BOYNU BÜKÜK, AMA KÜHEYLAN (HAFTALIK DEĞERLENDİRME)

Okunması Gerekenler

O GLORIOSO, SL BENFICA!

O GLORIOSO, SL BENFICA! O Glorioso, SL Benfica yani Şanlı SL Benfica! Türk futbol kulüplerimizin örnek alması gereken bir kulüpten...

HER HAFTA ÖNCEKİNDEN İYİ OLUR

HER HAFTA ÖNCEKİNDEN İYİ OLUR Galatasaray maçı sonrası Erol Bulut'un açıklamalarını dinliyorum: Rakibi, rakibin gecen seneden beri bir arada oynayan birbirine...

FENERBAHÇE GELİYOR AMA…

Fenerbahçe geliyor ama.. En son yazımdan sonra, transferler bitmeden yazı yazmama kararı almıştım. Ama kötü haber: dayanamadım. Dünkü maç sonrasında...

efeİki hafta boyunca, temsilcilerimiz her platformda çeşitli hayat memat mücadeleleri verdiler. Galatasaray Odeabank başta olmak üzere, durumu kritik olan Anadolu Efes gibi temsilcilerimizin yüzü güldü; Fenerbahçe ve Darüşşafaka Doğuş ise kendilerine göre beklenmedik cinsten yenilgiler aldılar. Uşak, seyircisinin kalitesine (!) ters oranla güzel basketbol oynarken, Banvit, Fortson’sız neler yapabileceğini biraz biraz göstermeye başladı. Pınar Karşıyaka ise, yeni transferi Lazeric Jones’un sezonu kapatmasıyla yaşadığı şoktan sıyrılmaya uğraştı. Ligde Trabzonspor Medical Park ve Beşiktaş Sompo Japan play-off adına debelenirken, Türk Telekom’un çırpınışları beyhude kalmaya başladı. İBBSK, D.İ. Büyükçekmece ve Royal Halı Gaziantep ise, taraftarlarının yüzünü güldürmeyi başardı. Bu iki hafta boyunca yerli oyuncular da çeşitli mecralarda maçlara damga vurmayı başarıp göğsümüzü kabarttılar. Beli bir türlü doğrulmayan Torku Konya ise, bütçe adına Konyaspor futbol takımından gördüğü destekle birlikte, Dionte Christmas gibi bir transfer hamlesiyle ligde kalmayı deneyecek. Bu genel panoramadan sonra, dilerseniz, mutlak galiplerle detaylara girelim:

 

Ergin Ataman_zıpladıGalatasaray Odeabank, bu iki haftanın tartışmasız “mutlak galibi”ydi. Eurocup Çeyrek Finali’nde Euroleague’den gelen Bayern Münih’e deplasmanda beklenmedik biçimde 10 sayıyla mağlup olduktan sonra, terör faciası yüzünden ertlenenen Daçka maçının boşluğunu iyi değerlendirdiler ve rövanşta 72-59’luk tarihi bir zafere imza attılar. Yarı final sevincini bir de ligdeki Konyaspor galibiyetiyle taçlandıran Sarı-Kırmızılılar’da yeni uzun Bernard James, ilk maçında Konya karşısında beğeni topladı. Münih’le yapılan rövanş maçında Chuck Davis ve Lasme’nin yanı sıra en kritik yerlerde Schilb ve Sinan devleşti, McCollum ise kazanma hırsıyla takımını hep dinç tuttu. İlk yarı sonucunda 20’lere çıkan fark, felaket bir üçüncü çeyrekle birlikte istenmeyen seviyelere inse bile, Göksenin’in savunmada harikalar yaratması takımı ateşledi ve Galatasaray büyük oynayarak zor da olsa istediği farkı yakalayıp adını yarı finale yazdırdı. Kazanma hırsı dağları aşan Ergin Hoca başta olmak üzere tüm takıma bu muhteşem zaferden ötürü tebrikler. Yarı finalde Gran Canaria ile, yani koç Reneses’in 2 senelik dev projesiyle yarışacaklar ve işleri hiç kolay değil. Geçen senenin finalisti olan Canaria, o yıl finale dek bir tek Banvit’e yenilmiş, Tavares’li, Kuric’li kadrosuyla yarı finalde Pınar Karşıyaka’yı üzmüştü. Şimdi, benzer yapıda bir başka kadroyla oynuyorlar, ama İspanya Kupası’nda final oynayıp Real Madrid’i zorlayacak kadar da iyiler. Onları yenmenin sırrı, çok iyi geri koşmak, forvetleri, bilhassa da Micov ve Green’i iyi kullanmak ve Lasme ile Davis’in orta mesafe şutlarıyla Omic gibi düz bir pivotla oynayan rakibin pota altını domine etmek. Başarılarının devamını dilerim…

