https://abcspor.com/wp-content/uploads/2020/11/ataturk.jpg

BİRİNCİ RAFAEL “EL PELON”

Okunması Gerekenler

Tenis tarihi ve Rafael dendiğinde akla gelen ilk isim belli; Nadal, ama ilk Rafael o değil!

1960’li yıllarda kortları kasıp kavuran başka bir Rafael vardı.

72 yolcu ve yedi mürettebatıyla Mexico City’den Monterrey’e gitmek için havalanan Boeing 727 tıpı uçak, Del Norte Havalanına yaklaştığı sırada kötü hava koşullarının etkisiyle kontrolde çıkıp, Monterrey yakınlarında Tres Cerros olarak bilinen bölgeye düşmüş, kazadan maalesef kurtulan olmamıştı.

Yazımızın kahramanı Rafael Osuna, Davis Cup Kuzey ve Orta Amerika elemelerinde ülkesini şampiyonluğa taşıdıktan 10 gün sonra hazin bir uçak kazasıyla hayata veda etmişti.

Küçük Rafael, spora masa tenisi ile girmiş ve 10 yasından itibaren Meksika’da masa tenisi yerel şampiyonalarında kendinden yaşça büyükleri devirirken, oradan basketbola olan yatkınlığıyla 15 yaşına geldiğinde Meksika Basketbol Genç Milli Takımı’na davet edilmişti.

Ancak onun aklında hep iyi bir tenis oyuncusu olmak vardı. 1958 yılında ilk kez Davis Cup’da boy gösterme şansı yakalamıştı. Aslında açıklanan takım kadrosunda kendisine yer bulamamıştı ancak Gustavo Palafox kadrodan affını isteyince Osuna onun yerine dahil edilmişti.

ABD’ye gelen genç Meksikalı, USC’ye (Güney Kaliforniya Üniveristesi) kaydolmuştu. Okuldaki antrenörü George Toley onun hayatına dokunan eğitici idi. Toley’in tedrisatında taktiksel yönünü geliştiren, servis vole tekniğini çeşitlendiren ve alametifarikası olan korttaki hızını kontrollü bir şekilde dengeleyen Rafael, artık Slam’lerde kendini göstermeye hazırdı.

Toley, 1960 Wimbledon Tenis Turnuvası çiftler dalında yarışmaları için dönemin genç yıldızları Rafael Osuna ve Dennis Ralston’u seçmişti.

İlk turlarda rakipleri birer birer geçip, yarı finalde 2 numaralı seribaşı Rod Laver-Bob Mark ile eşleşmişlerdi. Evet Avustralya Açık merkez kortuna ismi veren Aussie efsane Rod Laver! Maçı 3-2’lik sonuçla Osuna-Ralston çifti kazanmış, finalde de ev sahibi İngiliz rakiplerini yenerek şampiyonluğa ulaşmışlardı.

O dönem seribaşı olmayıp çift erkeklerde Wimbledon’ı kazanan ilk ikili olmuşlardı. Üstüne koya koya 1963 yılına kadar gelmiş ve tekler zaferi kazandığı US Open’da (o zamanki ismi US National Championship) 4 numaralı seri başıydı Meksikalı.

Finalde Frank Froehling’i 3-0 ile sahadan silerek kazanmış, Bu şampiyonluk, Rafael Osuna’yı dünya sıralamasının 1 numarası yapmıştı.

Bu arada çiftlerde de zaferler devam ediyor. 1962 ABD Ulusal Şampiyonası ve 1963 Wimbledon Tenis Turnuvası’da kazanırken, bu kez partneri Gustavo Palafox oluyordu.

Artık o bir halk kahramanı, hem teklerde, hem çiftlerde Grand Slam şampiyonlukları kazanan bir sporcuydu “El Pelón” (Kel).

Ve tüm ülke ondan kendi mabedlerinde, 1968 Meksika Olimpiyat Oyunlarında altın madalya bekliyordu. Tenis, o dönem gösteri sporu olarak düzenleniyor ve henüz resmi olarak Olimpik Spor hüviyetine değildi (ilk kez 1988 Seul’de resmi oldu).

Yine de kazanılacak bir şampiyonluk büyük prestij, ülkesi içi büyük gurur kaynağı idi. Guadalajara ve Mexico City’de yapılan iki farklı organizasyonda, bir tekler iki de çiftler şampiyonluğu Rafael Osuna’nın olmuştu.

Daha bitmedi! Devamı da var ama yeteri derecede anlattık diye düşünüyoruz.

Efsane raket, tenise damga vurduğu 60’li yıllar boyunca o kadar çok şeye imza attı ki; Grand Slamlerde kazandığı şampiyonluklar, harika bir kolej kariyeri, Davis Cup ve Olimpiyat Oyunları’nda ortaya koyduğu kusursuz perforsmanlar...

Onu yazının başında belirttiğimiz o trajik uçak kazasında kaybettik ama ölümünden bu yana her sene 28 Ağustos Günü, Amerika Açık’ta “Rafael Osuna Günü” olarak kutlanıyor ve sevenleri Meksikalı rakete saygılarını sunuyor.

Fazla uzatmadan; tenis dünyası, Rafael ismi dendiğinde ilk olarak İspanyol efsane Rafael Nadal’ı hatırlıyor olsa da, 20.yüzyılın ortasında kortlarda fırtına gibi esen Meksikalı bir Rafael daha vardı!.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

Son Haberler

BASKETBOLDA DEĞİŞEN KURALLAR; BEFORE-AFTER

Herakleitos’un çok bilinen bir sözü vardır: “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.” Basketbola baktığımızda da bu sözün ne kadar doğru...

Benzer Konular