https://abcspor.com/wp-content/uploads/2020/11/ataturk.jpg

SENARİST, YAPIMCI, YÖNETMEN VE BAŞROL : FLOYD MAYWEATHER JR.

Okunması Gerekenler

Bir profesyonel boks kariyeri düşünün…
50 maç, 50 galibiyet ve tek bir yenilgi bile olmadan noktalanmış olsun.

Savunma ustalığı ve “Money” lakabıyla hafızalara kazınan Floyd Mayweather Jr.’dan bahsettiğimizi sporseverler hemen anlamıştır.

Bugün sizlere onun birbirinden ikonik maçlarını anlatmayacağız.
Bu kez ringin dışına çıkacak, ışıkların söndüğü yerde başlayan hikayeye birlikte göz atacağız.

Zaten Rocky Marciano’nun 49-0’lık yenilgisiz rekorunu geride bırakarak tarihe geçtiğini; 2017’de Conor McGregor’ı mağlup edip kariyerini 50 maçta 50 galibiyetle (50-0) noktaladığını tüm sporseverler biliyor.

Aileden gelen güçlü bir boks mirası vardı. Babası Floyd Mayweather Sr., bir dönem Sugar Ray Leonard ile ringe çıkmış eski bir profesyoneldi. Amcası Roger Mayweather ise iki farklı sıklette dünya şampiyonluğu yaşamış önemli bir isimdi.

Mayweather’ın amatör kariyerindeki en büyük kırılma anlarından biri ise 1996 Yaz Olimpiyatları’nda yaşandı. Tartışmalı bir hakem kararıyla Bulgar rakibine yenildi ve Atlanta’yı bronz madalya ile kapattı. O gece, onun için sadece bir mağlubiyet değil; profesyonel kariyerini şekillendirecek büyük bir motivasyon kaynağı oldu.

Ardından profesyonelliğe geçme kararı geldi.

Geçen yıllar içinde, kariyerinin başlarında birlikte çalıştığı isimlerle yollarını ayırdı. HBO cephesinde en etkili isim olan Lou DiBella’nın kanatları altına girmediği gibi, eski menajeri Bob Arum ile de bağlarını kopardı. Finansal ve stratejik kontrolü kendi eline almak istiyordu.

Bu süreçte en kritik hamlesi, danışmanı ve stratejik akıl hocası Al Haymon ile kurduğu güçlü ortaklık oldu. Haymon’la birlikte klasik boks düzeninin dışına çıkarak; maç pazarlığını, gelir paylaşımını ve yayın anlaşmalarını kendi lehine çevirmeyi başardı.

2007’de Mayweather Promotions’ı kurduktan sonrası ise en hafif tabirle adeta legal bir darphaneye dönüştü.

Sözünü saklamadan yönünü belli eden Mayweather, “Para her şey değildir. Para tek şeydir.” diyerek kariyer felsefesini açıkça ortaya koyuyordu. Bizce o, bilinçli şekilde itici ve kibirli bir karakteri oynuyor; adeta kendi yarattığı anti-kahraman stratejisini sahneye koyuyordu. Çünkü biliyordu ki spor dünyasında nefret de en az sevgi kadar satar!.

En lüks otomobillerden oluşan koleksiyonunu, birlikte olduğu kadınları, devasa malikânelerini, özel jetini, gösterişli eğlence hayatını; hatta mücevherlerini ve odalara sığmayan nakit paralarını insanların gözüne “bilerek” sokuyordu.

Bu bir rastlantı değildi.
Bu bir imaj yönetimiydi.

Ne kadar çok tepki, o kadar çok izlenme.
Ne kadar çok öfke, o kadar çok satış.

Ve Mayweather, bu denklemi herkesten önce çözen isimdi.

Aslında agresif, seyirciyi ayağa kaldıran bir dövüş stili yoktu. Gösterişli nakavtlar yerine kusursuz savunmasıyla, sabrıyla ve rakibini çözme becerisiyle kazanıyordu. Ama ilginçtir ki aynı dönemde spor dünyasının finansal zirvesindeydi. 2012–2015 yılları arasında “Yılın En Çok Kazanan Sporcuları” listelerinde açık ara önde ilerliyordu.

