https://abcspor.com/wp-content/uploads/2020/11/ataturk.jpg

TEK YAZGI İKİ HOCA, FUTBOLUN KADER ARKADAŞLARI: STEVE İLE YILMAZ

Okunması Gerekenler

Bazı teknik direktörler vardır, kariyerleri kupalarla değil, yarım kalan sezonlarla ölçülür. Geldikleri günle gittikleri gün arasında geçen sürede bir kulübün kaderi değişmiştir ama kimse o hocadan bir hanedan kurmasını beklememiştir. İngiltere’de bu rolün adı Steve Evans ise, Türkiye’de karşılığı neredeyse otomatik olarak Yılmaz Vural olur.

İlk bakışta çok benzerler. İkisi de alt liglerin ustasıdır. İkisi de sezon ortasında, işler sarpa sardığında telefonları çalan adamlardır. Büyük takımların vitrinine hiç çıkmamışlardır ama futbolun arka odalarını herkesten iyi bilirler. Yine de bu benzerliğin altında önemli bir ayrım vardır ve asıl mesele de burada başlar.

Steve Evans’ın futbolu serttir, hatta bilinçli olarak serttir. O, futbolu bir hayatta kalma mücadelesi olarak görür. Rakibi analiz ederken estetikle ilgilenmez. Hangi takım fiziken düşüyor, hangisi ikinci topları kaybediyor, hangi savunma ikili mücadeleden kaçıyor.

Evans’ın planı genelde basittir ama tesadüfi değildir. Oyunu sıkıştırır, tempo yükseltir, rakibin sinir uçlarına basar. Teknik alanı da oyunun bir parçası olarak kullanır. Hakemle tartışması, rakip hocaya laf sokması çoğu zaman kontrolsüz değil, hesaplıdır.

İngiliz alt liglerinin kaotik doğasına çok iyi uyar çünkü o kaosu yönetmeye değil, kullanmaya çalışır. Yılmaz Vural ise aynı kaosu bambaşka bir yerden ele alır. Onun futbolu sahaya çıkmadan önce başlar. Oyuncunun gözünün içine bakar, kim korkuyor, kim küsmüş, kim kendini değersiz hissediyor bunu çözmeye çalışır. Vural için takım bir dizilişten önce bir ruh halidir.

Basın toplantıları bu yüzden önemlidir. Orada sadece gazetecilere değil, oyuncularına da konuşur. Bazen kendini öne çıkarır, bazen rakibi över, bazen hakemi hedef alır. Ama çoğu zaman yaptığı şey, baskıyı oyuncuların üzerinden alıp kendi üzerine çekmektir.
İşte ayrım tam olarak burada belirginleşir. Evans daha mekaniktir. Disiplin, fizik, rol dağılımı. Oyuncu görevini yaparsa sistem işler. Vural ise daha ilişkiseldir. İkna eder, motive eder, bazen abartır, bazen hikâye anlatır. Evans takımını sahada ayakta tutar, Vural önce soyunma odasını ayağa kaldırır.

Bu fark, neden büyük takımlarda kalıcı olamadıklarını da açıklar. Büyük kulüpler sadece maç kazanmak istemez. Aynı zamanda gürültüyü azaltmak ister. Evans ve Vural ise gürültünün kendisidir. Çünkü alt liglerde sessiz kalırsan kaybolursun. Büyük kulüpler bu görünürlüğü risk olarak görür. Oysa alt liglerde bu, hayatta kalma refleksidir.

Yine de onları efsane yapan şey tam da budur. Kasım ayında yağmur altında oynanan, tribünlerin yarısının boş olduğu, bir mağlubiyetle her şeyin bitebileceği maçlarda sahneye çıkarlar. Kimsenin uzun vadeli vizyon konuşmadığı, herkesin sadece haftayı nasıl atlatacağını düşündüğü anlarda.

Steve Evans İngiltere futbolunun sert gerçekçiliğini temsil eder. Yılmaz Vural ise Türkiye futbolunun duygusal zekasını. Aynı problemin iki farklı kültürde üretilmiş iki çözümüdürler.
Ve belki de bu yüzden hiçbir zaman büyük takım hocası olmadılar. Çünkü büyük takımlar düzen ister. Onlar ise düzensizliğin uzmanıdır.

Peki rolleri tersine çevirseydik ne olurdu?

Yılmaz Vural bu tarzıyla İngiltere’de Steve Evans’a dönüşebilir miydi? Büyük ihtimalle hayır. Çünkü İngiliz futbolu kaosa toleranslıdır ama onu sahneye taşımayı sevmez. Teknik direktörün görünür olmasına izin verir, ama oyunun önüne geçmesine değil.

Vural’ın en güçlü silahı olan hikâye anlatıcılığı, İngiltere’de liderlikten çok kontrol kaybı olarak okunurdu. Orada mesaj kısa, net ve duygudan arındırılmış olmak zorundadır. Vural’ın tonu, jestleri ve dramatik hamleleri İngiltere’de fazla yüksek frekansta kalırdı.

Steve Evans için ise tablo tersine dönerdi. Evans bu haliyle Türkiye’de rahatlıkla çalışabilirdi. Sert dili, hakemle kavgası, rakibe laf sokması, biz ve onlar ayrımı.

Bunların hiçbiri Türkiye futbolu için yabancı değil. Hatta çoğu zaman “takımı sahipleniyor” diye alkışlanır. Basın Evans’ı hızla bir karaktere dönüştürür, tribünler bu sertliği kısa sürede sahiplenirdi. Disiplini, netliği ve rol tanımları kaos içindeki birçok kulüp için ciddi bir çıkış yolu olurdu.

Yani mesele kimin daha iyi teknik adam olduğu değil. Mesele, hangi karakterin hangi futbol kültüründe yaşayabildiği; Yılmaz Vural bağlamla konuşur. Steve Evans ise bağlama rağmen ayakta kalır.

İngiltere bağlama uymayanı ezer. Türkiye bağlama uymayanı bazen efsaneleştirir.
Ve belki de bu iki adamı bu kadar ilginç yapan şey tam olarak bu iken, memleket futbolunun sorunu da bu ayırımda gizlidir.

mail: yakup.borekcioglu@abcspor.com

twitter: @Yborekcioglu

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Son Haberler

NFL EN ESKİ TAKIMI; CARDINALS

Amerikan futbolunun köklü tarihine baktığımızda, bazı takımlar sadece birer kulüp değil, adeta birer efsane haline gelmiştir. Bu takımlardan biri...

Benzer Konular