BAKLAVA’DAN TİRAMUSU’YA!

Okunması Gerekenler

GÜVENOYU

GÜVENOYU Bir insan yeteri kadar cesur değilse aşka bulaşmayacak arkadaş. Fenerbahçe sevgisi de bir aşktır, yeterince cesur değilsen de kabul etmeyeceksin...

SAVUNMA TAMAM SIRA HÜCUMDA

Kadro açıklandığında iki isme burun kıvıranlar oldu Fenerbahçe'de. Ozan ve Deniz. Önce Ozan'dan başlayayım. Erol Hoca'nın Ozan üzerine yaptığı...

TATSIZ TUZSUZ

TATSIZ TUZSUZ Sezonun ilk derbisi Galatasaray Fenerbahçe. Güzel ve gollü bir maç beklerken, iki takımın da kontrollü ve defansta hata...

brunoYine bir milli maç arası geldi, çattı. Cââânım hafta sonu, maçsız, tatsız, tuzsuz ve anlamsız geçti.
Bu tatsız hafta sonunda spor sitelerini kurcalarken tatlı bir haberle karşılaştım.
Four Four Two adlı dergide bir Salih Uçan röportajı vardı.
Baklava diyarından Tiramisu diyarına transfer olan Salih Uçan’ımızın son derece samimi ve çocuksu bir röportajı.
Salih, Başkan Aziz Yıldırım’dan yediği bir fırçayı da anlatıyor.
Aslında fırçayı yiyen sadece Salih değil. Alper Potuk da yemiş fırçayı.
Fırçanın sebebi ise çok enteresan:
Bir tepsi Antep Baklavası!
Efendim, AC Roma’nın bir antrenörü Salih’e baklavayı çok sevdiğini söylüyor muhtemelen.  Bu topraklarda yetişmiş biri olarak da Salih, “baklavanın lafı mı olur, söyleriz getirirler”diye söz veriyor.
salih1Yakın arkadaşı Alper’den de gelirken bir tepsi baklava getirmesini rica ediyor.
Alper de kırmıyor Salih’i.
Uçağa binerken, Alper’in elindeki tepsiyi gören başkan önce bi Alper’i fırçalıyor.
Alper de Salih’in siparişi diyince tamam diyor. Daha sonra da ilk gördüğü yerde Salih’i fırçalıyor:
– Aklın baklavada mı kaldı, topunla ilgilen diyor.

Bana bir Bülent Ortaçgil şarkısını anımsattı pazar pazar.
Şarkının sözlerini sizinle paylaşmak istedim:

Küçük Şeyler, bizi sevindiren, sinirlendiren, hüzünlendiren. Hepsi de küçücük şeyler diye sözleri olan bir şarkı.

Gerçektende toplum olarak en çok dikkat etmemiz şey küçük şeyler belki de.
Biz zaten büyük bir kültürüz. Eski bir kültürüz.
Beceremediklerimiz ise küçücük şeyler.

Bunları Aziz Başkan’ı bir tepsi baklava üzerinden eleştirmek amaçlı yazmıyorum.
Bir çoğumuzun yaptığı, küçük şeyleri hoş görememe yüzünden kalp kırma hastalığımızı itiraf anlamında yazıyorum.
Mesela adam, yıllardır görmediği bir arkadaşıyla tesadüfen yolda karşılaşıyor
– Ya hacı ne olmuşsun sen ya ?? Saçı başı dökmüşsün?
Hep 15 yaşında kalmak gibi bir şansı yok ki ? Zaman Onu da yıpratmış?
Bunu hatırlatıp, yüzüne vurmanın, kendisini mutsuz hissetmesini sağlamanın ne anlamı olabilir ki?
Gurbete gittiğimiz de hangimiz memleketimizin yemeğini özlemeyiz ki ?
Bundan daha insansı ne olabilir ki ?
Neden küçük şeyler için kalbimizi kıralım ki?
Röportajın için de bir de büyük şeyler var. Bir de onları ele alalım:
Mesela tepsideki baklava değil de Salih’in karın bölgesindeki baklavalardan bahsedeceğimiz günler çok yakın.
Salih bunlardan da bahsetmiş ve fırçayı atan ex başkanına farkında olarak veya olmayarak da acayip giydirmiş :

salih ucanKendini güçlendirmek için neler yapıyorsun?

– Fiziğim ince ama güçsüz bir oyuncu değilim. Sadece iskeletim, kemiklerim ince. Bunu da geliştiriyorum zaten. Burada çok fazla hoca var, sahada altı hoca oluyor. Onlar içeri girmeden fitness’a gidiyoruz, altı hoca da orada oluyor. Her gün herkesle tek tek ilgileniyorlar. Biri geliyor bileklerime çalışıyoruz, biri geliyor üst çalışıyoruz; sadece karın kası yaptıran bir hoca var mesela. Ben de şaşırdım. Farklı aletler var bir de. Artık ne işe yaradıklarını anlıyorum.

Hocaların seninle ilgilenirken en çok hangi konu üzerinde duruyorlar?

Genel. “Salih senin bacakların çok kuvvetsiz, gel seninle bacak çalışalım” diye bir şey olmadı. Bacak, kalça, kol kası, göğüs kası… Ne ararsan!

Sahada senden özel olarak istedikleri bir şeyler yok mu?

