Futbolun Maden Ocağı: Carlos Bilardo
Futbol dünyasında bazı isimler takımlarına kupa kazandırır, bazıları ise bir futbol ülkesinin karakterini tamamen baştan yazar. César Luis Menotti futbolu bir sanat dalı olarak görürken, Carlos Bilardo onu laboratuvar ortamına taşınan bir ameliyat masası haline getirdi.
Peki, futbol tarihinin bu en pragmatik ve en obsesif dehasının arkasında neler yatıyor?
Jinekolog ve Tıp Doktoru (“El Doctor”)
Bilardo’nun en az bilinen yönlerinden biri, sahalara çıkmadan önce tam anlamıyla bir tıp eğitimi almış olmasıdır.
Buenos Aires Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olan Bilardo, futbol oynadığı ve hatta antrenörlük kariyerinin ilk yıllarında jinekolog olarak hastanelerde çalıştı.
** Detay: Futbol ile doktorluğu aynı anda yürütmenin imkansız olduğunu fark edip tercih yapmak zorunda kaldığında futbolu seçti, ancak tıp kariyerindeki o analitik, neşter keskinliğindeki disiplini ve insan anatomisine olan hakimiyetini tamamen sahadaki taktik kurgularına ve oyuncu psikolojisine aktardı.
Batıl İnancların ve Paranoyanın Zirvesi
Bilardo’nun takıntıları futbol mitolojisinin baş köşesindedir.
Onun için hiçbir şey tesadüf değildir!
Uğurlu Tren Rayı: Estudiantes’i çalıştığı dönemde, kulüp binasının yakınındaki eski ve kullanılmayan bir demir yolundan söktüğü paslı bir ray parçasını getirip oyuncularının yatağının altına saklamıştır.
Takım küme düşme hattından kurtulduktan sonra o demir parçasını kutsal bir emanet gibi evine götürmüştür.
Kırmızı Renk Yasası ve Uğursuz Kıyafetler: Bilardo’nun takım otobüsünde veya soyunma odasında kırmızı renge karşı çok katı bir alerjisi vardı. Kırmızının şanssızlık getirdiğine inanır, futbolcularının veya teknik heyetin kırmızı kıyafetler giymesine kesinlikle izin vermezdi.
Hatta bir maçta rakip takımın kırmızı forma giymesi bile, onun maç öncesi tüm konsantrasyonunu ve psikolojisini bozmaya yeterdi!.
Şarkı Söyleme ve Otobüs Uğurları: Futbolcularının maç öncesi otobüste belirli şarkıları sırasıyla söylemesini isterdi.
Eğer o şarkı söylendiğinde maç kazanılmışsa, bir sonraki deplasmanda aynı şarkı aynı sırada tekrar söylenmek zorundaydı. Müzik seçiminden otobüsteki oturma düzenine kadar her şeyin kusursuz bir ritüeli vardı.
Yemek ve Otel Odası Sabitlikleri: Birlikte kazanılan bir maçın ardından, sonraki kamplarda aynı otelde kalınması, aynı odaların seçilmesi ve hatta aynı yemeklerin yenilmesi onun için kuraldı.
Eğer bir deplasmanda kazandıktan sonraki maçta farklı bir restorana gidilip kaybedilindiyse, o restoran sonsuza kadar “yasaklı” listesine girerdi.
Joker ve Güneş Kremi: Futbolcularıyla kurduğu baba-oğul ilişkisi sert olduğu kadar tuhaftı. Bir hazırlık kampında, üzerinde Brezilya bayrağı olan terlik giyen bir futbolcusunu görün “Ya Arjantinlisin ya Brezilyalı, çabuk o bayrağın üstünü bantla!” diye azarlayacak kadar milliyetçi ve takıntılıydı.
Yüzüne sürdüğü aşırı güneş kremi nedeniyle oyuncuları ona gizliden “Joker” lakabını takmıştı.
1986 Dünya Kupası: Zafer Sevinememek.. Arjantin’in Dünya Kupası’nı kazandığı 1986 finalinde tüm ülke sokaklara dökülürken, Carlos Bilardo maç biter bitmez trajik bir şekilde öfkelidir.
Detay: Arjantin, Almanya’ya karşı skoru 2-0’dan 2-2’ye getirip maçı 3-2 kazandığında, Bilardo soyunma odasında kimsenin kutlama yapmasına izin vermemiştir.
Basın mensupları ona zaferi sorduğunda gözleri dolarak şu cevabı vermiştir: “Ben çok kızgınım. Duran toplardan iki gol yedik! Günlerce, saatlerce o korner organizasyonlarına çalışmamıza rağmen nasıl duran toptan gol yeriz?
Oyuncularına Otobüste Maç İzletip Pratik Yaptıran Hoca
Bilardo’nun çalışma etiği insanüstü bir sabır gerektirir. Gecenin yarısında futbolcularını toplayıp TV karşısında rakiplerin hareketlerini analiz ettirdiği, ardından onları soyunma odasına sokup kramponları giydirerek gece yarısı sahada rakip defansı nasıl geçeceklerine dair pratik yaptırdığı bilinmektedir.
Onun için saat kavramı yoktu; futbol 24 saat yaşayan bir organizmaydı!.
Popüler Kültür vs. Gerçek Arjantin Hafızası – Maradona
** Eklemezsek olmaz; Popüler kültürde Maradona denince ilk akla gelen isim genellikle Menotti’dir… Ancak Arjantin futbol tarihinin en derin, en kilit ve saha içindeki başarıyı getiren ortaklığı Carlos Bilardo ile Diego Maradona arasındadır (1986 Dünya Kupası).
Yani Menotti, Maradona’nın “keşfedicisi ve ruhsal babası” olarak bilinir ki öyledir!. İkisi de sol eğilimli, bohem ve estetik futbolu savunan Arjantinliler olduğu için aralarındaki bağ kültürel olarak daha romantiktir.
Saha içinde ve tarihte ise Maradona’nın zirveye çıktığı 1986 ortaklığı ve sonrasındaki kulüp kariyerinde (Sevilla’da da birlikte çalışmışlardır) Bilardo-Maradona ikilisi, Arjantin futbolunun en sert, en pragmatik ama en sonuç alıcı ortaklığıdır.
Millİ takımın kaptanlığını Daniel Passarella’dan alıp doğrudan 23 yasındaki Maradona’ya verdi. Takımın tüm taktik kurgusunu Maradona’nın üzerine kurdu (“Topu Maradona’ya verin, gerisini o halleder” mantığı değil, tam aksine Maradona’nın yükünü hafifletecek bir sistem etrafına ordu).
Sonuç: Futbolun “Anti-Fútbol” Etiketinin Arkasındaki Gerçek
Carlos Bilardo, sık sık estetikten yoksun olmakla ve “Kazanmak her şeydir, hatta tek şeydir” felsefesiyle eleştirildi (Anti-futbol olarak yaftalandı).
Ancak derine inildiğinde, onun asıl amacının çirkin futbol oynamak değil, fakir ve krizlerle boğuşan Arjantin halkına gurur verebilecek tek şeyin zafer olduğunu çok iyi bilmesiydi.
O, futbolu bir oyundan öte hayatta kalma mücadelesi olarak gören, belki de son büyük “taktik devrimci” idi!.
