Spor salonuna gidenler bilir; genelde egzersizler, koşu bandına çıkıp koşarak başlar. Bir süre sonra gerçekten yorulmaya başlanır ve içten içe “bitsin artık bu işkence” denir.
Ve buradaki “işkence”, gerçekten de koşu bandıyla bağlantılı çünkü ortaya çıkış amacı, gerçekten de mahkumlara işkence!
Gelin, bu spor aletinin karanlık geçmişini birlikte keşfedelim!
Koşu bandının keşfi için 1817’e gidiyoruz.
İngiliz Mühendis Sır William Cubitt tarafından icat edilen koşu bandının amacı, mahkumları üstüne çıkarıp sürekli saatlerce yürümelerini sağlamaktı. İlhamını da tutukluların avluda boş boş dolaşmasından aldı. Bu buluşun, yürüyüş bandının (o zamanlar henüz koşu bandı değildi), “suçluları terbiye edeceğini” düşünüyordu.
Bu sırada azımsanmayacak derecede enerji üretiliyordu ve bu enerji; su pompalanmasında, maden havalandırmasında ya da buğday öğütülmesinde kullanılıyordu. Yani mahkumları bir nevi makineleştirmişlerdi.
Mahkumların enerjisini harcamak ve cezalandırmak için kullanılan, tahıl öğütme veya su pompalama işlevi gören devasa bir “yürüyen çark” mekanizmasıydı.
19.yüzyılın cezai yürüyüş bantları insan ayağına uygun büyük, geniş tekerleklere benziyordu. Ağır işe mahkum edilen tutuklular, basamakları art arda çıkıyor ve tüm tekerleğin dönmesini sağlıyordu.
Bu insanlık dışı yöntemle değirmen taşı çevirme işini de bedavaya getiriyorlardı. Napolyon Savaşları sonrası ekonomisi iyice çöken İngiltere için de olumlu bir gelişme olarak görülüyordu.
Bir mahkum, gününün ortalama en az 6-7 saatini bu tekerleklerin üzerinde yürüyerek ya da koşarak geçiriyor, kusanlar, bayılanlar, hatta ölenler bile oluyordu!.
Şöyle açarsak; günde 6 saat koşu bandınfa geçirmenin karşılığı; 14 bin basamaklı bir merdivene tırmanmaya eş değer. Ve bunu haftanın en az beş günü yapmak zorundalardı.
Bu gaddarca uygulama, çok sayıda kişiyi erken yaşta mezara yollamıştı. Örneğin ünlü yazar Oscar Wilde, Pentonville Cezaevi’nde 1895’teki ağır iş cezası sırasında yürüyüş bandında neredeyse ölüyordu. 1897’de cezaevinden çıktıktan sadece 2 yıl sonra da 46 yaşında hayatını kaybetti.
19. yüzyılın sonuna kadar ceza olarak kullanılan bu yöntem, 1898 yılında çıkan hapishaneler yönetmeliği ile canice bir işkence olduğuna karar verilerek nihayet durduruldu.
Ama 1911’de Claude Lauraine Hagen tarafından ABD’de “eğitim cihazı” olarak patentlenmişti.
Tıbbi Kullanım icin ise 1952’ye gidiyoruz. Dr. Robert Bruce, kalp ve akciğer hastalarını test etmek için koşu bandını kullanarak modern “stres testi”nin (Bruce Protokolü) temelini atmıştı.
1970’li yollarda ABD’de başlayan ‘koşu ve sağlıklı yaşam çılgınlığı’ koşu bandının tekrar ortaya çıkmasını sağladı ve insanlar, evlerine kurdukları koşu bandlarıyla spor yapma furyasına kapıldı.
O zamanlar kim bilebilirdi ki bu işkence aleti, sonrasında sağlıklı yaşam cihazına dönüşecek!
İşte günümüzde spor salonlarının hatta evlerimizin vazgeçilmezi olan bu mekanik cihaz, aslında böylesine karanlık bir geçmişe sahipti.