 

 

Anadolu Efes, bu iki haftanın bir diğer mutlak galibiydi. Ligde Telekom’u, Euroleague’de de Kızılyıldız’ı bir hayli zorlanarak geçip, İBBSK’yı son periyotta, Unicaja Malaga’yı da maçın başlama düdüğünden itibaren çok rahat yendiler. Telekom maçında Manny Harris – Saric düellosunun seyir zevki çok yüksekti, ve Efes, rakibi için çok mühim olan bu maçta yılmayıp, mücadeleyi uzatmaya taşıyarak galip gelmesini bildi. İBBSK‘nın da dipten çıkışına yine benzer bir üslupta son noktayı koydular. Takım içerisinde Brown, Cedi, Saric ve Furkan bu iki haftada muazzam oynarken, Malaga maçında rakibin ve nihayet kenardan kritik anlarda getirilerek kullanılmaya başlamasının da etkisiyle Heurtel çok büyük katkı yaptı. Tyus ve Dunston gibi isimleri de Heurtel ve (iyiden iyiye Heurtel’in yarenine dönüşen) Granger’ın asistleriyle coşturmaları, onlara özellikle Avrupa’da yeri doldurulamayacak galibiyetler bahşetti. Maç sonlarına doğru halen daha tökezliyorlar, çünkü takım halinde oynamakta ve bir lider bulmakta aynı sıkıntıları yaşıyorlar. Neyse ki koç Ivkovic artık Heurtel’i nasıl kullanacağını bulmuş (ve bunu Fransız oyuncuya da kabul ettirmiş) durumda. Böyle oynarlarsa, önleri açık. Tebrik ederim. Gençlerden Oğulcan’ı da sahaya zerk etmeye başlamaları sevindirici. Eğer bir de önümüzdeki yıl için Sonny Weems ile anlaştıkları haberini teyit ederlerse, Efes de yüzümüzü güldürmeye namzet olur. Euroleague’de Top 8 için son dönemeçteler. Başarılar dilerim.

 

Fenerbahçe, sezonun en düşük skorlu mücadelesinde Kuban’ı mağlup ettiği haftanın ardından, yorgunlukların ve dar rotasyonun etkisiyle önce ligde Pınar Karşıyaka’ya mağlup oldu; ardından da Euroleague’de Darüşşafaka Doğuş’u (her iki takımın da yine aynı stratejileriyle hareket ettiği maçta) yenerken, en büyük kabusunu yine yorgunluk ve dar rotasyon sebebiyle yaşadı: sakatlanan Jan Vesely, muhtemelen Final-Four’a kadar takımdan ayrı kalacak. Antic’in dönüşü veya nekahat evresindeki Sloukas’ın oyun kuruculuğu, takımın iki temel taşından biri ve en büyük silahı olan Vesely’nin yokluğuna ne kadar çare olabilir, orası fena halde meçhul. Fenerbahçe, asıl gücünü Vesely-Udoh ikilisinden alıyor ve Antic, Barış, Datome gibi isimlerden hiçbirisi, oyun sistemi açısından Vesely’nin muadili değil. Ömer Faruk da takımdan gönderildiği için, rotasyon daha da daralacak. Hoş, Beşiktaş Sompo Japan’ı 100-80 gibi rahat bir skorla yenerken Vesely’nin eksikliği hissedilmiyor belki; ama Cedevita gibi grup sonuncusu bir genç atılıma karşı 30 sayılık fark yiyerek mağlup olmak, takımın sahada ne denli güç ve moral kaybettiğini bize gösterdi. Bogdanovic günden güne daha da gelişiyor, bu nokta onlar için artık çok daha önemli. Barış ve Melih de, rotasyonun sorun yaşamaması için basamak çıkmak zorundalar. Bobby Dixon’ın sadece 2,5 çeyrekte bir triple-double’a ulaşabilmesi ise, Beşiktaş savunmasının halini ve bu maçın kıstas alınmaması gerektiğini ispatlıyor bence. Hedeften şaşmamak adına, sistemi bir parça kısalara kaydırmak ve gençleri azami verimle kullanmak farz oldu. Umarız, Final-Four hedefi yolunda başarılarına zeval gelmez. Dahası, umarım bir daha Cedevita gibi sıfır kazanma azmiyle, adeta antrenman havasında oynanan bir maç görmeyiz kendilerinden. Zira onları bu kadar büyük yapan, “winner”lık huyları…

 

