koşuyoruz, ne sıklıkta koşuyoruz ve vücudumuza toparlanması için ne kadar zaman veriyoruz?
Bizce şu aşamada çıkarılabilecek en makul sonuç şu: Koşmayı bırakmak için bir nedenimiz yok. Düzenli fiziksel aktivitenin sağlık açısından faydaları konusunda elimizde çok daha geniş ve güçlü bir bilimsel literatür var. Dünya Sağlık Örgütü de düzenli fiziksel aktiviteyi güçlü biçimde öneriyor.
Ama aynı zamanda “daha fazla her zaman daha iyidir” düşüncesini de sorgulamak gerekiyor. Özellikle ultra dayanıklılık sporlarında antrenman yükü, yarış sıklığı, beslenme, uyku ve toparlanma en az performans kadar önemli olabilir.
Bir 100 mil yarışını tamamlamak inanılmaz bir fiziksel ve mental başarı olabilir. Ama vücudun bunu nasıl ödediğini ve ne kadar sürede toparlandığını anlamak da en az yarışı tamamlamak kadar önemli!
