Evde, ayaklarınızı uzatıp kahvenizi yudumlarken, en yüksek çözünürlükte ve helikopter kameralarının kusursuz açısıyla bir bisiklet yarışı izlemek kesinlikle çok konforlu. Üstelik televizyon başındakiler, yarıştaki taktiksel hamleleri ve sporcuların durumunu anlık grafiklerle yerindeki bir seyirciden çok daha iyi görebiliyorken…
Buna rağmen on binlerce insanın saatlerce, bazen günlerce yol gidip yol kenarlarında beklemesinin arkasında bambaşka bir motivasyon var..
Yani yazı konumuz da tam olarak bu; neden evinde her türlü konfor altında seyretmek rağmen, onbilerce kişi bisiklet yarışlarını yerinde izlemeyi tercih ediyor?
Kendi köyünde, şehrinde hatta ülkesinde değilse bile, uçağa arabaya atlayıp, o ambiyansı yerinde yaşamaya gidiyor? Bu bir tutku mu, yoksa gereksiz bir delilik mi?
O birbirinden önemli Tour’lara, Anıt Yarışlarına katılmak hemen tüm bisikletçiler için bucket list ama ya seyirciler? Aradan 1 asır geçti. Eskiden sosyal medya, TV yayınları yok, hatta gazete yok, yani o yarışı görüp-yaşamak için tek şansınız orada olabilmek ama ya bugün…
“Sahi, neden gidiyoruz bu yarışlara? Televizyonun en kusursuz açıları sunduğu, telefon ve bilgisayarların ekranından her detaya anında ulaşabildiğimiz bir çağda; bir avuç bisikletçinin peşinde, yol kenarlarında neden kan ter içinde kalıyoruz?”
Mesela tribünde izlemek ile televizyonda izlemek arasında ne fark var? Aslında tiyatro ve sinema arasında ne kadar farkı varsa en az o kadar, hatta çok daha fazlası!..
Birşeyi çıplak gözle izlemek, kadrajın size getirebildiklerinin yanında çok daha ötesi… . Hele de bisiklet yarışlarında, sadece yarışı değil. yapıldığı yerleri, mekanları, parkurları ve belki asırlık tarihi yaşar, kendinizi oranın bir parçası gibi de hissedersiniz aynı zamanda… Adeta görüp hayran olduğunuz bir resim içine girip boyut değiştirmek gibi!.
Hele de bu sporun bağımlısı iseniz, haftalar öncesinden biletinizi alır, şafak sayar ve o tarihi gün geldiğinde yarışın olduğu kentin yolunu tutarsanız.
Ve oraya vardığınızda, asıl eğlenceli ama bir o kadar da kafa yorucu; orası mı burası mı soruları başlar.. Yani yarışta nerede duracaksınız sorunsalı..
Belki sağınız solunuz başka ülkelerden, başka dillerden insanlarla doludur ama kalbiniz aynı yöne atar hepsiyle.. Aslında düşünürseniz, tuvalet sorunu, toz duman içinde, terlemiş bir vücut, ve belki 2-3 saatlik yarışta toplamda 2-3 dakika görüp göremeyeceğiniz pedallar…
Ama… işte o ama var ya; o kadar çok şey barındırıyor ki içinde!.
Tarifi Olmayan, Organik- Saf Atmosfer ve “Kolektif Coşku”
Evde televizyon karşısında tek başınıza, ya da en fazla birkaç arkadaşınız yanınızdadır. Yol kenarında ise sizin gibi binlerce tutkulu insanla birliktesinizdir.
O devasa kalabalığın enerjisi, tezahüratları ve heyecanı, ekran başından asla alınamayacak bir ortak coşku (kolektif effervesans) yaratır. İnsanlar sadece yarısı değil, o festival havasını yaşamak için oraya gider.
İnanılmaz Hız ve Fiziksel Güce Yakından Tanıklık Etmek
Televizyon kameraları, geniş açılar nedeniyle hız duygusunu biraz düzleştirir. Ancak yol kenarında durduğunuzda, pelotunun (ana grubun) yanınızdan saatte 50-60 km (yokuş aşağı bazen 90-100 km) hızla bir rüzgar gibi geçip gitmesi, o vinlama sesi ve zincir şakırtıları kelimenin tam anlamıyla büyüleyicidir.