Bir diğer Euroleague ekibimiz Darüşşafaka Doğuş, seneye şubenin akıbetine dair kafalarda soru işareti bırakmasının yanı sıra, ligde oyun kurucusuzluğa alışmaya çalışan Banvit’i geçip, Avrupa’da da Panathinaikos gibi bir devi raddesine dek zorladı; hatta sadece Wilbekin’in maç sonundaki iki dev hatası yüzünden maçı ve üst tur umutlarını kaybetti. Fenerbahçe’ye karşı yine aynı “rotasyonu bol kullan, diri kal” taktiğini denediler, ama kadro kalitesi ve takım bütünlüğü, diri kalmaktan yine üstün çıktı. Tabi bu maçta rakipleri Vesely’yi kaybederken, onlar sakatlık yaşamadılar. Ne yazık ki bu güzide hakikat de Banvit maçında bozuldu ve Mehmet Yağmur, bitime az süre kala kasık sakatlığıyla maçı noktaladı. Takımda Semih özellikle Panathinaikos maçını çok iyi oynadı, ama Fenerbahçe ve Banvit maçlarında yine duygusal düşüş yaşayıp kayboldu. Wilbekin, Gordon ve Mehmet her maç belli bir baremi yakalıyorlar; Furkan, Slaughter, Bjelica, Emir, “Marko Paşa” Markoishvili gibi isimlerin katkısı ise tamamen sürpriz ve günlük. Harangody ise, şahsi fikrimce, takımda her maç yer bulması gereken bir isim. Aynı durum, genç Metin için de geçerli. Her şeye rağmen, iki ay öncesine göre çok çok daha iyi basketbol oynuyorlar. Bu, onların diri kalmasına ve play-off’ta avantaj kazanmalarına ön ayak olacak. Tek mesele, rakibe göre şekil almaktan bir an evvel vazgeçebilmeleri…

 

Banvit, Fortson’ı gönderdikten sonra o mevkiye bir transfer yapmamayı seçip, oyun kurma görevini İ. Cem Ulusoy – Slaughter – Tolga üçlüsüne yığdı. Zaman geçtikçe bu tercihin faydaları anlaşılacaktır; fakat şimdi zararlarını onarmakla meşguller. Bir defa Moerman’ı eskisi kadar topla buluşturamıyorlar, çünkü sağlam bir penetreci guardları yok. Gelgelelim, Daçka maçında sadece Dominique Johnson ve Moerman üzerinden basketler bulup az daha rakiplerini mağlup etmeyi başaracaklardı – bu da çok ilginç bir gerçek. Johnson ve Moerman’ın yanı sıra, savunmasıyla Carmichael ve hücumdaki verimliliği sayesinde Vidmar da göz doldurdu. Slaughter belki aranan combo guard değildir – bunu Tolga ile örtebilirler; lakin play-off’larda başarı sağlamak adına en büyük ihtiyaçlarına, yani istikrarlı bir dış şutöre, yani uzun süredir sakatlıkla boğuşan Can Maxim Mutaf’a kavuşmaları daha önemliydi, bunu da Daçka maçında başardılar. Can alıştıkça, geçen sene Eurocup’ta yarı final oynayan takımın dinamosu yeniden işleyecektir. TED galibiyeti bu yeni yapılanmayla sürpriz olmadı, ama Daçka gibi rakiplere karşı Can’a ve tüm dış şutörlere muhtaçlar. Zira oyunlarındaki en büyük handikap, Moerman ve Johnson dışında üçüncü bir dış skorer…

 

Pınar Karşıyaka, bir aşağı bir yukarı gitmeyi sürdürüyor. Kerem, Kenan ve Gabriel’ın Wright’a mükemmelen eşlik etmesi sonucu Fenerbahçe’ye kök söktürdüler; ama rakip seyircinin rahat durmadığı, koç Ufuk Sarıca ve Can Altıntığ’ı yaralayacak kadar ileri gittiği maçta Uşak Sportif’e mağlup oldular. Kerem’in ve Iverson’ın üzerindeki boyalı alan yükünü mümkün olduğu kadar Samet ve Egemen’e pay etmezlerse, play-off’larda çok yorulacak ve zorlanacaklar – ki 37’sini deviren Kerem’in bu kadar üst seviyede oynayabilmesi bile tüm takdirlerin üzerinde. Kenan’ın günden güne ne kadar geliştiğini görmek çok keyifli; aynısını iki sene evvelki formunu yakalaması gereken Can ve eşik geçmesi gereken Muhammed ile Soner açısından da diliyorum. Gabriel ve Wright, şu anda takımın bel kemiğini oluşturuyor. Bir türlü aranan skorer olamayan Josh Carter ise, kulüpten ayrılmak için gün sayıyor. Yeni transfer Yeni Zelanda’lı Thomas Abercrombie’nin gelişi, Josh’ın gidişini hızlandıracaktır. Abercrombie, milli turnuvalardan bildiğimiz üzere, dış şutu ve atletizmi çok üst düzeyde bir görev adamı. Asla ve katiyen lider mayası yok, ve faul çizgisinde karalar bağlatabiliyor; fakat Karşıyaka o’nu en etkili biçimde kullanacaktır…

