https://abcspor.com/wp-content/uploads/2020/11/ataturk.jpg

BOVISA’NIN BÜYÜCÜSÜ VE VERONA’NIN ÖLÜMSÜZ SCUDETTOSU, 1985

Okunması Gerekenler

İtalyan futbolu dün büyük bir değerini kaybetti. Osvaldo Bagnoli, 91 yaşında hayata veda etti. Ancak özellikle Verona şehri için bu, yalnızca bir teknik direktörün kaybı değil; bir dönemin, bir ruhun ve belki de İtalyan futbol tarihinin en güzel masallarından birinin mimarının vedasıydı.

İtalya futbolunda ondan daha fazla kupa kazanmış, daha büyük kulüplerde görev yapmış ya da daha fazla tanınmış teknik direktörler elbette oldu. Ancak Bagnoli, 1985 yılında Hellas Verona’yı Serie A şampiyonluğuna taşıyarak futbol tarihinin en sıra dışı başarı hikayelerinden birini yazan efsaneydi.

40 sene sonra bugün bile Verona’da hala bir ulusal hazine olarak anılması ise hiç şaşırtıcı değil. Çünkü bazı insanlar kazandıkları kupalardan çok daha fazlasını bırakır!.

Bir Şampiyonluktan Çok Daha Fazlası

Hellas Verona’nın 1985 yılında kazandığı Scudetto, kulüp tarihindeki tek Serie A şampiyonluğudur. Aynı zamanda Veneto bölgesinden bir takımın İtalya şampiyonu olduğu tek sezondur diye belirtelim.

Modern futbol açısından bakıldığında, Leicester City’nin 2016 Premier League zaferi bu başarının büyüklüğünü anlatmak için en yakın örnek olabilir.

1980’lerin İtalya’sında futbolun güç dengeleri bugünkünden bile daha katıydı. Büyük şehirlerin, büyük kulüplerin ve büyük ekonomik güçlerin egemen olduğu bir lig vardı. Juventus, Milan ve Inter gibi devler İtalyan futbolunun merkezindeydi. Roma ve Napoli de bu düzenin güçlü parçalarıydı.

Verona gibi bir takımın zirveye çıkması, futbol düzeninin dışından gelen büyük bir meydan okumaydı! Üstelik Verona’nın geçmişi de büyük bir başarı hikayesine işaret etmiyordu. 1981 yılında takım Serie C’ye düşmekten yalnızca bir puan farkla kurtulmuştu. Ardından Osvaldo Bagnoli göreve geldi ve kısa süre içinde kulübü yeniden Serie A’ya taşıdı.

Serie A’nın Altın Çağında Gelen Mucize

Bugün Premier Lig dünyanın finansal merkezi olarak görülse de 1980’lerde futbolun tahtı Serie A’daydı. Dünyanın en büyük yıldızları İtalya’ya geliyordu. Ligin kalitesi, ekonomik gücü ve rekabet seviyesi benzersizdi.

Üstelik yabancı oyuncu sayısının takım başına iki kişiyle sınırlandırılması, yıldızların kulüpler arasında daha dengeli dağılmasına neden oluyordu.

1984 yazındaki transferlere bakmak bile dönemin büyüklüğünü anlamaya yeter: Inter, Alman yıldız Karl-Heinz Rummenigge’yi kadrosuna kattı. Fiorentina, Brezilya futbolunun dahisi Socrates’i transfer etti. Torino ise Junior gibi bir başka Brezilya yıldızını aldı.

Milan, Ray Wilkins ve Mark Hateley ile güçlenirken, Sampdoria Avrupa şampiyonu Liverpool’dan Graeme Souness’ı getirdi.
Bu yıldızların olduğu bir ligde zaten Michel Platini, Zico, Paolo Rossi, Zbigniew Boniek, Falcao, Toninho Çerezo ve Michael Laudrup gibi dünya çapında isimler mücadele ediyordu.

Verona’nın yaptığı transferler ise bu dev isimlerin yanında mütevazı görünüyordu. Ama belki de hikayenin güzelliği tam olarak buradaydı.