Sporcuların yüzündeki acıyı, teri ve harcadıkları insanüstü çabayı bir metre mesafeden görmek sarsıcı bir deneyimdir. Hatta bir deneyimden çok çok daha fazlası…
Dünyanın En Büyük “Bedava” Spor Etkinliği
Stadyum sporlarının aksine, bisiklet yarışlarını (Tour de France, Giro d’Italia veya Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu gibi) izlemek için bilet almanıza gerek yoktur.
Dünyanın en elit sporcularını, tarihe geçecek bir rekabeti, yol kenarına geçip tamamen ücretsiz bir şekilde izleyebilirsiniz. Bu yönüyle bisiklet, sporu halkın ayağına getiren en demokratik branş diyebiliriz.
Sosyal Bir Ritüel ve Kamp Kültürü
Özellikle büyük turların ikonik dağ etaplarında (örneğin efsanevi Alpe d’Huez yokuşunda) insanlar yarıştan günler önce karavanlarıyla gelip çadır kurarlar. Burası bir spor müsabakasından ziyade devasa bir panayıra dönüşür.
Farklı ülkelerden gelen insanlar birlikte yemek yer, müzik dinler ve dostluklar kurar. Yarış, bu büyük sosyal ritüelin sadece zirve noktasıdır!.
Sporcularla “Sıfır Mesafe” Olabilen Belki de Tek Spor
Futbolda veya Formula 1’de sporcularla aranızda devasa tribünler, bariyerler ve güvenlik ordusu vardır. Bisiklette ise favori sporcunuzla aranızda sadece birkaç santim olur.
Hatta tırmanış etaplarında seyirciler sporcuların yanında koşarak onlara bağırır, onları motive eder. Bu denli yüksek bir erişilebilirlik başka hiçbir global sporda yoktur.
Fazla uzatmadan; Tur 1 Dakikaya Buradan Geçecek dendiğinde, nefesler tutulur.
Bunu 3’e ayırabiliriz.
Düz Yol veya Sprint Etapları (En Kısa Süre)
Eğer yarışın düz bir düzlüğünde veya finişe yakın bir sprint noktasındaysanız, ana grup (peloton) saatte 50-60 km gibi inanılmaz bir hızla yanınızdan geçer.
Görüş Süresi: Yaklaşık 10 ila 20 saniye
Dik Dağ Tırmanışları (En Uzun Süre)
Eğer dik bir yokuşun (dağ etabının) ortasında veya zirvesine yakın bir yerde bekliyorsanız şanslısınız. Çünkü dik eğimlerde bisikletçilerin hızı saatte 15-20 km seviyelerine kadar düşer.
Ayrıca dik yokuşlarda sporcular toplu halde duramaz, darmadağın olurlar (grup parçalanır).
Görüş Süresi: Toplamda 3 ila 5 dakika.
Finiş veya Başlangıç Alanları
Yarışın başladığı (“Village” denilen sporcu köyü) veya bittiği alandaysanız süre uzar. Başlangıçta sporcuları imza atarken, ısınırken görebilirsiniz.
Finiş alanında ise kurulan dev ekranlardan yarısı canlı takip edip, son 200 metrelik ölümcül mücadeleye canlı tanıklık edebilirsiniz.
Özetle; 2 saatlik bir yarışın parkurunda (yol kenarında) bekleyen bir seyirci, sporcuları saf aktif olarak ortalama 1 ila 3 dakika arasında görebilir.
90 saniyelik bir rüzgar için bir pelotonun peşinde 9 saat beklemek!. Yani sadece ve sadece 1-2 dakika için, dijital dünyanın tüm imkanlarına sırt dönüp, hayatınızdan 1-2 günü feda etmeyi göze almak.
Ve bitirelim. Hani Şener Şen, Uğur Yücel ve Ali Uyandıran’ın o muazzam oyunculuklarıyla devleştiği Selamsız Bandosu filminin o hiç eskimeyen finali vardır ya.. Tren durmadan geçer, gider.
İşte yol kenarındaki bisiklet seyircisi de yüz kez izlense bıkılmayacak o bitiş sahnesi gibidir: Tren (peloton) hızla akıp gitmiştir ama siz, sanki o tren tam önünüzde durmuş gibi, arkasından tutkuyla çalmaya devam edersiniz!.
Yazarın diğer yazıları için tıklayın
mail: burak.belgen@abcspor.com
twitter: @BurakBelgen