Yani ringlerde savunma ustasıydı; ring dışında ise imaj ve para yönetimi konusunda son derece agresif bir stratejist.

Yarattığı “Money” karakteri ise birçoklarına, profesyonel güreş dünyasının efsanevi “en iyi kötü adamı” Ted DiBiase’yi -namıdiğer “The Million Dollar Man” – hatırlatıyordu. Abartılı zenginlik vurgusu, seyirciyi bilinçli provoke eden tavırlar ve “parayla her şey satın alınır” alt metni… Benzerlik oldukça belirgindi.

Ancak Mayweather hiçbir zaman bu ilhamı açıkça kabul etmedi.
Belki de anti-kahraman kimliğinin bir parçası da buydu: Etkilenmiş olsa bile, asla itiraf etmeyen bir şov ustası!

Her zaman en iyiler ya da en sevilenler izlenmez. Bazen nefret edilmek, reyting için çok daha güçlü bir yakıttır. Ve Mayweather bunun ekmeğini fazlasıyla yedi. Rekor kıran izleyici sayıları tesadüf değildi. İnsanlar onun maçlarına hayran oldukları için değil, “yenilme ihtimalini görmek için” para ödüyordu. PPV satın alan milyonların zihninde aynı soru vardı: “Bu gece düşecek mi?”

Ama o düşmedi.
Ve her galibiyet, bir sonraki maçın satışını daha da büyüttü.

Klasik “kahraman sporcu” modelini ise bilinçli olarak reddetti. Mütevazı, sempatik, herkese örnek olan iyi insan profilini oynamadı. Zaten onlardan fazlasıyla vardı – ya da o rolü oynamaya çalışan çok kişi -.

Mütevazı değil, gösterişliydi. Sessiz değil, provokatördü. Halkın sempatisini aramak yerine, bilinçli şekilde antagonist oldu. Çünkü biliyordu ki spor dünyasında en çok para, “ya en sevilen ya da en nefret edilene” gider. O ikinci yolu seçti.

Eklemezsem olmaz, ben bu satırları yazdıktan yaklaşık 48 saat sonra Miami Hard Rock Stadyumu’nda ünlü youtuber Logan Paul ile 8 raundluk bir gösteri maçına çıkacak ve yaklaşık 80 milyon dolar daha eklemiş olacak servetine…

Sonuç olarak; her ne yaşanmış olursa olsun, suçla iç içe bir baba ve bağımlılıkla mücadele eden bir annenin olduğu, yoksullukla çevrili bir çocukluktan bu seviyeye gelebilmek başlı başına takdire şayan.

Malzemesi kendi bedeni, kendi zihni ve kendi iradesiydi. Yarattığı “Money” karakterini satmakta zorlanmadı; çünkü bu rolün hem yazarı hem oyuncusu kendisiydi. Ve bu karakter ona 1 milyar dolarcık! bir servet kazandırdı.

Kusursuz kurgulanmış, harika bir filmdi Mayweather. Hem de senaryosu, yapımcısı, yönetmen ve başrolünde kendisini olduğunu..

Mayweather çok erken anladı ki bu çağda spor sadece spor değildir. Aynı zamanda bir gösteri, bir hikaye, bir duygu satışıdır.

O da hikayeyi şöyle yazdı:
“Beni sevmek zorunda değilsiniz. Ama beni izlemek zorundasınız.”

Yazarın diğer yazıları için tıklayın

mail: burak.belgen@abcspor.com

twitter: @BurakBelgen

Son Haberler

DÜNYANIN EN ÇOK OKUNAN VE EN POPÜLER SPOR GAZETELERİ

Dünyanın en popüler, en çok okunan ve en meşhur spor gazeteleri bugünkü yazı konumuz. Bugün medya dünyası büyük ölçüde basılı...

Benzer Konular