Fiji’nin Rugby Sevens ilk şampiyonluğu “tarihin en büyük spor sürprizlerinden” biri olarak görünür.
Çeyrek asır öncesine uzanıp kısaca hatırlayalım… Dünya Kupası’ndayız. Sene 1997, yer Hong Kong.
15’li rugby’de dev olamayan bir ülkenin, 7’lideki zirvesi bugünkü yazı konumuz.
Öncelikle Rugby, Fiji’de spor değil “hayat biçimi”. Fiji’de çocuklar sahada değil, kumsalda rugby oynayarak büyür. Ayakkabısız, düzensiz ama inanılmaz doğal ortamda denge, çeviklik, topla doğaçlama ilişki tekrarı kazandırır.
Akademide öğrenilen şeyler değil, sokakta kazanılan reflekslerdir Fiji’nin bu spordaki alametifarikası.
Zaten genetik olarak Fiji insanı; çok güçlü bir alt vücut yapısı, düşük yağ oranı, ani hızlanma yetenekleri (patlama gücü) ile bilinir.
7’li rugby ise 15’liye göre daha az taktik, daha çok bireysel patlayıcılık gerektirir. Yani oyun formatı da Fiji ekosistemine cuk oturuyor!..
Maçtan önce dua, maçtan sonra şarkı ritüelleri, bireysel ego yerine kolektif ruh olmazsa olmazları!..
1997’ye dönersek; Yeni Zelanda, İngiltere ve Güney Afrika gibi 3 favoriyi geçip şampiyon olabilmek, cidden peri masalı ötesi…
23 Mayıs’taki finalde 24-21 kazandıkları Güney Afrika maçı, o zamanki nüfusları olan 800 bin kişiyi sokağa dökmüş, ülkede resmi tatil ilan edilip, halk 3 gün 3 gece uyumamıştı. Kaptan Waisale Serevi de turnuvanın yıldızı olmuştu.
** O şampiyonluk bir “altın nesil” hikayesi ama arkası kurumsallaşamayınca maalesef devamı gelemedi.
Yetenekli Fiji’liler, ülkedeki profesyonel yapı eksikliği ve maddi nedenlerle, Yeni Zelanda, Avustralya hatta Avrupa kulüplerine gidiyor. Milli takım devamlılığı olmayınca da istikrar da olmuyor. Tam zamanlı kamp yok, bilimsel antrenman yok, altyapı plansız.
Yani sistem değil sadece yetenekle de bir yere kadar!..
Fiji gerçi başka bir jenerasyon ile Dünya Kupası’ndan sonra Olimpiyatlarda da, hem de 2 kez altın madalya kazandı (Rio 2016, Tokyo 2020)
Ama nedense Dünya Kupası’nda bir daha o kupa seviyesine gelemediler (25 senede sadece bir kez daha-2005’de kazanabildiler).
İkisi de 7’şer kişilik takımlarla (toplamda 12 kişilik kadro) oynanıyor. Maç süresi de, saha boyutu da, kuralları da aynı, ama peki neden sorusuna cevap aslında belli; rüzgarı değiştiren şey; maç sayısı ve turnuva süresi!..
Nedenleri neler diye madde madde gidelim;
** Bunu Olimpiyat Rugby Sevens’in 3–4 günde bitmesine yani az maç, dolayısı ile az yıpranmaya bağlayabiliriz. Uzun vadeli plan değil, anlık üstünlük gerektiren format tam dişlerine göre…
**Şemaya değil tamamen yetenek ve içgüdüye dayalı oyun kurgusu bir yanda, diğer yanda ise Dünya Kupaları ise daha uzun, daha çok maç demek. Sonucunda da fiziksel yıpranma yüksek..
** Küçük ülkedeki oyuncu havuzu da dar olduğu için kadro derinliği de sınırlı ve olası 1-2 kilit sakatlıkta tüm dişli durabiliyor.
** Ayrıca Dünya Kupası demek; savunma setleri, rakip analizi, duran top stratejileri ile uzun soluklu bir maraton. Fiji ise her zaman az yiyerek değil, çok atarak sonuç bulabilen, savunma disiplini kırılgan bir yapı.
** Fiji’li yıldızlar yukarıda da belirttiğimiz gibi Avrupa ve Okyanusya liglerine dağıldıklarından, Dünya Kupası için uzun süreli kamp yapma yani istikrar sağlama şansları da yok.
Çok da uzatmadan; “Fiji olimpik formatta o anı kazanır, Dünya Kupası’nda ise uzun hikayeyi yazmakta zorlanır”.
Onun içindir ki; Fiji’nin 1997 Rugby Sevens şampiyonluğu, sistemin değil ruhun kazandığı, tekrar edilmesi zor bir spor masalıdır!..
