Serena Williams, Amerika Açık sonrasında tenisten uzaklaşacağını açıkladığında sanki birşeyler koptu bizim de içimizde…
Ağustos’un ilk haftasında Vogue için yazdığı makalede Amerika Açık’ta son kez kortlara çıkacağını ve turnuva sonunda tenis kariyerini noktalayacağını açıklayan Serena için beklenen veda gecesi “2 Eylül Cuma” yaşandı. 30 bine yakın seyirci önünde, Artur Ashe’de kariyerinin 1014. ve son maçına çıkan Serena Williams, yoğun duygu dolu anlar yaşadı ve yaşattı.
Daha neredeyse bebekken, kendi boyundaki raketi 36 yıl önce eline aldığından sonra bugüne dek (kısa aralıklar harici) bırakmayan bir tarihti Serena. Ve, 2022 Amerika Açık üçüncü turunda Ajla Tomljanovic karşısında aldığı mağlubiyetin ardından kortlara veda etti.
Hem de gerçek anlamda bu epik sekansına başladığı yerde; 11 Eylül 1999 tarihinde, ilk Grand Slam zaferine, dönemin dünya 1 numarası Martina Hingis’i 6-3 ve 7-6’lik setlerle mağlup ederek henüz 17’sindeyken tam da burada, bu kortlarda ulaşmıştı ilk kez.
Her şeyin başladığı yerde tabii ki babası Richard Williams anahtar kelime. Ardından da ondan 2 yaş büyük ablası Venus Williams…Aslında daha büyük olan da daha yetenekli olan da oydu ve onun da kariyeri onlarca kupayla doluydu ama boynuz kulağı geçti diyebiliriz son tahlilde…
Kendi ağzından çıkan şu cümleler aslında bugünkü kariyerinin kısa özeti idi; “Venus’ün antrenman partneri olarak turnuvalara giderdim. Onu izler, kaybettiğinde neden kaybettiğini anlamaya çalışır, korta çıktığımda aynı hataları yapmamaya özen gösterirdim. Bu sayede dünya sıralamasında hızla yükseldim; çünkü birçok dersi zor yoldan değil, Venus’ün mağlubiyetlerinden öğrendim. Onun maçlarını adeta onunla birlikte oynadım. Venus’ün gölgesinde olmasaydım, asla bugün olduğum kişi olamazdım.”
Onun kadar büyük bir başka efsane Steffi Graf, 1999 Wimbledon Finali’nden kısa bir süre sonra, hem de henüz 30 yaşındayken kortlara veda edeceğini açıkladığında da tenis dünyası boşluğa düşmüştü. Ama Serena’nınki hem sosyal medya etkisi, hem de artık arşa çıkan yazılı-görsel basın gazıyla biraz daha farklı oldu sanki…
Tabii ki sadece cennet köşesi değil, dikenli güllerle de dolu, oldukça yıpratıcı bir yoldu bu. Zaten 20 yıl sürecek bir dominasyon kurmanız ve bunları başarırken hem kendi hem de başka birilerinin canını yakmamanız mümkün değil!..
Ama sonuca bakarsak; yakin tarihteki siyahi sporcular dendiğinde; kendi sporları özelinde ilk akla Muhammed Ali, Michael Jordan, Tiger Woods, Usain Bolt gelir, kadın olarak da ilk akla gelen isim bence Serena…
Serena çok büyük işler yaptı ama çok daha fazlası da olabilirdi. Kızı Olympia’yı dünyaya getirdikten kısa bir süre sonra tenise dönse de asla eski Serena olamadı. Ama hayat sadece spordan ibaret değil! Doğrusunu, olması gerekeni yapmıştı bence efsane raket.
Artık yaşlanmış, ayakları gitmiyor ve temposu-gücü oldukça gerilemişti. 2022 Amerika Açık yaklaşırken son 15 ayda sadece 12 maça çıkmış olduğunu da belirtelim!. Ve bu maçların sadece 6 tanesini yani yarısını kazanabilmişti..
Kimse sonsuza dek kazanamaz, zamanı yenemezsiniz yani bir gün herkes kaybedecek. Ama 1999’daki unutulmaz zaferin üzerinden tam 23 yıl geçti. Tartıda ağır basan zaferler-sevinçler de olsa, üzüntülerin, gerginliklerin, pişmanlıkların, tartışmaların, hatta kavgaların odağında bir kariyeri geride bıraktı Serena.
Ama benim içimden geçen; bu filmin burada bitmediği ve (doğrusu bu mudur bilmem bence değil ama) bir kez daha döneceği yönünde…
O sulara çeyrek asırdır en tepe noktasından giren birinin, özlem duymayıp, en azından o ayağını bir daha suya sokmaması, hele de Serena gibi Winner karakterli biri için hiç de gerçekçi gelmiyor bana…
Siz de buradasınız ben de.. Bekleyelim görelim..
Yazarın diğer yazıları için tıklayın
mail: burak.belgen@abcspor.com
twitter: @BurakBelgen
