https://abcspor.com/wp-content/uploads/2020/11/ataturk.jpg

MODERN DÖNEM DOPİNG VE KIRILMA NOKTASI

Okunması Gerekenler

Dopingin tarihçesinin M.Ö. dönemlere kadar uzandığı, pek çok belgeyle kanıtlanmış durumda. Antik çağlarda sporcuların performans artırıcı karışımlar kullandığı biliniyor.

Ancak biz o kadar geriye gitmeyeceğiz. Bu yazıda, sporun en karanlık partneri, hatta çoğu zaman gölgesi olan dopingin Modern Dönem’deki hikayesine odaklanacağız.

Modern Dönemde Doping ve Kırılma Noktası

20. yüzyılın ortalarına kadar doping kullanımı spor dünyasında açık bir sır gibiydi. Performansı artırmak için uyarıcı maddeler kullanan sporcular vardı, fakat bu durum sistematik ve sıkı bir denetimle karşılaşmıyordu. Ta ki trajik bir olay her şeyi değiştirene kadar…

1960 Roma Olimpiyatları ve Bir Ölüm

1960 yılında Roma’da düzenlenen Olimpiyat Oyunları sırasında Danimarkalı bisikletçi Knud Enemark Jensen, yarış esnasında fenalaşarak hayatını kaybetti. Yapılan incelemelerde sporcunun amfetamin kullandığı ortaya çıktı. Bu acı olay, spor dünyasında dopingin artık görmezden gelinemeyecek bir sorun olduğunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi.

Jensen’in ölümü, uluslararası spor otoritelerini harekete geçirdi. Artık mesele yalnızca etik değil; aynı zamanda sporcuların sağlığı ve yaşamıydı.

Radara ilk Yakalanan

Doping kontrolleri ilk kez 1968 yılında iki büyük organizasyonda sistemli biçimde uygulanmaya başlandı: 1968 Kış Olimpiyatları ve 1968 Yaz Olimpiyatları.

Fransa’nın Grenoble kentindeki Kış Oyunları’nda alınan 86 numunenin tamamı temiz çıktı. Bu durum, henüz sistemin başında olunması nedeniyle bazı çevrelerde “spor temiz” algısı yaratsa da, asıl kırılma noktası aynı yıl düzenlenen Mexico City Yaz Olimpiyatları’nda yaşandı.

Mexico City’de 667 numune incelendi ve bunlardan birinde yasaklı maddeye rastlandı. Böylece Olimpiyat tarihinin “resmi anlamda radara yakalanan ilk ismi” ortaya çıktı:
Hans-Gunnar Liljenwall.

Ama derler ya, hırsıza kilit dayanmaz.

Doping kontrolleri başlamıştı başlamasına ama özellikle 1970’ler ve 80’ler, spor tarihinin en tartışmalı dönemlerinden biri olarak kayda geçti. “Demir Perde” ülkelerinin sporcuları uluslararası arenada adeta rekor yağdırıyordu.

Devlet Destekli “Mucize”: Doğu Almanya

Bu dönemin en çarpıcı örneği kuşkusuz Doğu Almanya idi. Küçük nüfusuna rağmen olimpiyatlarda devlerle yarışıyor, hatta çoğu zaman onları geride bırakıyordu. Ancak yıllar sonra ortaya çıkan belgeler, bu başarının arkasında sistematik ve devlet destekli bir doping programı olduğunu gösterecekti.

1976 Montreal Olimpiyatları, Doğu Alman sporcuların adeta gövde gösterisi yaptığı oyunlar oldu. Kadınlar yüzmede dağıtılan 13 altın madalyanın 11’i Doğu Alman sporcuların boynuna takıldı. Atletizmde de tam dokuz şampiyonluk kazandılar.

Dikkat Çeken Fiziksel Değişimler

Havuzda ve pistte esen bu “fırtına”, o dönem için hayranlık uyandırsa da, yıllar sonra ciddi soru işaretleri doğuracaktı. O yıllarda bazı kadın sporcuların fiziksel görünümleri de sıkça tartışma konusu oluyordu. Doğu Alman yüzücü Kornelia Ender, olağanüstü kaslı yapısı ve dominant performansıyla dikkat çekiyordu.

