https://abcspor.com/wp-content/uploads/2020/11/ataturk.jpg

KENDİ BAYRAĞI ALTINDA: SERBEST İRLANDA’NIN SPOR MÜCADELESİ

Okunması Gerekenler

Britanya’dan Ayrı Bir Ada Ülkesi: Serbest İrlanda ve Sporun Kimlik İnşasındaki Rolü

İrlanda denildiğinde akla yeşil tepeler, sisli sahiller ve güçlü bir kültürel miras gelir. Ancak bu ada, yalnızca doğal güzellikleriyle değil; aynı zamanda siyasi mücadelesi ve spor aracılığıyla kurduğu ulusal kimliğiyle de dikkat çeker!..

1921’de imzalanan Anglo-İrlanda Antlaşması sonrası ada ikiye bölündüğünde; Kuzey İrlanda Birleşik Krallık’a bağlı kaldı. Güneyde ise 1922’de İrlanda Serbest Devleti kuruldu-Irish Free State (bugünkü İrlanda Cumhuriyeti’nin temeli).

Yeni kurulan devlet için spor, kimlik inşasının en güçlü araçlarından biri oldu.

En başta tarihi Gaelic Oyunları, kültürel direnişin sembolü olurken, İrlanda’nın geleneksel sporlarından Hurling de varlığını korudu.

1884’te kurulan Gaelic Athletic Association (GAA), bağımsızlık öncesinde de İngiliz sporlarına karşı yerli oyunları koruma amacı taşıyordu. Ama bağımsızlık ulusal gururun en önemli taşıyıcısı haline geldi. Ana mabedleri Croke Park Stadyumu yalnızca bir spor alanı değil, tarihsel hatta dini bir semboldür!..

Bu arada İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda, İngiltere’nin yanında Birleşik Krallık ülkesi olurlarken, nadir branşlar harici tek ülke olarak mücadele etmeye başladılar ve Serbest İrlanda da ayrı olarak tek başına..

Mesela futbolda iki ayrı İrlanda var. Buna tek istisna model Rugby’yi gösterebiliriz. Çünkü İrlandalılar burada beraber oynayıp, tek bir milli takımda mücadele ediyorlar.

Olimpiyatlarda İrlanda

Bağımsızlık sonrası İrlanda, 1924 Paris Olimpiyatları’ndan itibaren ayrı bir ülke olarak yer aldı. Bu, uluslararası arenada tanınmanın sembolik bir göstergesiydi. Sporcular artık Britanya bayrağı altında değil, gururla kendi ulusal kimlikleriyle yarışıyordu.

Ve 1924’de sıfır çektiler ama sonrasında sadece katılmakla da kalmayıp, Pat O’Callaghan ile 1928 Amsterdam ve 1932 Los Angeles Olimpiyatları’nda çekiç atmada, Bob Tisdall ile de 1932 Los Angeles’ta 400 metre engellide altın madalya kazandılar.

Boks, atletizm ve kürek gibi branşlarda kazanılan başarılar, genç devletin dünya sahnesindeki görünürlüğünü artırdı.

Ama 1932 sonrası teorik olarak devam etseler de pratikte başarısız olimpiyat serüvenleri birbirini kovaladı. Aradaki iki istisna; biri altın 5 madalya kazandıkları 1956 Melbourne ve 3’ü altın 4 madalya kazandıkları 1996 Atlanta’yı pas geçersek!..

2012 Londra ile beraber, tekrardan az da olsa düzlüğe çıktılar diyebiliriz. 2024 Paris’i 4 altın, toplamda 7 madalya ile kapattılar ki, bu onları ülke sıralamasında da 1932’den sonra ilk kez TOP20 içine soktu (19. oldular).

Paris’te “yüzme, kürek, jimnastik ve boks” olmak üzere 4 ayrı branşta tarihlerinde ilk kez altın madalya kazandılar.

Özellikle 800 metre serbest yüzmenin kazananı Daniel Wiffen tüm spot ışıklarını üzerine çevirirken, 1500’de de bronzla kürsüye çıkmayı başardı.

Olimpiyat harici de, yakın tarih özelinde bile o kadar çok global figür soktular ki dünya sporuna; futbolda Roy Keane, golfte Rory McIlroy, boksta Katie Taylor ve Connor McGregor ilk aklımıza gelenler…

 

 

Son Haberler

DENEMELER

Kısa araya sığan, milli maçlar, savaş, sakatlıklar, Saras’ın savaştan dolayı Dubai’de mahsur kalışı derken geçen senenin finalistleri Ataşehir’de bir...

Benzer Konular