Modern Atletizmin ilk bilimsel dehası kim diye sorulduğunda, hemen herkes İskandinav efsanede birleşecektir; Paavo Nurmi.
1920’lerde atletizm içgüdüyle koşuluyordu. Ritim hissedilir, tempo tahmin edilir, yarış sezgiyle kazanılırdı.
Sonra bir adam çıktı. Elinde kronometreyle koşuyordu.
Adı Paavo Nurmi’ydi. Uçan Fin lakaplı efsane atler, 20. yüzyılın başında uzun mesafede dünyaya hükmeden küçük ülkesinin en bayrak ismiydi.
Finlandiya 1809-1917 yılları arasında Çarlık Rusyası’na bağlı bir “Büyük Dükalık” olarak özerk bir yapıdaydı. 1917’de bağımsızlıklarını ilan ettikten sonraki ilk yerel efsanedir Paavo ama önesinde de 1912 Stockholm’de 5000-10000 metre dublesini yapan ilk atlet, bu kavmin öncüsü Hannes Kolehmeinen var.
Öyle büyük bir sporcuydu ki, aynı jenerasyon-devrin bir başka dünya yıldızı, 1924 Paris’te 4 altın, 2 gümüş kazanan Ville Ritola’yı bile gölgede bırakmıştı.
Nurmi’nin en büyük devrimi; yarış sırasında tempo kontrolü, kronometreyle tur hesaplama, enerjiyi matematiksel dağıtma gibi 1920’lerde adeta 50 sene sonrasını yaşıyor, yaşatıyordu!
Bugün sıradan görünen bu yaklaşım, o dönemde devrimdi. Rakipleri yarışırken yoruluyor, Nurmi ise yarışırken hesap yapıyordu. O, koşuyu sanat değil strateji haline getirdi.
1924 Paris Olimpiyatları ise Nirvanasıdır Nurmi’nin. İnsan sınırları zorlayan hatta geçen !! bir sekansla; 1500 metre finalini kazandıktan 50-55 dakika sonra 5000 metre finalinde de altını almıştı.
Bugün kadar kısa sürede tekrarı imkansıza yakın olan bu duble, o dönem için bile akıl almazdı!..
Bu performans, Nurmi’yi sadece şampiyon değil, efsane yaptı.
22 Dünya Rekoru, 9 Olimpiyat Altını
1500 m, 3000 m, 5000 m, 10.000 m, Saat koşusu
Nurmi, atletizmi modernleştirdi. Onun için yarış bir duygu patlaması değil, sadece bir görevdi.
“Zátopek’ten Önceki Bilim” dendiğinde tek kelimeyle ana kahraman O’dur!..
Emil Zátopek interval antrenmanlarıyla anılır. Ama tempolu yarış kontrolünü sistemleştiren ilk büyük isim Nurmi’ydi.
Bugün spor gürmeleri haricinde çok fazla bilinmez, adı geçmez çünkü siyah-beyaz çağın yıldızıydı.
Televizyon yoktu, pazarlama yoktu, internet zaten yok!..
Ama tarih bilenler şunu bilir:
Bolt sprintin zirvesiyse, Nurmi de bilim ve dayanıklılığın başlangıcıdıydı.
Atletizm bugün veriyle, saatle, tempo analiziyle yapılıyorsa, bu yolun taşlarını ilk döşeyen Uçan Fin’dir net şekilde…
** Sisu yazdık başlıkta.. Bu ne demek diye soranlar olacaktır. Sisu ince bir kelime ve tam karşılığı başka bir dilde yoktur. En yakın anlamı ise imkansız görünen bir durumda bile vazgeçmemektir!..
Ama bu sadece “azim” değil, içinde; dayanıklılık, soğukkanlı cesaret, sessiz güç, acıya rağmen devam etme, şikayet etmeden mücadele de barındırır. Yani duygusal değil, içsel ve sessiz bir dirençtir.
photo: getty