Antrenmanlar zaten çok fena! Mesela Türkiye’de bir maçı kazanmışsan bir gün sonra eğlence antrenmanı olur, biraz lay lay lom’dur. Neşeli, hafif bir idman olur. Burada da öyle bir idman oluyor ama tempo o kadar yüksek ki! Koşu, koşu, koşu, pas, kuvvet, pas!

Antrenman bittikten sonra “Bu neydi ya!” dediğin oldu mu hiç?

Oldu. Inter maçından önce bir idman yaptık, söyleseler inanmazdım. Deli gibi koştuk. Herkes çok yoruldu, ben bittim! Düdüğü bekliyorum artık. Düdük çalınca otobüse bindik, otele gideceğiz sanıyorum. Bir baktım otobüsü fitness’ın önüne çektiler! Kimsenin yürümeye bile mecali kalmamış. Yine yıkılmadım ama basit hareketler yaparız diye bekliyorum. Bize bir antrenman yaptırdılar görmeni isterdim! Kocaman boks çuvalları var ya hani. Onlardan 10 tane yan yana, hepsine var güçleriyle vuruyorlar, sen de koşarak gelip omzunla vuruyorsun ama o kadar kuvvetli bir şey ki o. Hepsine sırayla vurmazsan çuval gelip sana vuruyor!

Daha önce Avrupa’da oynayan Türk futbolcular hep özgürlükleriyle mutlu olduklarını anlatıyorlar. Sanki Türkiye’de cam bir fanusun içinde yaşıyormuşsunuz da Avrupa’da ondan kurtuluyormuşsunuz gibi. Sen de bunu hissettin mi?

Tabii ki. Türkiye’de kulüplerden sürekli uyarılar alırsın: Çok fazla gezme, çok fazla konuşma, çok fazla görünme, kaybol! Burada bir hoca geldi yanıma, “Evini tuttun mu, bahçıvanın var mı, evini kim temizleyecek, araban var mı, arabanı kendin mi kullanacaksın, nerede yemek yiyeceksin, arkadaşlarınla nerede dans edeceksin, eğlenmek için nerelere gideceksin, Roma’da nereleri görmek istiyorsun…” gibi 40 tane soru sordu, notlar aldı ve “Bunların hepsinde sana yardımcı olacağım” dedi. Gözlerim kocaman oldu, şöyle bir nefes aldım. “Yeni bir dünyadayım artık” dedim. Bunun karşılığında benden istedikleri tek şey var diye düşündüm. Kendimi borçlu hissediyorum. Transferimle bu borcu ödeyeceğim.

salih ucan-2Aslında o kadar çok şey var ki bu masum röportaj üzerinden çıkartacağımız sonuçlar ??
Futbolcuları işçi gibi mi görüyoruz, yatılı okulda okuyan öğrenciler gibi mi görüyoruz?
Ölü Ozanlar Derneği’ni gün aşırı televizyon kanallarında izlettirmek mi lazım?
Şehrin içme suyu şebekesine Prozac mı karıştırmak lazım?
Dünya kulübünün yaptığı antrenmana Lay Lay Lom mu denir?
Hasta bir Fenerbahçeli olarak, sevgili “Bonus Kafa”mızı Türkiye’de Fenerbahçe formasıyla Tiramisu’yu özlerken görmek istemiyorum şu an için.
Gitmesiyle en doğru işi yaptığını düşünüyorum.
Ne Aykut Hoca’yı ne de Ersun Hoca’yı suçlayamayız gidişiyle.
Lig ikinciliğinin fiyasko kabul edildiği, hocanın kellesinin alındığı bir ortam da Salih’i 20-25 maç ilk onbire koyacak baba yiğit yok bu alemde.
Çok başarılı olsun, daha önemli liglerde daha önemli takımlarda oynasın.
Baklavayı Ona biz göndeririz, bizim baklava alacak kadar da, 30 yaşında 10 numara alacak paramızda var Allah’a çok şükür!

Yazarın diğer yazıları için tıklayın

bruno.monte@abcspor.com

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Son Haberler

GÜVENOYU

GÜVENOYU Bir insan yeteri kadar cesur değilse aşka bulaşmayacak arkadaş. Fenerbahçe sevgisi de bir aşktır, yeterince cesur değilsen de kabul etmeyeceksin...

SAVUNMA TAMAM SIRA HÜCUMDA

Kadro açıklandığında iki isme burun kıvıranlar oldu Fenerbahçe'de. Ozan ve Deniz. Önce Ozan'dan başlayayım. Erol Hoca'nın Ozan üzerine yaptığı plan tuttu diyebiliriz. Rakibe ön...

TATSIZ TUZSUZ

TATSIZ TUZSUZ Sezonun ilk derbisi Galatasaray Fenerbahçe. Güzel ve gollü bir maç beklerken, iki takımın da kontrollü ve defansta hata yapmayayım, atarsam atarım mantığında olması...

ORTA OYUNU

ORTA OYUNU Dev derbi geldi çattı! Pandemi sebebiyle seyircisiz oynanacak olan belki de ilk derbiydi bu. İlk yarı iki takım birbirini tartarak, temkinli oynayarak başladı. Sarı-Lacivertliler...

TARİHİ HEZİMET

TARİHİ HEZİMET Önceki hafta evinde Antalyaspor'a karşı skoru koruma becerisi gösterememekten kaynaklanan bir puan kaybından sonra hafta içi Portekiz'in kağıt üzerinde zayıf temsilcilerinden Rio Ave'ye...

Benzer Konular