https://abcspor.com/wp-content/uploads/2020/11/ataturk.jpg

PRESTİJ, TARİH, ŞATAFAT; MONACO GP

Okunması Gerekenler

F1 yarışlarının en prestijlisi olarak kabul eden Monaco GP’si, aynı zamanda Formula 1 tarihinin en eski yarışlarından da biridir (1929).

Formula 1 denince akla hız, teknoloji ve rekabet gelir. Ancak bu kavramların hepsini tek bir potada toplayıp üstüne bir de ihtişam ve tarih ekleyen tek bir yarış varsa; o da Monaco Grand Prix’dir.

Sokak pistinde yapılıyor olması, sosyetenin rağbet etmesi ve zevk-i sefayı göstermesi açısından Monaco’nun yeri her zaman ayrı olmuştur. Tribünlerde ve padokta ünlüler geçidi, yarış sonrası düzenlenen özel partiler vs vs…

Seyirci kapasitesi yaklaşık 37 bin kişi olan pistteki şölen, her sene Mayıs ayında sahne alır ve pistin toplam uzunluğu da 3.337 km…

Bugün Monaco’nun hem ralli hem de Formula 1 tarihi açısından büyük bir önemi vardır. 1911 tarihinde Monte Carlo Rallisi’ni düzenleyen kişi Alexander Noghes’ti ve 18 sene sonra oğlu, ünlü sigara imalatçısı ve aynı zamanda Monaco Otomobil Kulübü başkanı da olan Anthony Hoghes Monaco GP’yi (ticareti canlandırmak için) düzenlemeye başlar.

Bu tarihi, ikonik pistlerdeki ilk yarışı, Bugatti Type 35-B kullanan İngiliz William Grover-Williams kazanmıştı.

1930’larda yükselişe geçen Monaco GP, o yıllarda 100 tur üzerinden yapılıyordu. Özellikle 1933 yılında İtalyan pilotlar Achille Varzi ve Tazio Nuvolari arasında geçen 100 turluk müthiş çekişme, F1 tarihinin en unutulmazları arasındadır.

İkinci Dünya Savaşı ile ara verilen yarışlar, 1955’ten sonra kesintisiz olarak devam etti. Ancak 1955’teki yarışa, 1952 ve 1953 sezonlarının şampiyonu Alberto Ascari’nin ölümü damga vurdu. 80. turda İtalyan pilot, liman girişinden denize uçtu. Hemen denizden çıkarılmasına rağmen, Ascari maalesef kurtulamamıştı.

1963-1969 yılları arasında İngiliz Graham Hill tam beş yarış kazanarak “Bay Monaco” lakabını almış, ancak 1987-1993 yılları arasında Ayrton Senna’nın altı galibiyeti, bu lakabı geride bırakmıştı.

Monaco GP; dar sokakları, keskin virajları, yüksek kerbler ve neredeyse sıfır kaçış alanı, hataya neredeyse hiç yer bırakmayan yapısı ile sürprizleri bol olan bir pist. 1972’de Fransız Jean Pierre Beltoise ve 1996’da Olivier Panis ilk ve tek galibiyetlerini burada elde etmişlerdi. İki yarışın da yağmurlu havada yapıldığını hatırlatalım.

Triple Crown’un de F1 ayağı olan Monaco GP’nin hemen herşeyiyle sıradışı olması ve buram buram tarih kokması, onu daha da özel yapıyor.

F1 takviminin en özel durağını diğer tüm pistlerden ayıran en büyük özellik, gerçek bir sokak pisti olmasıdır. Normalde günlük trafiğe açık olan yollar, yarış haftası boyunca dünyanın en hızlı pilotlarına ev sahipliği yapar.

Burada sollama yapmak oldukça zordur ki bu durum, sıralama turlarını neredeyse yarışın en kritik anı haline getirir. Yani çoğu zaman Pazar’ın kazananı Cumartesi,den belli olur ki, istatiksel olarak da özellikle modern zamanda %65’lerdir pole pozisyonu ile yarışa başlayanın kazanma oranı!..

** Formula 1 tarihine adını kazımış birçok viraja sahiptir.

Fairmont Hairpin (eski adıyla Loews), F1 takvimindeki en yavaş virajdır (araç hızı 50km/h değerlerine kadar düşer). Tünel, ani ışık değişimi nedeniyle pilotların konsantrasyonunu zorlar. Direksiyon tam kilitte iken dönülür ve pilotun kontrolü tamamen ön plana çıkar.

Havuz Bölümü (Swimming Pool) ise yüksek hızda milimetrik geçişler gerektirir. Hızlı sol-sağ-sol kombinasyonu. Bariyerler milimlerle geçilir ve en küçük hata yarış dışı kalmayla sonuçlanabilir.

Sainte Devote... Starttan hemen sonra gelen ilk virajdır. Yarış startlarında ve ilk turda kazalara en açık noktalardan biridir. Geçmişte pek çok yarış burada şekillenmiştir.

Nouvelle Chicane (Chicane du Port) Tünelden çıkışta ani frenleme gerektirir. Monaco’da sollama denemelerinin en sık yapıldığı yerlerden biridir.

Casino Square: Monte Carlo’nun kalbinden geçen, Monaco’nun en ünlü noktalarından biri. Hem görsel olarak ikonik hem de pilotların yüksek hassasiyetle geçtiği bir virajdır.

Bu pist sadece hız değil, aynı zamanda strateji ve sabır yarışıdır. Güvenlik aracı bu pistte sıkça devreye girer ve pit stop zamanlaması da hayati önem taşır. Lastik aşınmasının görece düşük olması, takımları tek pit stoplu stratejilere yöneltir. Ancak en küçük hata, yarış dışı kalmakla sonuçlanabilir.

Limandaki lüks yatlar, tarihi Monte Carlo binaları ve pist kenarındaki seçkin izleyiciler, yarışı adeta bir vitrine dönüştürür. Formula 1’in “en havalı” yarışı olarak anılması boşuna değildir ki “sokaklarda turlayan 100″lerce arabanın F1 araçlarından pahalı olduğu tek yer” deyimi de çok doğru…

Kısaca Monaco Grand Prix, sadece bir yarış değil; Formula 1 tarihinin yaşayan bir parçasıdır. Her tur nefes kesmez ama her viraj saygı uyandırır. İşte bu yüzden bu zengin durak, Formula 1 takviminde değil, tam anlamıyla kalbinde yer alır.

Yazıyı da Nelson Piquet’in çok sevdiğim sözü ile bitireyim “Monaco’da yarışmak, oturma odanızda bisiklet sürmeye çalışmak gibidir.

Yazarın diğer yazıları için tıklayın

mail: burak.belgen@abcspor.com

twitter: @BurakBelgen

Son Haberler

İTALYA’DA ASYA RÜZGARI DEVAM EDECEK Mİ?

Kış sporlarında geleneksel olarak güçlü olmayan Asya ülkeleri, 21. yüzyılda kalktıkları deparla ilk 10-15 ülke arasına yerleştirler bile... Çin ve...

Benzer Konular