Yüzme denince çoğu kişinin aklına ilk olarak Michael Phelps, Mark Spitz, Ian Thorpe gelir gelir. Ama konu sprint yarışları olduğunda, özellikle de Rusya’da, akla gelen tek bir isim vardır: Alexander Popov.
50 ve 100 metre gibi kısa mesafelerde yıllarca zirvede kalmak yüzmenin en zor başarılarından biridir. Çünkü bu yarışlarda belirleyici olan şey patlayıcı güçtür ve bu özellik yaş ilerledikçe kolay kolay korunmaz. Bu yüzden sprint kategorilerinde neredeyse her Olimpiyat’ta yeni bir şampiyonun ortaya çıkması şaşırtıcı değildir.
Yine de tarihte bu döngüyü kırabilen çok az sporcu var. Bunlardan biri 1924 ve 1928 Olimpiyatları’nda hem 50 hem 100 metre serbestte kazanan Johnny Weissmüller’di. Ama dünya onu daha çok beyazperdede canlandırdığı Tarzan karakteriyle tanıdı.
Bir diğeri ise, 20. yüzyılın son döneminde havuzların gördüğü en büyük sprinterlerden biri olan Alexander Popov.
Popov, 1992 Barselona Olimpiyatları’nda 50 ve 100 metre serbestte duble yaparak zirveye çıktı. Dört yıl sonra Atlanta’da da aynı başarıyı tekrarladı ve ünvanını korudu. Bu, sprint yüzme için neredeyse inanılmaz bir istikrardı.
Fakat Atlanta’daki zaferden kısa süre sonra hayatı dramatik bir şekilde değişti. Ülkesinde bir sokak kavgasına karıştı ve bıçaklandı. Böbreği ve bağırsağı ciddi şekilde zarar gördü. Saatler süren zorlu bir ameliyat geçirdi ve ardından yaklaşık altı ay süren bir rehabilitasyon dönemine girdi.
Birçok kişi onun spor kariyerinin artık bittiğini düşünüyordu.
Ama Popov farklı bir hikaye yazdı. Saldırıdan tam 358 gün sonra Sevilla’da düzenlenen Avrupa Şampiyonası’na katıldı. Ve oradan iki altın madalyayla döndü.
Bu yüzden Alexander Popov, Rusya’da sadece büyük bir yüzücü olarak değil; azmin ve geri dönüşün simgesi olarak da hatırlanır.
