1992’den bugüne Afrikalı olmayan tek Olimpiyat kazananı Stefano Baldini. İtalyan sporcu 2004 Atina’da inanılmaz başararak, 2.10.55 ile altını almıştı.
Peki nasıl oldu da Afrika dominasyonundaki bu branşta, bir Avrupalı 1998’den sonra ilk kez kazanabilmişti ?
** Bu arada ondan önce kazanan son Avrupalı da İtalyan idi ve Gelindo Bordin 2.10.32 ile finişi görmüştü.
Beyaz bir Avrupalı için 2.08’lerin altına düşebilmek fizyolojik anlamda çok zor. 1988 ve 2006’da Avrupa Şampiyonu olurken de; 2.12.01 ve 2.11.32 ile bitirmişti yarışları..
Olimpiyat Şampiyonu İtalya’nın kariyerindeki “en iyi derecesinden bile 500’den fazla daha hızlı koşulmuş yarış” var dersek belki daha açıklayıcı olur!..
Afrikalılara oranlar zıt vücut yapıları, laktık asit oranı, aerobik kapasite (VO₂ Max), daha kilolu olmaları ve rakım-nemle doğup büyümüş olmamaları gibi dezavantajlar, harika bir derece olmasa da 2.10.55 ile kazanmıştı ( 21.yüzyılın en düşük dereceli Olimpiyat kazananı).
Harika bir strateji ile parkuru adeta beynine yerleştirmiş ve yarışa başlarken tek bir şeye odaklanmıştı: “Kazanan kişi en hızlı değil, en geç yorulan olacak”.
Bu yüzden de ilk 20 km’yi bilinçli şekilde geri planda koştu. Hiçbir atak denemesine kapılmadı. Nabzını ve temposunu sürekli kontrol etti.
Ana gruptan kopmadı ama asla lider hatta ilk 3 içinde bile değildi. Favoriler (özellikle Afrika kökenli atletler) tempoyu yükseltirken o bekledi. Bu bölümde enerji harcamadı, sadece arkadan adeta yarışı “okudu”.
25–30 km arasında dökülmeler başladığında, özellikle sert yokuşlarla birlikte birçok favori dağıldı.
Baldini’nın temposu ise hiç değişmedi. 32–35 km yani Maratonun meşhur “duvar” bölgesinde de hala diriydi İtalyan…
İşte tam burada, yarışın kaderini belirleyen atağını yaptı. 35. km sonrası tam gaza basmadan tempoyu kademeli olarak artırdı.
Ne sprint attı ne panik yaptı. Son kilometrelere girildiğinde de zaten, artık mental olarak yarışı kazanmıştı. Parkuru önceden defalarca analiz edip, kafasında, hatta uykusunda belki 10’larca kez koşmuş, ne düşündü ise tamamını gerçekleştirmişti!..
Yokuşlarda kaybetmemek, inişlerde risk almamak üzerine plan yaptı. Maratonda kazanmanın ana anahtarı olan “ikinci yarıyı ilk yarıdan daha güçlü” koşmuştu.
Ve stratejisini 2 saat 10 dakika üzerine kurmuştu. Çünkü normalde 2.07-2.08’lere rahatlıkla düşebilen Kenya ve Etiyopyalı’ların, “bu fiziki yapılarına ters parkurda” o derecelere gelemeyeceğini hesaplamıştı ve gelemediler de!..
Parkuru biraz da açarsak; düz değil, uzun ve kesintisiz yokuşlar içeriyor (özellikle 25–35 km) ve teknik inişlerle bitiyor ( Berlin, Londra, Chicago gibi tempo maratonlarının tam tersi).
Kenya ve Etiyopya ekolünün alametifarikası ise genelde, düz, ritmik, yüksek tempolu parkurlar!.. Atina’nın ritmi bozan, sabri ödüllendiren bir parkur olması, hem İtalyan’ı kısaca ileri itti, hem de Afrikalıları geriye çekti.
Doğu Afrikalı atletler yüksek rakıma alışkındır sıcak + nem kombinasyonu onlar için de yıpratıcı olurken, terleme ve elektrolit kaybı daha erken başladı. Baldini ise bu koşullara özel beslenme ve sıvı planı yaparak hazırlanmıştı bile…
Afrikalı favoriler ilk yarıyı olması gerekenden hızlı koştular ve bu hata, yokuşlara gelindiğinde ciddi enerji kaybına yol açtı.
Ayrıca Kenya ve Etiyopya adına yarışan birçok atlet ilk Olimpiyat maratonunu koşuyordu ki, teknik taktik yanında, bir nevi bilim ve tecrübeye de kaybettiler!..
Düşünün ki; yarışa her zamanki ritimleriyle başlayan Afrikalılar, son 10-15 km’de dökülerek, en tepedeki yarışı ancak 7. sırada bitirebildi.
Kısara toparlarsak; Afrika ekolünü kırmayı başaran Baldini koşabileceğinin maksimumu koştu, Afrikalılar da çok daha azını!.. Ve maratondaki tarihi söz; bir kez daha kanıtlandı: en hızlı değil, en akıllı, en stratejisini doğru kuran, en sabırlı taktisyen kazandı!..
photo: getty