 

Royal Halı Gaziantep, arka arkaya Beşiktaş Sompo Japan’ı ve Türk Telekom’u geçerek, iki haftayı da mutlak galip sıfatıyla noktaladı. Eurochallenge’dan elenmeleri, kadronun diri kalmasını sağladığı için tüm ilk beş oyuncuları haftalardır olmadığı kadar iyi ve zinde oynadılar ve bu iki maçı kazandılar. Koç Dedas için belki de iftihar vakti geldi diyebiliriz, çünkü şu an ligde 6. sıradalar ve tıpkı Uşak gibi, play-off’u hak eden bir basketbol oynuyorlar. Rautins – King – Stone – Calloway – Jawad – Balazic gibi isimler bir yana, Telekom maçında 17 sayı 7 asistle oynayan Can Uğur Öğüt ve çaktırmadan 10 sayı atan Altan, bu ligin yerlilere ne kadar ihtiyaç duyduğunu ve imkan tanınması halinde neler yapabileceklerini ispatladılar. Tebriklerimiz ilk başta bu iki yerlimize.

 

 

Muratbey Uşak Sportif, önce play-off yolundaki en büyük rakiplerinden Dİ Büyükçekmece’yi, ardından da seyircilerinin çok büyük terbiyesizlikler yaptığı maçta Pınar Karşıyaka’yı zor da olsa geçip kötü gidişe bir son verdi, ve play-off adına dev hamleler yaptı. Büyükçekmece maçında 6/6 üçlükle 22 sayı atıp kahramanlaşan Can Korkmaz göğüsleri kabartırken, hiç düşmeyen istikrarıyla Khem Birch pota altında yine fark yarattı. Tabi Karşıyaka önünde birebirleriyle Harrison ve fayda timsali oyunlarıyla iki Harris (Paul ve Andre), büyük bir payeyi başarıyla ifa ettiler. Tek sorunları, bu düzende Giordan Watson‘ın parlayamaması. Bakalım, play-off yolunda istediklerini alabilecekler mi? Tam da kaliteli bir seyirci kitlesine kavuşacakken, kendilerini saçma sapan bir Ege derbisi mücadelesine kaptırıp Karşıyaka seyircisine aynı ayıplarla karşılık vermeleri dışında, Uşak’ı ve basketbolunu seviyoruz. Ve tabi, Ufuk Sarıca ile Can Altıntığ’a daha büyük bir zarar gelmediği için de çok şanslı olduklarını belirtelim – vebali herkese ait olurdu..

 

Beşiktaş Sompo Japan, tepetaklak gitmeyi sürdürürken, Nate Wolters, terör olaylarının da etkisiyle “benden buraya kadar” dedi ve taraflar yollarını ayırdı. Onun yerine transfer edilen Bobby Brown’ın lisansı yetişmeyince, eksik Fenerbahçe karşısında eli sıcak skorerden mahrum kalıp 20 sayı fark yediler (ki bir ara fark 30’u da aşmıştı, son periyotta taraflar gençlere ağırlık verince işler değişti). Enes, Doğan, Lampe, Elonu, Hamilton, Engin, Cenk, Darden, Culpie gibi isimler kağıt üzerinde, hele ki hücumda, iştahımızı kabartıyor olabilir; ama takım savunması ve alan paylaşımı konusunda o kadar “rezil” bir seviyedeler ki, hem yay gerisinden hem de pota altında penetreler üzerinden amatör takımların yemeyeceği basketler yiyorlar. Lafın kısası, koç Yağızer Uluğ’un ilk başantrenörlük denemesi hiç de iyi gitmiyor. Ben bu noktadan sonra play-off şanslarının kaldığını düşünmüyorum. Bakalım seneye neler olacak?

