Jamaika sprint yarışları dendiğinde akla ilk gelen tabii ki Usain Bolt… Ama özellikle 21. yüzyıl özelinde kadınlarda bir hanedanlık kurdular ki, değil olimpiyat şampiyonluğu, 2 kez podyum üçlemesi bile yapıp sadece birbirleri ile yarıştıkları şampiyonalar bile oldu!.
Adeta “Olimpiyatları Jamaika seçmelerine çeviren” bu dominasyonun ana nedeni ne diye hiç düşündünüz mü?
21. yüzyıl öncesinde tek tük sprinter çıkartabilirken, ne oldu da Amerika dahil herkesle bir anda makası fazlasıyla açtılar ?
Olimpiyatlarda 1988 sonrası hiç podyum dışında kalmadılar ama son 4 Olimpiyatta tek kadınlarda, 100 metrede dağıtılan 12 madalyanın 10 tanesi Jamaika’ya gitti ki, 2 kez de podyum üçlemesi yapıp, 4 altın madalya aldılar. Bu inanılmaz bir istatistik!.
200 metrede de son 2 Olimpiyat altını onlarda kaldı ama biz sprintin en alfa yarışı olan 100 metre özelinde ilerleyeceğiz.
Gelin beraberce bu sıçramayı madde madde ele alalım..
Jamaıka’daki en önemli yapı taşı, lise düzeyindeki Inter-Secondary Schools Boys and Girls Championships (kısaca “Champs”) organizasyonu.
Ülke çapında büyük prestije sahip. Genç atletler 14–18 yaş arasında ciddi rekabet ortamında yarışıyor, tribünler bir festival, milli maç havasında dolu oluyor.
Sprint o topraklarda sadece spor değil popüler bir kültür. Yetenekler çok erken yaşta keşfedilir. Bu sistem sayesinde sporcular elit seviyeye hazır şekilde yetişir.
İkinci Etken Güçlü Rol Modeller
Başarı zincirleme etki yarattı diyebiliriz. Önce Merlene Ottey uluslararası sahnede kapıyı açtı.
Ardından Shelly-Ann Fraser-Pryce çoklu Olimpiyat şampiyonlukları kazandı. Daha sonra Elaine Thompson-Herah sprint dublesiyle tarih yazdı.
Günümüzde Shericka Jackson elit seviyeyi sürdürüyor ki genç kızlar kendi ülkelerinden dünya-olimpiyat şampiyonları çıktığını görünce, sprint bir “ulaşılabilir hayal” haline geldi.
Ve eğitim.. Doğru coaching, doğru antrenörler ve bilimsel çalışmalar..
Jamaika’nın en önemli avantajlarından biri, sporcuların ABD’ye gitmeden ülkelerinde kalıp dünya çapında hazırlanabilmesidir.
Özellikle MVP Track Club ve benzeri elit sprint kulüpler; bilimsel antrenman programları, güç ve patlayıcı kuvvet odaklı çalışma, bireyselleştirilmiş sprint mekanii analizi sunar.
Mesela Jamaika sprint devriminin mimarlarından biri kabul edilen Stephen Francis tam bir atletizm dehası…
1990’ların sonunda kurduğu kulüp MVP Track, kısa sürede Jamaika’nın en başarılı sprint merkezlerinden biri haline geldi. Onun yaklaşımı geleneksel Karayip sprint anlayışından farklıydı: daha bilimsel,daha sistematik ve performans verilerine dayalı…
3 temel prensibe dayandırdığı sistemi; maksimum hız gelişimi, kuvvet ve patlayıcılık, teknik Mükemmellik üzerine kurulu ki, blok çıkışı, adım frekansı ve adım uzunluğu detaylı şekilde analiz edilir ve biyomekanik geri bildirim kullanır.
Bu model, Jamaika sprintinin yeni çağını başlattı.
Maurice Wilson da çok önemli bir yetiştirici.. Lise ve genç atlet gelişimindeki en önemli eşik atlatıcı diyebiliriz. Genç yaşta sprint temellerinin doğru atılmasını sağlayan kuşak antrenörlerinden.
Glen Mills de erkek sprinti dendiğinde, Usain Blot başta, birçok şampiyon sporcuda imzası olan bir antrenör. Jamaika sprint kültürünün profesyonelleşmesinde oynadığı büyük rol de ekstrası..
Sprint mekaniği ve yarış stratejisi üzerine sistematik çalışma modeli geliştirdi ki hala Jamaika onun ekmeğini yiyor.
Jamaika Modelinin Özelliği
Yani Jamaıka’nın başarısı tek bir “süper antrenöre” bağlı değil; birden fazla kulüp ekosistemi ve ülke içi gelişim modeline dayanıyor diyebiliriz.
Sporcuların büyük kısmı eskiden 17-18 yaşlarına gelmeden Amerika’ya giderlerken, artık çoğu ülkede kalıyor. Üniversite yerine profesyonel sprint kulüpleri öne çıkıyor. Hükümet de ülke normları bazında epey iyi maddi destek sağlıyor. Erken yaşta teknik sprint eğitimi veriliyor. Kuvvet ve hız çalışmaları bilimsel şekilde planlanıyor.
Genetik konusuna da seneler önce detaylıca yazmıştık ama ana başlıklarla kısaca girelim;
İçindeki “allele” denen (Türkçede Alel) varyantı ile de gücü çok daha arttıran ve kaslara yüksek oksijen içeren kanı daha hızlı şekilde pompalamanızı sağlayan actn3 geni.
Bilimsel olarak kanıtlanmış, bir sprinter için en ideal olan varyant olan 577rr. Sadece sporculara değil, normal vatandaşının bile %75’inden fazlasında bu gen mevcut durumda!
Patlama gücü yüksek spor dallarında, kaslarımızın hızla enerji yenilemesini sağlayan en önemli enzimlerden biri olan CK’nın (Kreatin Kınaz)…
Ve özellikle bazı bölgelerde bulunan bolca aluminyum.. Bilim adamları hamileliğin ilk üç-dört ayında aluminyum açısından zengin gıdalar tüketmenin, bebeğin hızlı kasılan kas sayısını arttıracağı konusunda hemfikir ki Bolt dahil son 101-5 seneye damgasını vuran, kadınlı-erkekli 7-8 sprinterin de hemen hepsi bu tarz bölgelerde doğup büyümüşler.
Bacak boyları beyazlara göre “ortalamada” % 10 civarı daha yüksek ve aynı boydaki bir beyazın 100 adımda aldığı mesafeyi 90’larda alabiliyorlar ki göbek deliği ve de ağırlık merkezi, beyaz sporculara göre, belirgin biçimde daha yukarıda olması da bir başka artı. Bu, koşarken yere düşme hızlarını arttırıyor ve bir avantaj daha sağlıyor.
Kısaca daha ne olsun diyerek yazıyı bitirelim. Ve zaten genetik harika olarak adeta sprint için doğmuş fizyoloji ile doğru eğitim-bilim birleşince de otomatikman bu sonuç ortaya çıkıyor!.
