https://abcspor.com/wp-content/uploads/2020/11/ataturk.jpg

DOĞU ALMANYA: 14.25 DOPİNG SKANDALI

Okunması Gerekenler

Doğu Almanya’nın 14.25 Doping Efsanesi: Sporun Karanlık Yüzü

Doğu Almanya (resmi adıyla Demokratik Alman Cumhuriyeti) 1960’lar ile 1980’lerin sonlarına kadar dünya sporunun en büyük güçlerinden biri haline gelmişti. Özellikle kadın sporcuların birbiri ardına kazandığı şampiyonluklar ve kırdıkları rekorlar gerçek dışı görülüyordu ki organik-legal olmadığı da seneler sonra ortaya çıktı!..

Mesela 400 metrede Marita Koch’un 1985, gülle atmada Gabrielle Reinsch’in 1988’deki rekorları hala en tepede; aradan geçen 40 seneye rağmen kırılamadı.

1976 Montreal Olimpiyatlarındaki erkeksi fiziğiyle heybetli yüzücü Kornelia Ender, bir Olimpiyatta dört altın ve bir gümüş madalya kazanarak tarihe geçmişti.

Hem de 100m-200m serbest ve 100m kelebekte dünya rekorları kırarak!. Doğu Almanya’nın o dönemki tartışmalı doping programının merkezindeki bayrak isimlerden biriydi Kornelia… Sadece o da değil, 1976’yı kadınlar 13 yüzme yarışında 11 altınla kapatmış, atletizmde de 9 şampiyonluk kazanmışlardı.

Bu başarıların ardında, ülkenin sistematik doping politikaları ve bilimsel açıdan organize edilmiş hileli stratejileri bulunuyordu. Bu dönemin en dikkat çeken hikayelerinden biri de, 14.25 doping adı verilen kontrolden çıkmış doping uygulamalarıyla ilgili.

Dopingin Arkasında Bilim ve Devletin Gücü

Soğuk Savaş döneminde, Doğu Almanya’nın uluslararası prestij kazanma çabaları çok güçlüydü. Spor, bu stratejinin en önemli araçlarından biriydi. Ülke nüfusu sadece 17 milyon idi ama sporcu fabrikası gibi çalışıyordu.

Sovyetler Birliği’nin izinden giderek, spor sisteminin başarısını kendi ideolojik sisteminin başarısı olarak gösterebilmek ve kendini dünya kamuoyuna kabullendirebilmek için en iyi yolun spor olduğuna karar vermişler,di. Bu doğrultuda tüm spor kurumlarını da bu amaç doğrultusunda kurmuş ve spor yönetimi yapılanmasını da buna göre şekillendirmişlerdi.

Çocuk yaşta yetenekli sporcular keşfediliyor, ardından doping ve performans artırıcı ilaçlarla donatılıyorlardı. “14.25 doping” terimi, 14 yaşından itibaren doping uygulamalarına başlanmasını simgeliyor ve Doğu Almanya’daki sistematik doping programlarının bir parçası olarak tarih sahnesine çıktı.

14.25, genellikle 14 yasındaki sporculara uygulanan, çeşitli doping maddelerinin kullanıldığı dönemi ifade eder. Bu, genç sporcuların gelecekteki büyük yarışmalara hazırlanırken, performanslarını artırmak amacıyla ilaçlara tabi tutulduğu bir süreçti.

Ancak bu uygulamalar sadece yaşadıkları fiziksel zorluklarla kalmıyor, psikolojik travmalar ve uzun vadede sağlık sorunlarına yol açıyordu.

1973-89 

1973 yılı Doğu Almanya’nın yasadışı doping programının başlangıcı olsa da, bu kısa ömürlü bir operasyon olmadı. Performans artırıcı maddelerin kullanımı, Berlin Duvarı’nın yıkıldığı 1989 yılına kadar devam etti.

Daha sonra, Doğu Alman gizli polisi Stasi’den gelen belgeler, sürecin ayrıntılarını ortaya çıkardı ama ta seneler sonra!

Yazının başlarında 1976’da 4 altın madalya kazanan yüzücü Kornelia Ender için “yok artık” demiştik ama 1988 Seul’de ülkenin yeni sürümü olan yüzücü Kristin Otto 6 altın madalya ile onu bile gölgede bırakmıştı.

1972 sezonunun sonunda sıfır dünya rekoruna sahip olan Doğu Alman kadınları, 1973 ile 1989 yılları arasında 110’u bireysel dünya rekoru olmak üzere toplam 127 dünya rekoru kırdı.

1984’deki Doğu Bloğu boykotunda onlar da yoktu ama 1976-80 ve 88, yani bu sistematik dopingi kapsayan 3 Olimpiyatta tam 124 altın, 318 madalya kazanmışlardı.

1973 ve 1989 yılları arasında düzenlenen beş Dünya Şampiyonasında Doğu Almanya, mevcut 72 altın madalyanın 44’ünü kazanarak ünvanların %61’ini elde etti.

