Türkiye’nin Heysel’i diye geçer, 17 Eylül 1967 senesindeki Kayseri – Sivas maçı..
İki komşu şehir arasında ekonomik gelişmişlik farkından doğan “adı konulmamış” rekabet, Türk futbolunun 1965 yılından itibaren başlayan Anadolu yapılanmasıyla yeşil sahada vücut bulmuştu. Mesela Sivas’ta o zamanlar ticaret dendiğinde, neredeyse tüm piyasaya Kayserililer hakimdi.
Kayseri sadece ekonomik anlamda değil, sporda da Sivas’tan çok daha öndeydi ve Kayserispor öncesi de, Türkiye Şampiyonalarında boy gösteren Demirspor, Şekerspor, Sümerspor, Karagücü, Havagücü gibi köklü takımları vardı.
Biz yine de keşke hiç yaşanmasaydı diye hayıflandığımız maç gününe dönelim. Sivas’tan hareket eden (20 minibüs, 40 otobüs, tren ve 10 km kuyruğu bulan münferit arabalarla) 5000 kadar taraftar Kayseri’de takımlarının yanında yer alırken, maç öncesi, adeta her derbi maçında ritüel haline gelmiş küçük olaylar, ufak tefek taşlınlıklar ama laf atmadan öteye gitmeden, ölüm ya da yaralanma olmadan sadece 6 Sivaslı’nın gözaltına alınması..
O 6 kişi o gün o dakikalarda çok üzülmüş de olsalar, belki hayata devam etme nedenleri idi büyük fotoğrafa bakınca!..
Tribünler hınca hınç dolu, 20 binden fazla seyirci ve tabii ki %75i de ev sahibi Kayseri taraftarı.. Kayserinin 20nci dakikada gelen golü sonrası, önce münferit taş atmayla başlayan tepkiler, çığ gibi büyüyerek tüm stada yayılmış ve Sivaslılar çareyi tribünden ve staddan çıkmakla bulmuştu. Ama asıl trajedi de böyle başladı maalesef!..
Çünkü Kayserispor stadyumundaki kapılar olması gerektiği gibi dışarıya değil, içeriye doğru açılıyordu ve çıkan izdihamda dar alanda yığılan seyirciler ve panik, 43 ölüm ve 600’den fazla yaralı ile sonuçlanmıştı. Ezilenler, havasız kalıp ölenler, o panik ve can havliyle birbirilerinin üstünden geçmeye çalışan seyirciler.
Stadda başlayan kavga, alevlenerek tüm şehre yayılırken, maç öncesi böyle bir olay beklemediği için sadece 60-70 polisle güvenlik sağlanamamış, Pazar günü oynanan maçta Vali de şehir dışında olduğu için askeri destek de getirilememişti.
Aslında bu kadarı beklenmese de, adeta göz göre göre gelmişti bu olaylar!.. 1965’te Sivas Sümerspor – Kayseri Şekerspor karşılaşmasında bazı taraftarlar yaralanmış, 1966’da oynanan Kayseri Havagücü – Sivas Sümerspor karşılaşmasında da sakatlanma ve yaralanmalar meydana gelmişti. Kayserispor’un ilk defa karşılaşacağı maçtan 7 gün önce 10 Eylül 1967 tarihinde oynanan Kayseri Havagücü – Sivas Dört Eylül maçında da iki takım futbolcuları arasında olaylar çıkmış (iki futbolcunun ayağı kırılmıştı) ve iki şehrin tüm takımları arasındaki gerilim malumun ilanıydı.
Sivas gazetelerinin ertesi günlerde attıkları; Katil Şehir Kayseri başlıklı manşetler, neyse ki o zamanki hükümet yetkililerinin “bizce çok doğru” manevraları ile hafiflemiş (Vali ve dönemin Emniyet Müdürü merkeze alınmıştı), dönemin İçişleri Bakanı Faruk Sükan ve Sağlık Bakanı Vedat Ali Özkan başta olmak üzere olayı yumuşatmak için, tüm bakanlar ve milletvekilleri de seferber olmuştu.
Ama Sivas şehri gözü dönmüş şekilde intikam naraları ile inliyordu. Kayserililere ait ondan fazla dükkân yağmalandı ve ateşe verildi. Sahibi bir Kayserili olan Büyük Belediye Oteli’nin yatakları caddeye atılıp yakıldı. Sivas’ta çıkan olayların büyümesi üzerine Sivas Tugayından yardım talep edilmiş, bunun yanı sıra Malatya, Tokat ve Erzincan’dan da birlikler gelmişti.
Maçın sonucunun hiçbir önemi yok ama çıkan karar; iki takıma verilen 17’şer maçlık saha kapatma cezasıydı. Yıllarca da Kayserispor – Sivasspor aynı gruba verilmedi.
Ama olaylara, olmasın diye değil, maalesef olduktan sonra çare bulan ülkemiz ve spor için belki de tek kazanım; stadyum kapılarının artık dışarıya doğru açılıyor olması idi ama ölen çoğu çocuk-genç, 43 kişiye mezar olduktan sonra ne fayda !..
İyi ki bu olaylar günümüzde yaşanmadı. Düşünün ki, çok kanalli televizyonlar ve sosyal medya varken bu trajedi vuku bulmuş olsa, belki ölü sayısı 1000’lere 10 binlere katlanıp iç savaş bile çıkabilirdi. Her ne kadar, yaşananların üstü örtüldü diye yansısa da, hükümet yetkililerinin olaya sükunetle yaklaşıp, ulusal basının da yangını söndürmek için iyi niyetli çaba göstermesi takdire şayan.
Yine de olan o zavallı, masum, 43 cana oldu!..
Tarihe de bu lanetli gün, Türkiye’nin en büyük spor faciası olarak geçti.
43 kişiyi öldüren kıvılcımı ateşleyen golün sahibi Oktay Aktan’ın sağduyu kokan açıklaması ile yazıyı bitirelim: ”Keşke ayağım kırılsaydı da gol atmasaydım. Dün gece uyuyamadım. Gözlerimin önüne tribünlerdeki insanların hali gelince ağlamadan edemedim. Keşke yenilseydik de bu olaylar çıkmasaydı.”
Bugün 50 sene geçti üzerinden o lanetli günün.
Bir daha değil benzerini, çok daha küçüğünün bile, dünyanın hiçbir yerinde yaşanmaması dileğiyle..
