İtalya Futbolu Neden Çöküyor?
Dün akşam İtalya, Bosna Hersek’e yenilerek Dünya Kupası Elemeleri’ne veda etti. Böylece dört kez dünya şampiyonu olan Azzurri, üst üste üçüncü kez futbolun en büyük sahnesinin dışında kaldı.
Bir zamanlar dünya futboluna yön veren, savunma ekolüyle nesillere ilham olan ve Serie A’yı gezegenin en prestijli ligi haline getiren bir ülke için bu, sıradan bir sportif başarısızlık değil; yıllardır biriken yapısal sorunların kaçınılmaz sonucu.
Artık İtalya’da tartışılması gereken konu sadece teknik direktör değişikliği ya da kaçan jenerasyonlar değil.
Asıl soru şu: Calcio’yu bu noktaya getiren neydi ve bu çöküşün gerçek sorumlusu kim?
Sorun Teknik Direktör-Futbolcu Değil, Sistemin Kendisi
İtalya’nın Dünya Kupası Elemeleri’nden üst üste üçüncü kez elenmesi, ülkede adeta deprem etkisi yarattı. Dört kez Dünya Kupası kazanmış, dünyanın en köklü futbol kültürlerinden birine ve en prestijli liglerinden birine sahip bir ülkeden bahsediyoruz.
Peki sorun ne? Şans mı? Kötü jenerasyon mu? Yanlış teknik direktör seçimleri mi? Yoksa baştan aşağı çürümüş bir sistem mi?
130 yıllık Calcio tarihinde yaşanan bu düşüş gerçekten tez konusu olacak cinsten. “Bir şey üç kez üst üste oluyorsa, bu artık şans değildir.” Bu söz sık sık Agatha Christie’ye atfedilir, ama kimin söylediğinden bağımsız olarak, İtalya’nın yaşadığı tabloyu çok iyi özetliyor.
İngilizlerin meşhur “Three times is a pattern” (Üç kez olması artık bir örüntüdür) sözü de aynı gerçeğe işaret ediyor.
Artık ortada tek seferlik bir başarısızlık değil, yıllardır devam eden yapısal bir problem var.
Sorun A’dan Zýe kokuşmşu ve demode sistem
İtalya’da son yıllarda teknik direktörler değişti, federasyon yönetimleri tartışıldı, farklı jenerasyonlar geldi geçti. Ancak sonuç değişmedi. Çünkü sorun çok daha derinde.
Calcio’nun net nalamda tepeden tırnağa yeniden inşa edilmesi gerekiyor. 50 milyondan fazla insanın tutkuyla bağlı olduğu bu futbol kültürü artık köklü bir reforma ihtiyaç duyuyor.
Üstelik son dönemde İtalya’da genç futbol sistemi hakkında ortaya atılan iddiaların yarısı bile doğruysa, durum sanılandan çok daha vahim!
Liyakat yerine ilişkiler
İtalyan genç futbolunda en çok eleştirilen konulardan biri, bağlantıların ve ilişkilerin lıyakatın önüne geçmesi. Birçok eski futbolcu ve altyapı oyuncusunun anlattıklarına göre genç akademilere girebilmek için yalnızca yetenek yeterli olmuyor. Doğru insanları tanımak, doğru çevrelere ulaşabilmek de büyük önem taşıyor.
Elbette bu durum tüm kulüpler için geçerli değil. Ancak sistemde böyle bir algının oluşmuş olması bile başlı başına büyük bir sorun. Çünkü futbol, torpilin değil yeteneğin ödüllendirildiği bir alan olmak zorunda.
Genç antrenörler neredeyse gönüllü çalışıyor
Sorun sadece oyuncularla da sınırlı değil. İtalya’da altyapı antrenörleri yıllardır çok düşük ücretlerle çalışıyor. Hatta birçok antrenörün aldığı ücret, hafta sonu deplasman masraflarını bile karşılamıyor. Haftada üç-dört antrenman… Hafta sonları uzun deplasman yolculukları… Hazırlık süreçleri… Toplamda haftada yaklaşık 20 saatlik ciddi bir emek.
Buna rağmen birçok altyapı antrenörü geçimini sağlayabilmek için ikinci bir iş yapmak zorunda kalıyor. Doğal olarak kariyerlerinde yükselebilmek için tek hedefleri üst yaş gruplarına geçmek oluyor.
İşte sistemin en büyük açmazlarından biri de burada başlıyor.
Önce kazan, sonra oyuncu geliştir. Alt yaş kategorilerindeki teknik direktörler, oyuncu geliştirdikleri için değil; kazandıkları maçlar sayesinde terfi ediyor. Bu da ister istemez “önce kazan” anlayışını doğuruyor.
Böyle olunca fiziksel olarak erken gelişmiş çocuklar forma buluyor; teknik kapasitesi yüksek ama gelişimini biraz daha geç tamamlayan oyuncular ise kenarda kalıyor. Bugünün futbolunda ise tam tersi gerekiyor. Teknik, yaratıcılık ve oyun zekAsı uzun vadede fiziksel üstünlükten çok daha değerli hale geliyor.
