STADIO OLIMPICO’DA SESSİZLİĞİN SESİ VE LAZIO’NUN DİRENİŞİ
Futbol romantizminin en şairane paradokslarından biri tam şu sıralar Roma’da, Stadio Olimpico’nun beton basamaklarında yaşanıyor. Bir tarafta Serie A tablosunun en üst basamaklarında fırtına gibi esen, sahada taktiksel olarak makine gibi işleyen bir takımla baş başayız. Diğer tarafta ise kendi evinde adeta hayalet bir stadyuma oynayan, tribünleri çölleşmiş bir Biancoceleste.
Peki, bir futbol kulübünün taraftarı takımı ligin zirvesindeyken neden stadyumu terk eder? Bu durum sadece bir bilet fiyatı protestosu ya da birkaç maçlık hoşnutsuzluk mu, yoksa İtalyan futbolunun en derin kimlik krizlerinden biri mi?
Sahada Kusursuz Bir Senfoni, Tribünde Sağır Edici Bir Sessizlik
Lazio bu sezona pek çok futbol otoritesini şaşırtan bir oyun disiplini ve efektiflikle başladı. Sahada pressing mesafelerini doğru ayarlayan, geçiş hücumlarını keskin bir neşter gibi kullanan ve Serie A’nın zirve yarışını domine eden bir takım var. Normal şartlarda İtalya’da böyle bir form grafiği Curva Nord’un bayrak denizine dönüşmesine, Roma sokaklarının “Lazio, Lazio” tezahüratlarıyla inlemesine sebep olurdu!.
** Ancak Olimpic’ya giren kamera açıları bambaşka bir gerçekliği fısıldıyor: Boş koltuklar, yankılanan top sesleri ve protesto pankartları.
Bu sezon kulübün kombine bilet satış rakamlarında yaşanan tarihi düşüş —geçen sezonki 30 bine yakın rakamdan iki bin seviyesine çakılması— taraftarın saha içi sonuçlardan tamamen bağımsız bir karar aldığının kanıtı. Laziali, kulüplerini deplasmanda binlerce kişiyle yalnız bırakmazken, kendi evinde sistemi protesto etmek adına stadı boş bırakıyor.
Mesele Skor Değil: Claudio Lotito ve “Diktatörlük” Savaşı
Bu boykotun merkezinde tek bir isim var: 2004 yılından bu yana kulübün başkanlığını yürüten Claudio Lotito.
Lotito, finansal olarak uçurumun kenarındaki Lazio’yu iflastan kurtaran, kulübe katı bir mali disiplin getiren pragmatik bir iş insanı. Ancak taraftarın gözünde Lotito, Lazio’nun ruhunu ve tutkusunu emen, kulübü kişisel bir ego alanına ve bürokratik bir şirkete dönüştüren bir figür.
Ultras gruplarının ve genel taraftar kitlesinin ortak bildirilerinde vurguladığı ana tema çok net: “Bizim mücadelemiz transferler, sahadaki sonuçlar ya da yeni bir stadyum projesiyle ilgili değil. Mesele özgürlük ve kulübün kimliğine sahip çıkmak.”
Taraftar, yönetimin kulüp kültürünü hiçe sayan kararlarından, iletişimsizlikten ve taraftarı bir müşteri olarak gören vizyondan bıkmış durumda. Sportif direktörlerin “Savaşlarda bile ateşkes olur, stadı doldurun” çağrılarına taraftarın yanıtı ise tavizsiz oldu: “Kulübün geleceği için ateşkes yok.”
Bir Kulübün Ruhunu Nerede Ararsınız?
Lazio’nun bu sezonki hikayesi, endüstriyel futbol ile geleneksel taraftar kültürü arasındaki fay hattını en çıplak haliyle gözler önüne seriyor.
Skor tabelasında yazan 3 puanlar, atılan goller ve lig liderliği yarışı; eğer o sevinci paylaşacak bir topluluk yoksa ne kadar anlamlıdır? Stadio Olimpico’daki bu sessizlik, aslında kulüp yönetimine verilen en yüksek sesli cevaptır. Laziali, ruhunu kaybetmiş bir şampiyonluktansa, kendi kimliğini savunan boykotçu bir duruşu tercih ediyor.
Lazio sahada kazanmaya devam edebilir, hatta sezon sonunda kupaya da uzanabilir. Ancak bu kupanın kalkacağı gün stadyum hala boş kalacaksa, futbolun özündeki o saf tutku kimin galibiyeti sayılacak? Roma’nın mavi-beyaz tarafında şu an sahada oynanan oyun sadece futbol; asıl büyük maç ise tribünlerin geleceği için veriliyor.
** İşin ilginci bu kadar sert bir kaosa rağmen; 8 maçta 22 puanla İnterle beraber zirveyi paylaşıyorlar ve 16 gol atıp, sadece 5 gol yediler. Bir tek Milan’a puan kaybettiler (12 Eylül, 2-2) ve çok doğru, akıcı bir futbol oynuyorlar.