Briegel ve Elkjær: Verona’nın Gizli Silahları

Verona, 1984 yazında iki yabancı oyuncu transfer etti: Hans-Peter Briegel ve Preben Elkjær.
Hans-Peter Briegel, Batı Almanya Milli Takımı’nın önemli parçalarından biriydi. 1982 Dünya Kupası finali ve 1984 Avrupa Şampiyonası yarı finali görmüş bir oyuncuydu. Fizik gücü, dayanıklılığı ve çok yönlülüğüyle Verona’nın orta sahasında büyük fark yarattı (o zamanlar orta saha oyuncusu idi).

Bugünkü tabirle “box-to-box” orta saha rolünü oynuyordu. Başarısı öyle büyüktü ki 1985’te Almanya’da Yılın Futbolcusu seçildi ve bu ödülü kazanan ilk yurt dışında oynayan Alman futbolcu oldu.

Preben Elkjær ise daha az tanınan bir isimdi. Belçika ekibi Lokeren’den gelmişti. Ancak kısa süre içinde Verona taraftarlarının sevgilisi olacaktı. Takım ayrıca Fabio Marangon, Dario Donà ve Franco Turchetta gibi ara parçalarla kadrosunu güçlendirdi.

Bovisa’nın Büyücüsü

Milano’nun işçi sınıfı mahallesi Bovisa’da doğduğu için “Bovisa’nın Büyücüsü” olarak anılan Bagnoli, 1981’de Verona’nın başına geçtiğinde takım Serie B’deydi. Eski bir orta saha oyuncusu olan Bagnoli’nin futbol anlayışı kendi karakterini yansıtıyordu: Disiplinli, sade ve kolektif. Ancak onun takımları yalnızca savunmaya dayalı değildi. İtalya’da uzun süre Bagnoli’nin Catenaccıo anlayışının temsilcisi olduğu söylendi.

Oysa gerçek bundan çok daha farklıydı. Verona çok iyi organize olan, savunmayı bilen ancak hücum geçişlerini de mükemmel kullanan modern bir takımdı.

Maradona’ya Karşı Başlayan Masal

1984-85 sezonu aynı zamanda Diego Maradona’nın Serie A’ya geldiği sezondu. Arjantinli yıldız Napoli’ye transfer olmuş ve İtalya futbolunu değiştirecek yeni bir dönemin başlangıcını yapmıştı. Ancak Maradona’nın Serie A’daki ilk maçı Verona deplasmanındaydı. Bentegodi Stadı’nda Verona taraftarlarının yarattığı sert atmosfer, Arjantinli yıldızın unutamayacağı anlardan biri oldu. Verona ise sahada konuştu. Briegel, Galderisi ve Di Gennaro’nun golleriyle Napoli’yi 3-1 mağlup eden Verona, herkese güçlü bir mesaj verdi.

Ardından Inter deplasmanından alınan beraberlik ve Juventus karşısında Bentegodi’de gelen unutulmaz galibiyet, Verona’nın artık tesadüf olmadığını gösterdi. Özellikle Elkjær’in Juventus’a attığı gol sezonun sembollerinden biri oldu. Danimarkalı oyuncu, mücadele sırasında bir kramponunu kaybetmesine rağmen durmadı, topu sürdü ve golünü attı. Bu gol, Verona’nın ruhunu anlatan ikonik bir andı.

Baskıyı Yönetmek: Bagnoli’nin Büyük Farkı

Basın artık Verona’dan şampiyonluk adayı olarak bahsediyordu. Şehir Scudetto hayaline kapılmıştı. Ancak Bagnoli farklı düşünüyordu. Şampiyonluk kelimesini kullanmaktan özellikle kaçınıyor, oyuncularının üzerindeki baskıyı azaltmaya çalışıyordu. Çünkü futbolun psikolojik tarafını çok iyi biliyordu. Nitekim kış aylarında Verona’nın ritmi bozuldu. Dört maçta yalnızca bir galibiyet alabildiler.

