Valencia’yı görenler iyi bilir. Eski nehir yatağının parka dönüştürüldüğü bölgeyi geçerken, dar sokaklar sizi şehrin kalbine doğru sürükler. Apartmanların arasından bir anda yükselmeye başlayan bir yapı karşınıza çıkar; Mestalla.
Cidden mistik bir stadyum orası… O elektriği içine girer girmez alıyorsunuz.
Peri masalı gibi bir Avrupa sezonu gerçiren Gençlerbirliği: 2003-2004 sezonunda UEFA Kupası 3. turunda Valencia ile eşleşmiş, Ankara’daki 1-0’lik galibiyetin rövanşında Mestalla Stadyumu’nda İspanyol ekibine 2-0 mağlup olarak turnuvadan elenmişti ki ben de ordaydım.
Burası bir stad değil, asırlık tarih, antik eser hatta... Mestalla’ya dikkatlice baktığınızda o aorayı görebiliyorsunuz. Hem de kelimenin tam anlamıyla.
Yüzyıl boyunca eklenen yeni tribünleri taşıyan kolonların arasında stadın eski halinin izleri hala seçilebiliyor. Adını taşıyan efsanevi batı tribünü ise, İspanya’da son çeyrek yüzyılda hızla yok olan eski stat kültürünün yaşayan son örneklerinden biri gibi duruyor.
102 yıl önce açılan Mestalla, ilk yıllarında tamamen ahşaptan yapılmış mütevazı bir stadyumdu. Yıllar içinde sayısız kez genişletildi ve bugün karşımızda duran dev yapıya dönüştü.
Tarihi de en az mimarisi kadar etkileyici. 1982 Dünya Kupası maçlarına ev sahipliği yaptı.
İspanya İç Savaşı sırasında ise bir dönem toplama kampı olarak kullanıldı. 1950’lerden bu yana gökyüzüne uzanan dik tribünleri sayesinde Avrupa futbolunun en korkutucu atmosferlerinden birini yaratıyor.
Eski statlarla günümüzün modern arenaları arasındaki en büyük fark da tam olarak bu; kaçacak hiçbir yer yok. Taraftarlar gladyatör arenası gibi adeta sahanın üzerine eğiliyor.
Valencia’nın en yüksek altıncı yapısının üzerine kurulmuş bu tribünlerde oyuncularla taraftar arasındaki mesafe neredeyse yok oluyor. İşte bu yakınlık, binlerce Valencialı’nın yarattığı o benzersiz atmosferin temelini oluşturuyor.
Aynı havayı; ne kadar modern, steril ve kurumsal bir stadyum inşa ederseniz edin yeniden üretmeniz mümkün değil!.
Belki klişe olacak ama Mestalla gerçekten de Valencia’nın ön ikinci oyuncusuydu. Héctor Cúper’in takımını üst üste iki Şampiyonlar Ligi finaline taşıyan unutulmaz Avrupa gecelerinden, 2000’li yılların başındaki “Ezici Makine” lakaplı Valencia’ya kadar…
Mestalla’nın ünü artık neredeyse efsane seviyesine ulaşmış durumda. Efsane Gol Norte tribünü, tribünün en tepesine kadar çıktığınızda neredeyse Everest’ izlenimi yaratan manzarası…
Gökyüzüne bu kadar yakınken insan kesin kendi kendine sormuştur; Valencia neden böylesine eşsiz bir stadyumu terk etmek istesin ki?
2006 yılında dönemin başkanı Juan Soler, şehir merkezinden uzakta inşa edilecek 80 bin kişilik tamamen koltuklu Nou Mestalla projesini duyurdu. İnşaat 2007’de başladı. Hedef, stadı 2009-10 sezonuna yetiştirmekti.
Ancak kulübün yaşadığı mali kriz nedeniyle temeller atıldıktan altı yıl sonra çalışmalar tamamen durdu. Meştalla’nın korunmasını isteyenler için bu kısa süreli bir rahatlama oldu. Birçokları için bu bir kaçılınmaz sondu ama ne kadar geç o kadar iyiydi!.
Fakat yarım kalan beton yapı, adeta kulübün üzerinde dolaşan gri bir hayalet gibi on iki yıl boyunca orada kaldı. Daha sonra Peter Lim inşaatın yeniden başlayacağını ve Valencia’nın 2030 Dünya Kupası’na kadar yeni stadına taşınacağını açıkladı.
Eğer bu plan gerçekleşirse, futbolun bir başka tarihi katedrali daha yok olup gidecek.
Ama hayatın cilvesi bu. Teknoloji, bilim eskileri yiyip yutuyor. Günümüz futbolunda da ekonomik olarak ayakta kalabilmek için modern statlar kulüplerin en önemli yatırımlarından biri haline geldi ki buna da itirazımız yok.
Bu süreçte eski San Mamés’i, Vicente Calderón’u de kaybetti İspanyollar…
Evet, yeni statlar daha konforlu. Kurumsal alanlar sunuyor. Daha fazla gelir sağlıyor. Yeni nesil, bu yüzyıl (özellikle genç) taraftarının beklentilerini çok daha iyi karşılıyor.
Ama bunun karşılığında neyi kaybediyoruz?
Yeni statlar çoğu zaman eskilerinin bıraktığı mirası taşıyamıyor.
Çünkü kaybolan şey sadece beton değil; atmosfer, kimlik. Ve o statlarda biriken anılar.
Aynı yeni yapılan devasa, lüks süslü salonların, çocukluğumuzun geçtiği Spor Sergi’nin yanından geçemeyeceği gerçeği gibi…
Yazarın diğer yazıları için tıklayın
mail: burak.belgen@abcspor.com
twitter: @BurakBelgen