Gençlere güvenilmiyor
İtalya’nın yıllardır çözemediği bir başka problem de genç futbolculara yeterince süre verilmemesi. Serie A, Avrupa’nın beş büyük ligi arasında 21 yaş altı oyunculara en az süre veren liglerden biri. Kulüpler çoğu zaman gelişime yatırım yapmak yerine, 31-32 yasındaki tecrübeli oyuncuyu tercih ediyor.
Bu anlayış kısa vadede güvenli görünse de uzun vadede milli takımın geleceğini tüketiyor. Çünkü genç futbolcu oynayarak gelişir. Oynamayan oyuncunun potansiyeli ise sadece bir ihtimal olarak kalır.
Altyapı başarılı
A Milli Takım başarısız İşin ilginç tarafı ise İtalya’nın genç milli takımları aslında kötü değil. U16’dan U20 seviyesine kadar birçok uluslararası turnuvada başarılı sonuçlar alıyorlar. Yani ülkede yetenek var. Sorun, bu yetenekleri A Milli Takım seviyesine taşıyabilmek.
Uzun yıllar boyunca B takımlarının Serie C’de mücadele etmesine izin verilmemesi de bu kopukluğu daha da büyüttü. Genç futbol ile profesyonel futbol arasında doğal bir geçiş basamağı oluşmadı.
Bugün Juventus Next Gen, Atalanta U23 ve Milan Fütüro gibi projeler bu eksikliği kapatmaya çalışıyor. Ancak İspanya ve Almanya bu sistemi yaklaşık yirmi yıldır kullanıyor. İtalya ise oldukça geç harekete geçti.
İtalya artık yaratıcı oyuncu yetiştiremiyor
Belki de en dikkat çekici sorun bu. Bir zamanlar Roberto Baggio, Gianfranco Zola, Alessandro Del Piero, Francesco Totti ve Andrea Pirlo gibi oyun kurucular çıkaran ülke, bugün dünya çapında yaratıcı oyuncu üretmekte zorlanıyor. Scoutlar hala fiziksel özelliklere büyük önem veriyor. Antrenman metodolojisi ise modern futbola göre oldukça muhafazakar kalıyor.
Oysa günümüz futbolunda fark yaratan oyuncular; bunların yanında çalım atabilen, dar alanda çözüm üretebilen ve bireysel yaratıcılığı yüksek isimler. İtalya ise yıllardır bu profil oyuncuları yeterince yetiştiremiyor. Bu durum yalnızca antrenman yöntemleriyle açıklanamaz. Bu, doğrudan sistemsel bir problem.
Futbolcu değil, ürün yetiştiriliyor
Genç futbolundaki transfer düzeni de eleştirilerin odağında. Kulüpler, genç oyuncuları mümkün olduğunca erken satmaya çalışıyor. Bu da futbolcuların gelişmesi gereken bireyler olarak değil, kısa vadede gelir sağlayacak yatırım araçları olarak görülmesine neden oluyor.
Antrenör kazanmak zorunda. Kulüp para kazanmak zorunda. Yönetici başarılı görünmek zorunda. Menajerler zaten bir nevi akbaba… Bu denklemde oyuncu gelişimi çoğu zaman ikinci plana itiliyor.
Sorun yalnızca futbola özgü
İlginç olan ise İtalya’nın aynı dönemde tenis ve voleybolda büyük başarılar elde etmesi. Jannik Sinner’dan Berrettini-Paolini’ye, erkek ve kadın voleybol milli takımlarına kadar birçok branşta ülke, doğru planlama sayesinde dünya zirvesine çıktı. Atletizm’de 100 metrede Marcell Jacobs ile Tokyo’da Olimpiyat şampiyonluğu bile kazandılar.
2024 Paris’i de 12 altın toplam 40 madalya ile kapattılar ki; 1-2 branş özeli değil, bisikletinden kanosuna, atıcılıktan yüzmesine, küreğinden judosuna, eskriminden yelkene; Il Canto Degli dinlettirdiler defalarca…
Demek ki sorun İtalyan spor kültürü değil. Sorun, yalnızca futbol sisteminde!.
Bosna yenilgisi bir milat olabilir mi?
Belki de Bosna karşısında alınan o ağır yenilgi ve üst üste gelen üçüncü Dünya Kupası başarısızlığı, İtalyan futbolunun ihtiyaç duyduğu büyük dönüşümün başlangıcı olur.
Çünkü artık konuşulması gereken konu x,y,z değil tamamen sistem. Sorun çok daha derinde. Liyakatten altyapıya, genç oyuncu gelişiminden antrenör eğitimine kadar sistemin neredeyse her halkası yeniden yapılanmak zorunda.
Futbol, İtalya’nın kültürel kimliğinin en önemli parçalarından biri. Ve dürüst olmak gerekirse… İtalya’nın yeniden ayağa kalkmasına sadece İtalyanların değil, bizlerin de ihtiyacı var.