1973 ile 1989 yılları arasında düzenlenen yedi Avrupa Şampiyonasında Doğu Almanya, mümkün olan 104 disiplinin 96’sını kazanarak %92,3’lük bir başarı oranına ulaştı.

Dopingin Kimyasal İçeriği

Doğu Almanya’nın “14.25 doping” sisteminde kullanılan ilaçlar genellikle steroidler, testosteron, ve anabolik steroidler gibi güçlü hormonları içeriyordu. Bu maddeler, kas kütlesini artırırken aynı zamanda dayanıklılığı ve gücü de artırıyordu.

Ülke, bu konuda bilimsel araştırmalar yaparak ve gizli laboratuvarlar kurarak doping konusunda dünya çapında bir bilgi birikimine sahipti.

Özellikle kullanılan maddeler;

** Oral-Turinabol: Anabolik steroidlerden olan bu ilaç, Doğu Almanya’da en sık kullanılan doping maddelerindendi.

** Stanozolol: Kas kütlesini artırmak için yaygın olarak kullanılan bu steroid, çok sayıda Doğu Alman sporcusunun vücuduna girdi.

** Testosteron ve HCG (Human Chorionic Gonadotropin): Testosteron seviyesi artırılarak erkek sporcuların kas yapısı güçlendirilirken, HCG kullanımı, doğal hormon seviyelerinin dengeye oturtulmasına yardımcı oluyordu.

Genç Sporcuların Feda Edilmesi

Doğu Almanya’nın en büyük dramalarından biri de, genç sporcuların adeta birer deney olarak kullanılmalarıydı. Genç yaşlarda doping uygulamalarıyla başlayan bu süreç, bazen 14, bazen de 16 yaşına kadar uzanabiliyordu.

Çoğu sporcu, bu uygulamaların tehlikelerini anlamadan ya da bu konuda bilinçli bir şekilde karar vermeden, devletin düzenlediği doping sistemine tabii oluyordu.

Bu sürecin en korkunç yanlarından biri de, sporcunun fiziksel ve ruhsal sağlığının göz ardı edilmesiydi. O dönemde sporcuların testlerinin sonucunda sağlık bozulmaları, karaciğer hastalıkları, kalp rahatsızlıkları ve psikolojik problemler sıkça görülüyordu.

Ancak Doğu Almanya hükümeti, bu sporcuların “vatan için” birer kahraman olduklarına inanıyordu ve çoğu zaman onların sağlığını hiçe sayarak daha fazla başarı peşinde koşuyordu.

Skandalların Ortaya Çıkışı

Doğu Almanya’da sistematik doping uygulamaları, 1989’daki Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra dünya çapında ifşa oldu. Doğu Alman sporcuları, Friedrich Schiller Üniversitesi’nde eğitim gören bilim insanlarının desteğiyle doping yapıldığını açıklamaya başladılar. Eski sporcuların itirafları, ülkenin sporcularını ve halkını yıllarca kandıran bu sistemin çirkin yüzünü gün yüzüne çıkardı.

Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC), Doğu Almanya’nın 1973-1989 yılları arasında düzenli olarak kullandığı doping stratejilerine karşı ciddi önlemler almaya başladı. Olimpiyatlar ve dünya şampiyonaları gibi büyük etkinliklerde kazanılan altın madalyalar, büyük tartışmalara yol açtı ve bu dönemin “hileli başarı” olarak damgalanmasına neden oldu.

Dopingin Uzun Vadeli Etkileri ve Sonuçları

Doğu Almanya’nın doping programı, hem bireysel sporcular hem de dünya spor camiası için kalıcı izler bıraktı. Sağlık sorunları yaşayan eski sporcular, maddi ve manevi anlamda büyük zararlar gördüler. Birçok sporcu, bu sistemin kurbanı olarak çeşitli sağlık sorunlarıyla yaşamak zorunda kaldı.

Ayrıca, Doğu Almanya’da yıllarca devam eden doping programının, uluslararası spor etik kurallarına nasıl zarar verdiği, sistematik doping uygulamalarının gelecekte nasıl engelleneceğine dair geniş bir tartışma başlattı.

Sonuç olarak;

14.25 doping skandalı, sporun temiz ve adil bir şekilde yapılması gerektiği fikrini, özellikle genç sporculara yönelik korumacı yaklaşımların önemini bir kez daha gözler önüne serdi.

Doğu Almanya’daki doping politikaları, sadece devletin ve sporcuların değil, aynı zamanda tüm spor camiasının vicdanını sızlatan bir trajedidir!.

Bugüne dek doping yapan ve yakalanan 100’lerce sporcuya şahit olduk ama Amerika’daki Balco Skandalı ya da Rusya’daki Icarus depremi gibi devlet destekli olanı dendiğinde, maalesef o senelerin Doğu Almanyası da gelir akla…

Son Haberler

DENEMELER

Kısa araya sığan, milli maçlar, savaş, sakatlıklar, Saras’ın savaştan dolayı Dubai’de mahsur kalışı derken geçen senenin finalistleri Ataşehir’de bir...

Benzer Konular