 

Trabzonspor Medical Park da play-off için bastırıyor, fakat koç Ahmet Kandemir’in takıma sınıf atlattığını veya fark yarattığını söylemek güç. Ne zaman ki Stipanovic – Kulig – Hardy üçlüsünün hepsi belirli bir düzeyin üstünde oynuyor, işte o vakit Fells, yeni “gereksiz” transfer Prince ve Kitchene’ın çabaları bir anlam kazanıyor. Bu yüzden hepsi ortalama kalitedeki rakiplerinden Beşiktaş ve İBBSK’ya yenilip, Akın Çorap Yeşilgiresun ve Türk Telekom’u yenebiliyorlar. Gençlerden Sertaç’ın şanssız sakatlığı, Berkay’ın ve Hakan’ın istikrarsızlıkları, bu ekibin play-off’u hak ettiğini söylemeyi güçleştiriyor. Kısacası, bir ileri bir geri gidiyorlar. Erdi Gülarslan’ın sakatlanıp (muhtemelen) sezonu kapatması sonrasında, Trabzon’da basketbol adına merakla beklenecek çok az şey kaldı…

 

Ligin dibine demir atan ekiplerden İBBSK, Efes’e yenilene dek çok güzel bir seriyle ivme kazandı ve Konyaspor’u altına alıp düşme potasından uzaklaşmayı başardı. Klobucar – Armand önderliğinde iyi bir iş çıkartıyorlar. Büyükçekmece ise Uşak’a yenilip yaralanırken, TED’e galip gelip yara sardı. Walker – Roll ikilisi ve Robinson canla başla oynuyor, ama Eldridge ve Murphy çok istikrarsızlaşmaya başladı. Yeşilgiresun ihtiyar kadrosuyla, Konyaspor da Williams yokken, Tucker da gönderilmişken iyice daralan rotasyonuyla çırpınışlarını sürdürüyor. Christmas hamlesi, hele ki Willams dönecekse, Konya’ya bir umut aşılayabilir. Fakat umudun kapısını çalmadığı ekiplerden Türk Telekom, Manny Harris 40 atsa bile kazanamıyor. TED Kolejliler ise iki beklenmedik yenilgiyle alt sıra ekiplerin nefesini ensesinde hisseder hale geldi. Ligin dibi iyice karışmaya başladı. Bakalım kimler kimlerin kurdu olacak?

 

Ankara’nın ardından İstanbul’da de terör faciasına kurban giden vatandaşlarımıza rahmet, yakınlarına baş sağlığı, herkese de bol bol şans dilerim. Basketbol adına ise, Ömer Faruk Yurtseven gibi gençlerin ani talimatlarla genç milli takım kampından “atılmadığı”, Can Korkmaz, Can Öğüt, Mehmet Yağmur, Ceyhun Altay gibi parlayan isimlerin Ersin Görkem, Erkan Veyseloğlu, Evren Büker, Nedim Yücel, Tutku Açık, Cüneyt Erden ve Hakan Köseoğlu’nun milli forma akıbetine uğratılmadığı bir dönem temenni ederim.

 

Yazarın diğer yazılarına erişmek için tıklayın

mail: efe.ozenc@abcspor.com

twitter: @efe_ozenc

Youtube: Turuncu ve Siyah Kadar Yuvarlak

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Önceki İçerikMAGIC 8 !
Sonraki İçerikMICHAEL JORDAN’DAN BU YANA İLK KEZ !

Son Haberler

O GLORIOSO, SL BENFICA!

O GLORIOSO, SL BENFICA! O Glorioso, SL Benfica yani Şanlı SL Benfica! Türk futbol kulüplerimizin örnek alması gereken bir kulüpten...

HER HAFTA ÖNCEKİNDEN İYİ OLUR

HER HAFTA ÖNCEKİNDEN İYİ OLUR Galatasaray maçı sonrası Erol Bulut'un açıklamalarını dinliyorum: Rakibi, rakibin gecen seneden beri bir arada oynayan birbirine alışık bir oyuncu grubu ile...

FENERBAHÇE GELİYOR AMA…

Fenerbahçe geliyor ama.. En son yazımdan sonra, transferler bitmeden yazı yazmama kararı almıştım. Ama kötü haber: dayanamadım. Dünkü maç sonrasında birkaç kelam etmesem ayıp olacaktı....

GÜVENOYU

GÜVENOYU Bir insan yeteri kadar cesur değilse aşka bulaşmayacak arkadaş. Fenerbahçe sevgisi de bir aşktır, yeterince cesur değilsen de kabul etmeyeceksin öyle görevleri, bu sözlerim Erol'a.. Bir...

SAVUNMA TAMAM SIRA HÜCUMDA

Kadro açıklandığında iki isme burun kıvıranlar oldu Fenerbahçe'de. Ozan ve Deniz. Önce Ozan'dan başlayayım. Erol Hoca'nın Ozan üzerine yaptığı plan tuttu diyebiliriz. Rakibe ön...

Benzer Konular