Kas ve Fikir: Antik Çağ’dan Günümüze Filozofların Spor Tutkusu
“Spor sadece fiziksel bir aktivitedir, entelektüeller sporla ilgilenmez” diye düşünenlerdenseniz, arkkanıza yaslanın ve ezberlerinizi bozmaya hazır olun!.
Bugün futbol sahalarında, spor salonlarında ya da koşu pistlerinde aradığımız o “anlam”, aslında insanlık tarihinin en büyük zihinlerinin de peşinden koştuğu bir şeydi.
Gelin, felsefe tarihinin tozlu sayfalarını aralayalım ve Olimpiyat meşalesinin gölgesinde ter döken o filozoflardan 2 tanesine yakından bakalım.
Platon: Ringlerin Tozunu Yutturan Bir Şampiyon
Listenin ilk sırasına, felsefe dünyasının kurucu babalarından Platon’u koymasak olmazdı. Platon’un kelime anlamının Antik Yunanca’da “geniş omuzlu” anlamına geldiğini biliyor muydunuz? Evet, asıl adı Aristokles olan bu dahi adam, gençliğinde tam bir güreşçiydi.
İstmos Oyunları’nda (antik dönemin en prestijli spor etkinliklerinden biri) güreş branşında şampiyonlukları vardı. Platon’a göre sağlam bir zihin, ancak sağlam bir vücutla mümkündü. Hatta akademisinde sadece geometri ve felsefe değil, beden eğitimi de zorunluydu. Ona göre spor yapmayan bir insan, eksik bir insandı.
Ruhun Eğitimi: Platon, sporu (jimnastiği) salt bedensel bir aktivite olarak değil, ruh ve bedenin uyum içinde gelişmesi gereken felsefi bir disiplin olarak görür.
İdeal Devlet Tasarımı: Devlet adlı eserinde eğitim sisteminin temeline müziği ve sporu koyar. Spor, bedeni güçlendirmenin ötesinde; insana dürüstlük, cesaret ve ölçülülük gibi erdemleri kazandırır.
“Beden eğitimi ve müzik (sanat), ruhun iki kanadıdır. Biri olmadan diğeri yüksülemez.” — Platon
Ve Friedrich Nietzsche: Yürümeyen Filozof Düşünemez
Nietzsche ringlerde dövüşmedi ya da kaleye geçmedi ama onun sporu “ultra maraton” tadında yürüyüşler yapmaktı. Günde bazen 6-8 saat dağ bayır yürür, en sarsıcı fikirlerini de bu yürüyüşler sırasında bulurdu.
O meşhur “Bizi öldürmeyen şey güçlendirir” sözü, aslında tam bir sporcu mottosu değil mi? Nietzsche, acıya dayanmayı, sınırları zorlamayı ve bedeni eğitmeyi “Üstinsan” (Übermensch) olmanın ilk kuralı olarak görüyordu.
Yani spor salonunda son sette canımız çıkarken motivasyon arıyorsak, Nietzsche net olarak doğru adrestir.
Onun bakisiyla saf düşünce ancak hareket halinde, özellikle de yürüyerek üretilir. Ona göre masa başında oturarak üretilen fikirler değersizdir.
Spor, Nietzsche’nin ünlü Güç İstenci kavramının fiziksel dünyadaki bir yansıması olabilir. Rakibi yenmekten ziyade; kişinin kendi fiziksel ve zihinsel sınırlarını aşması, kendini sürekli olarak yeniden yaratması esastır.
Ama eklemezsek olmaz; O’nun güçlü, savaşçı ve zinde bir insan ideali savunmasına karşın, kendi hayatı boyunca şiddetli migrenler ve görme bozuklukları gibi ağır sağlık sorunlarıyla boğuşması da felsefesindeki en ironik, büyük trajedilerden biridir!.
Peki Filozoflar Sporda Ne Buluyordu?
Filozoflar için spor sadece bir eğlence veya kilo verme aracı değildi. Onlar sporu şu üç kavramla açıklıyordu:
Disiplin ve İrade: Kendini zorlamak, sabretmek ve her şeye rağmen devam etmek.
Şimdi ve Burada Olmak: Maç esnasında ya da ağırlık kaldırırken geçmişin pişmanlıkları veya geleceğin kaygıları yok olur. Sadece “o an” vardır. İşte bu, felsefenin aradığı en saf bilinç halidir.
Karakter Analizi: Bir insanın gerçek karakterini tanımak istiyorsanız, onunla maça çıkın. Yenildiğinde ne yapıyor? Hileye başvuruyor mu? Spor, maskeleri düşürür.
Son Söz: Spor Salonu Bir Filozof Tekkesidir!
Bir sonraki antrenmanınızda, koşu bandında nefes nefese kaldığınızda ya da o son tekrarı yaparken kendinizi sadece “kas geliştiren” biri olarak görmeyin. Siz aslında binlerce yıllık bir felsefi disiplinin, bedeni ve ruhu dengeleme sanatının bir parçasısınız.
Platon’un dediği gibi, zihnimizi beslediğimiz kadar bedenimizi de onurlandırmalıyız!.