Çekoslovak orta mesafe koşucusu Jarmila Kratochvílová, özellikle 400 ve 800 metrede kırdığı rekorlarla adından söz ettirdi; güçlü ve sert fiziği uzun yıllar konuşuldu. Sovyet gülle atıcı Natalya Lisovskaya ve Doğu Alman disk atıcı Gabriele Reinsch ise attıkları mesafeler kadar fiziksel güçleriyle de gündem oluyordu.

Bugünden bakıldığında, bu performansların önemli bir kısmının anabolik steroid programlarıyla desteklendiği biliniyor.

Özellikle Doğu Almanya’da “Devlet Planı 14.25” adı verilen sistem kapsamında binlerce sporcuya, çoğu zaman bilgileri dahi olmadan, performans artırıcı maddeler verildiği sonradan resmi belgelerle ortaya çıktı.

Kırılmayan Rekorlar, Bitmeyen Tartışmalar

O yıllarda kırılan birçok dünya rekoru, aradan 40 yıl geçmesine rağmen uzun süre kırılamadı; bazıları ise hala tarihin tozlu raflarında yerini koruyor.

Şöyle açarsak; daha bir aydınlanır okuyucular…

** 400 Metre / Marita Koch (Doğu Almanya) / 6 Kasım 1985

** 800 Metre / Jarmila Kratochvilova (Çekoslavakya) / 26 Temmuz 1983

** Uzun Atlama / Galina Chistyakova (Sovyetler Birliği) / 11 Haziran 1988

** Gülle Atma / Natalya Lisovskaya (Sovyetler Birliği) / 7 Haziran 1987

** Disk Atma / Gabriele Reinsch (Doğu Almanya) / 9 Temmuz 1988

Bu Doğu Bloğu temelli rekorlar, hala! yani 2026’da da güncelliğini koruyor.

Testlere Yakalanmamak!

Sonrasında 100’lerce yakalanan sporcu oldu ama Lance Armstrong en dikkat çekenlerinden biriydi. 7 sene boyunca radara yakalanmadan ilaçlara devam etmiş, çünkü mikro doz kullanımı ve zamanlamayı (yarış dışı dönemlerde doping yapmayı) ustalıkla kullanarak testleri atlatabiliyordu.

Ayrıca kan değerlerini dengelemek için “kan nakli” (blood transfusion) gibi yöntemler de uyguladıkları ortaya çıktı.

Çok da uzatmadan; neyse ki bilim de gelişiyor ve artık kaçabilmek o kadar kolay değil!

Bitmeyen Yarış: Bilim mi, Hile mi?

1999’da WADA’nın kurulması ile hele de 2010 sonrası, EPO ve kan dopingi tespit yöntemleri artık çok hassas. Ani değişiklikler bile otomatik olarak şüphe uyandırıyor. Yani mikro doz ve zamanlama hileleri eskisi kadar etkili değil.

Yarış öncesi, yarış sırasında ve yarış dışı dönemlerde sürekli testler yapılıyor. Testler sadece kan değil, idrar ve diğer biyolojik örneklerden de yapılabiliyor.

Uluslararası kurumlar (WADA ve USADA gibi) rastgele doping kontrolleri yapıyor. Yani artik saklanmak neredeyse imkansız!

Ama hırsıza da kilit dayanmaz demiştik. Bugun için WADA her geçen gün listeye yeni doping maddelerini eklerken, bilimin karanlık yüzü de o listede yer almayan ilaçlarla karşı hamlelere devam ediyor ve maalesef, bu hırsız-polis oyunu “insan denen en tehlikeli yaratık var olduğu sürece de” sonsuza dek edecekmiş gibi..

Son Haberler

BASKETBOLDA DEĞİŞEN KURALLAR; BEFORE-AFTER

Herakleitos’un çok bilinen bir sözü vardır: “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.” Basketbola baktığımızda da bu sözün ne kadar doğru...

Benzer Konular