Bugün sizi olimpiyat tarihinin belki de en tuhaf yarışına götürüyoruz: 1904 St. Louis Maratonu.
Modern Olimpiyatları düşününce aklımıza genelde disiplinli sporcular, kırılan rekorlar ve kusursuz organizasyonlar gelir. Ama bu yarış tam anlamıyla bir kaos. Hatta spor etkinliğinden çok komedi-gerilim karışımı bir filme benziyor.
30 Mayıs’ta yapılan bu maratona 7 ülkeden 32 atlet start veriyor. Fakat 42 kilometrelik parkuru bitirebilenlerin sayısı sadece 14.
Yarış boyunca yaşananlar ise inanılır gibi değil; fare zehiri, sporcuları kovalayan köpekler, arabaya binip yolun bir kısmını “pas geçen” atletler, çürük elma krizi ve hatta yarış sırasında uyku molası…
Tarihin bu gerçek ama neredeyse gerçeküstü hikayesine biraz daha yakından bakalım.
32 derece sıcaklıkta “bilimsel deney”
Her şey organizasyonun başındaki James Sullivan’ın “bilimsel merakıyla” başlıyor. Sullivan, sporcuların susuz bırakılmasının performansa etkisini görmek istiyor. Bu yüzden 42 kilometrelik parkur boyunca sadece iki su noktası koyduruyor.
Üstelik bunu, sıcaklığın 32 dereceyi bulduğu ve nem oranının yüzde 90’a yaklaştığı bir günde yapıyor yarı deli. Bugünün standartlarına göre neredeyse bir felaket tarifi. Neyse ki yarış sonunda hayatını kaybeden olmadı!
Toz Bulutu- Dumanlar Eşliğinde
Yarış parkuru asfalt değil, toprak ve çakıldı. Takip eden arabaların kaldırdığı yoğun toz bulutu, koşucuların nefes almasını zorlaştırdı. Nefes almakta zorlanan sporcular öksürük krizlerine girerken, bazıları yarışı erkenden bırakmak zorunda kaldı.
Biraz koş, sonra arabaya bin, sonra tekrar koş
Yarışın en meşhur karakterlerinden biri Fred Lorz. Lorz bitiş çizgisine ilk ulaşan kişi oluyor ama işin içinde küçük (!) bir detay var.
Yarışın ilk 9–10 kilometresini koştuktan sonra yoruluyor ve yaklaşık 17–18 kilometrelik kısmı yoldan geçen bir arabayla gidiyor. Hem dinlenmiş oluyor hem de rakiplerine fark atıyor. Son 10–15 kilometrede arabadan inip tekrar koşmaya başlıyor.
Seyirciler onu stadyum girişinde coşkuyla alkışlıyor. Hatta Başkan Theodore Roosevelt’in kızı Alice Roosevelt tam madalyayı takmak üzereyken biri gerçeği ortaya çıkarıyor: Lorz yolun büyük kısmını arabayla gelmiş.
Lorz ise pek de mahcup görünmüyor. Açıklaması kısa ve net:
“Ben sadece şaka yapmak istemiştim.”
Fare zehiriyle kazanılan altın madalya
Lorz diskalifiye edilince gözler ikinci sıradaki Thomas Hicks’e çevriliyor. Ama Hicks’in durumu da pek iç açıcı değil.
Yarışın ortalarında bitkin düşen Hicks’e antrenörleri o dönem performans artırıcı sanılan bir karışım veriyor; striknin (fare zehiri), yumurta akı ve biraz brendi.
Bugün bu açıkça doping sayılırdı. O gün ise “bilimsel destek” gibi görülüyordu.
Karışımın etkisiyle Hicks halüsinasyonlar görmeye başlıyor. Son iki kilometreyi neredeyse sürünerek geçiyor (adeta yaşayan bir zombi). Bitiş çizgisine ulaştığında ayakta bile duramıyor. Altın madalyayı kazanıyor ama yarış sırasında yaklaşık 4 kilo kaybetmiş oluyor. Dahası, o günden sonra bir daha profesyonel olarak koşmuyor.
Yarış ortasında yarım saat uyuyan atlet
Maratonun en renkli hikayelerinden biri de Kübalı postacı Andarín Carvajal’a ait.
Yarış sırasında karnı acıkınca yol kenarındaki bir bahçeden birkaç elma koparıyor. Ancak elmalar çürük çıkınca midesi bozuluyor. Bunun üzerine yol kenarında uzanıp yarım saat kadar uyuyor.
Dinlendikten sonra kalkıp tekrar koşmaya başlıyor ve tüm bu aksiliklere rağmen yarışı dördüncü sırada bitiriyor.
Köpeklerin kovaladığı Afrikalı atletler
Bu maraton aynı zamanda siyah Afrikalı atletlerin katıldığı ilk olimpiyat yarışıydı.
Len Taunyane ve Jan Mashiani, St. Louis’deki Dünya Fuarı kapsamında ABD’deler ve yarışa da katılıyorlar. Taunyane yarış sırasında beklenmedik bir olayla karşılaşıyor; bir köpek sürüsü tarafından kovalanıyor.
Köpeklerden kaçarken rotadan yaklaşık bir kilometre sapmak zorunda kalıyor. Buna rağmen yarışı dokuzuncu sırada tamamlamayı başarıyor.
Irkçılık – Antropology Days
Olimpiyatların en tartışmalı bölümlerinden biri Anthropology Days idi. Dünya fuarı kapsamında farklı ülkelerden getirilen yerli halklara, olimpik sporların basit versiyonları yaptırıldı. Amaç onların “medeniyet seviyesini” ölçmekti.
Bugün bu etkinlik, spor tarihinin en açık ırkçı organizasyonlarından biri olarak kabul edilir ki az bile!
Neden hala konuşuluyor?
Aradan 120 yıldan fazla zaman geçti ama 1904 St. Louis Maratonu hala spor tarihinin en tuhaf olaylarından biri olarak anlatılıyor.
Düşünün ki; arabaya binen bir atlet, fare zehiriyle koşan bir şampiyon, yarış ortasında uyuyan bir sporcu, köpeklerden kaçan atletler… Hepsi aynı yarışta, aynı gün yaşanıyor. Ve ırkçılık da ekstrası. Hatta organizasyon sahibi bile koskoca olimpiyat finalini yarı ölümcül deneye dönüştürüyor!.
Sahketar Lorz, dopingci Hicks, uykucu Carvajal; her biri adeta absürd-komedi film karesinden çıkmış gibi.
Bugün bunlardan sadece biri bile olsa “yok artık” dedirtirdi. Ama hepsinin aynı kaotik maratonda gerçekleşmiş olması, bu yarışı doğal olarak unutulmaz bir efsaneye dönüştürüyor.
