https://abcspor.com/wp-content/uploads/2020/11/ataturk.jpg

EN UZUN ANITSAL KLASİK, LA PRIMAVERA, MILANO-SAN REMO

Okunması Gerekenler

Yaklaşık 300 km’ye varan (günümüzde genelde 290 km civarı) parkuruyla sadece beş “Anıtsal Klasik” arasında değil, tüm tek günlük yol bisikleti yarışları içinde en uzunlarından biri. Bu özelliğiyle “La Classicissima” (Klasiklerin Klasiği) olarak anılır.

Neden bu kadar özel?

Mesafe: Dayanıklılığın zirvesi. Peloton için adeta tek günlük bir Grand Tour etabı gibi.

Genel Profil: Büyük bölümünde nispeten düz bir rota. Ortalarda geçilen Passo del Turchino tırmanışı var ama yarışın kaderini genelde burası belirlemiyor.

Final Bölümü: Cipressa (yaklaşık 266. km’de başlıyor), Poggio di Sanremo (bitime yaklaşık 6 km kala zirve)

İşte yarış tam burada patlıyor. Poggio’nun kısa ama patlayıcı yapısı, ardından gelen teknik iniş ve Sanremo düzlüğü; sprinter, puncheur ve klasikçi arasında inanılmaz taktik savaşlara sahne oluyor.

En popüler mi?

Bu biraz göreceli ama mesafe, prestij ve sezonun ilk anıtı olması nedeniyle Milano-Sanremo’nun yeri hep ayrıdır.

Gerçekten de Milano-Sanremo’nun büyüsü tam burada yatıyor: Kağıt üstünde “hafif” görünen yokuşlar, 280+ kilometrelik bir yıpratmanın ardından bambaşka bir şeye dönüşüyor.

Cipressa vs. Poggio

Cipressa (5,6 km – %4,1) kağıt üstünde daha sert. Uzunluğu ve ritim değişiklikleri takımlara tempoyu yükseltme fırsatı veriyor. Poggio di Sanremo (3,7 km – %3,7) ise rakamsal olarak “yokuş” bile sayılmayacak gibi.

Ama işte mesele tam da bu: 280 km sonrası geliyor. Patlayıcı ataklara açık. Zirveden sonra teknik ve riskli bir iniş var. Maratonun 35. kilometresinden sonra gelen en ufak eğim bile nasıl hissediliyorsa, Poggio da öyle. O anda %3,7 eğim teorik değil, fizyolojik anlamda x2 hatta x3 olarak hissediliyor.

İlk kazanan

1907’deki ilk edisyonu kazanan isim gerçekten de Lucien Petit-Breton. O dönem yarış zaten başlı başına bir hayatta kalma mücadelesi.

1910: Efsanevi Kar Fırtınası

1910 edisyonu bisiklet tarihinin en dramatik günlerinden biri.

63 start alan bisikletçi ve sadece 3 finiş! Dondurucu kar fırtınasında kazanan: Eugène Christophe.

Yolda kayboluyor, donma tehlikesi geçiriyor ve yaklaşık 12 saatlik sürede yarışı bitiriyor. O gün Milano-Sanremo bir spor etkinliğinden çok bir keşif seferi gibiydi.

Costante Girardengo: İlk Büyük Hakimiyet

Costante Girardengo, yarışın ilk gerçek süperstarı. 1917–1928 arasında 12 yarışın 11’inde podyum ve 6 zafer.

Bu istatistik, modern bisiklet çağında neredeyse tahayyül edilemez. O dönemde İtalya’da neredeyse ulusal kahraman statüsündeydi.

Bartali-Coppi: Sadece Tour’da Değil

1940’lar İtalyan spor tarihinin en ikonik rekabetine sahne oldu: Gino Bartali-4 zafer, Fausto Coppi-3 zafer

1939–1950 arasındaki 10 edisyonun 7’sini paylaşmaları, Milano-Sanremo’nun da bu epik rekabetin sahnesi olduğunu gösteriyor.
(1944 ve 1945’te II. Dünya Savaşı nedeniyle yarış düzenlenmedi.)

Bartali daha dirençli ve klasikçi bir figürken, Coppi daha modern, daha atakçı bir şampiyondu. Özellikle Coppi’nin 1946’daki destansı solo kaçışı, Milano-Sanremo tarihinin kırılma anlarından biri sayılır!.

Yani Milano-Sanremo’nun erken dönemleri adeta “epik çağ” gibi; kar fırtınaları, savaş araları, 12 saatlik finişler, ulusal kahramanlar…

“La Primavera”yı gerçek anlamda küresel bir fenomene çeviren isim kuşkusuz
Eddy Merckx 

1966–1976 arasında Milano-Sanremo’yu tam 7 kez kazanması, sadece bu yarışın değil, tüm klasikler tarihinin en erişilmez başarılarından biri. “Yamyam” lakabını boşuna almamıştı; kazanmaktan başka bir şeyi kabul etmiyordu.

Bu seviye bir dominasyon başka hiçbir anıtsal klasikte görülmedi. Yedi zafer… Modern bisiklette bu rakam neredeyse mitolojik.

Zabel: Modern Çağın En Yakını

21. yüzyıla girerken sahneye çıkan isim ise Alman pedal Erik Zabel…

1997, 1998, 2000, 2001 ile 5 yılın dördünü kazanarak Merckx’e en çok yaklaşan isim oldu.
Eğer 1999’da zaferi Andrei Tchmil’e kaptırmasaydı, üst üste beş Milano-Sanremo zaferiyle tarihte eşi görülmemiş bir rekor kırabilirdi!.

Masal gibi parkur

Başlangıç noktası olan Piazza del Duomo’dan çıkıp, Lombardia’nın uzun ve sabır isteyen düzlüklerinden geçerek, sonunda Liguria kıyılarına ulaşmak… Peloton denize paralel akarken ekran başındaki izleyici de adeta o yolculuğun bir parçası oluyor.

Ve sonra o meşhur final:
Cipressa, Poggio, iniş ve Sanremo düzlüğü…

Yarışın büyük bölümü bekleyiş, konum alma savaşı ve enerji koruma üzerine kurulu. Ama son 20 kilometre, altı saatlik birikimin patladığı yer. İşte bu yüzden “klasiklerin en uzunu” olmasının ötesinde, belki de en sinematografik olanı.

Kuzeyin gri sabahından, Liguria’nın mavi ufkuna uzanan bir bahar destanı: La Primavera.

Son Haberler

SOWETO DERBY, KAIZER CHIEFS VS ORLANDO PIRATES

Bugünkü yazımızın konusu Soweto Derby… Güney Afrika’nın en büyük ve en tutkulu futbol rekabetlerinden biri. Gelin, bu ikonik derbinin...

Benzer Konular