İlk yarının son maçında ise sezonun ilk yenilgisi geldi. Kar fırtınası altındaki Partenio Stadı’nda Avellino’ya 2-1 kaybettiler. Ama Verona vazgeçmedi. Bahar geldiğinde takım yeniden ayağa kalktı. Mart ayında alınan kritik sonuçlarla birlikte zirvedeki yerlerini (6 puan farkla) güçlendirdiler.

Arkalarında ise İtalya futbolunun devleri vardı: Inter, Milan, Juventus, Torino ve Sampdoria. Ama Verona, son düzlükte sahip olduğu avantajı korumayı başardı.

Bergamo’dan Gelen Tarihi An, 12 Mayıs 1985.

Verona şehri daha önce görülmemiş bir manzaraya sahne oldu. Arabalar, otobüsler ve taraftar konvoyları mavi-sarı renklere bürünmüş şekilde Bergamo’ya doğru ilerliyor, şehir sanki 7’den 70’e göç ediyordu.

Rakip Atalanta’ydı. Ev sahibi takım golü buldu. Ancak ikinci yarının başlamasından yalnızca altı dakika sonra Preben Elkjær sahneye çıktı. Attığı gol sadece skoru eşitlemedi. Hellas Verona’nın adını İtalyan futbol tarihine yazdırdı. Verona Serie A şampiyonuydu.

Savunmanın ve Kolektif Gücün Zaferi

Verona’nın başarısı sadece duygusal bir hikaye değildi. Rakamlar da bu takımın ne kadar güçlü olduğunu gösteriyordu. Şampiyonluk sezonunda Verona: 30 maçta 16 kez kalesini gole kapattı. Sadece 19 gol yediler. Kadroda yalnızca 17 oyuncu kullandılar.

Briegel, 27 maçta 9 gol attı. Elkjær ise 23 maçta 8 gol kaydetti. Verona taraftarları ona “Il Sindaco” yani “Belediye Başkanı” lakabını verdi. Danimarkalı yıldız, hatta 1984 Ballon d’Or’da üçüncü, 1985’te de ikinci sırada yer aldı.

Şampiyonluğun Diğer Ana Parçaları

Kaleci Claudio Garella

Takım kaptanı Roberto Tricella – Savunmanın Beyni

Giuseppe Galderisi – Sezonun en golcü oyuncusuydu: 11 Serie A golü

Antonio Di Gennaro – Takımın Beyni, Verona’nın yaratıcı merkezi.

Bir Şehir, Bir Takım, Bir Teknik Direktör

Verona’nın şampiyonluk kutlamalarında oyuncularının kameralar karşısındaki şaşkınlığı unutulmaz (youtube belgesellerde var). Çünkü onlar kupa kazanmaya alışmış bir takım değildi. Sanki başka birinin partisinde misafir gibiydiler.

Ama devamı gelemedi. İtalyan futbolunun düzeni kısa süre sonra yeniden kurulacaktı. Napoli ve Sampdoria sonraki yıllarda şampiyonluk yaşayacak, ardından Juventus ve Milan eski hakimiyetlerini geri kazanacaktı. Sonraki 13 sezonun 11’inde Scudetto bu iki dev kulüp arasında paylaşılacaktı. Verona’nın zaferi ise futbol tarihinin özel bir parçası, istisna olarak kalacaktı.

Yazımızı da onun tarihe geçen sözlerinden biriyle bitireelim “Futbol basıt bir oyundur. Önemli olan doğru insanları bulacak kadar şanslı olmak, onları doğru yerlere yerleştirmek ve kendilerini ifade etmeleri için özgür bırakmaktır.”

1984-85 sezonunda Bagnoli tam olarak bunu yaptı.
Doğru insanlar.
Doğru yerler.
Doğru zaman

Son Haberler

6.50 MÜMKÜN MÜ? DUPLANTIS’İN İNSAN SINIRINA YOLCULUĞU

6.50 Metre Mümkün mü? Duplantis’in İnsan Sınırına Yolculuğu Sırıkla yüksek atlama dendiğinde, eski nesil için Sergey Bubka neyse, modern çağ...

Benzer Konular