İZMİRİN UNUTULMAZ EFSANESİ: TARIK GENÇAY
İzmir futbolu denildiğinde akla ilk gelen efsane üçlü -Göztepe, Karşıyaka ve Altay – ne kadar büyük bir rekabetin ve tarihin simgesiyse, bu şehrin sokakları, mahalleleri ve ilçeleri de o kadar zengin ve köklü futbol hikayeleriyle doludur.
Alsancak’ın, Eşrefpaşa’nın, Karataş’ın ya da Körfez’in diğer yakalarının tozunu uturmuş, Türk futboluna unutulmaz figürler armağan etmiş o “diğer” asırlık ve köklü kulüpler İzmir futbol kültürünün gizli hazineleridir.
Mesela 1914’de kurulan Ülküspor (Basmane’nin Kırmızı-Beyazlı Çınarı), 1923 çıkışlı Altınordu, fabrika futbolunun efsanesi İzmir Demirspor ve Buca fırtınası Bucaspor ilk aklımıza gelenler..
Ve tabii ki de İzmirspor! Bugünkü yazı konumuz da Eşrefpaşa’nın Gururu, Türk futbolunda profesyonelliğin resmen tescil edildiği ilk kulüplerden biri olan İzmirspor’un en büyük efsanesi olan Tarık Gencay!
** Unutmadan ekleyelim; Metin Oktay da futbola İzmirspor’da başlamış ve kariyerinin ilk devasa parıltısını bu formayla göstermiştir; ancak çok genç yaşta Galatasaray’a transfer olarak ulusal ve küresel bir dev haline gelmiştir.
Tarık Gencay ise İstanbul’un üç büyüklerinin ve Adalet Kulübünün daireler dolusu servet tekliflerini, “İstanbul’a gidersem ailemiz dağılır, ben İzmirspor’umdan kopamam” diyerek elinin tersiyle itmiş, kariyerinin tamamını (askeri dönemdeki Kayagücü istisnası hariç) Eşrefpaşa’nın o efsane renklerine adamıştır.
Yani Metin Oktay Türk futbolunun tepesindeki zirvedir; Tarık Gencay ise İzmirspor’un sahadaki başarısından öte kulübün ruhu, sadakati ve sembolleşmiş vicdanıdır!.
Türk futbolunun henüz her şehrin kendi mahalli ligi içine hapsolduğu 1940’lı ve 50’li yıllarda, A Milli Takımımızın kadrosu neredeyse tamamen İstanbul kulüplerinin oyuncularından kurulurdu. “Üç büyükler” dışından nadiren birer oyuncunun sızabildiği bu dar muhiti delen, Anadolu futbolunun sesini ulusal sahneye duyuran en büyük figürlerden biri İzmirspor’un efsanesi Tarık Gençay’dı.
1926 yılında İzmir Eşrefpaşa’da doğan Tarık Gençay, mahalle aralarındaki bez toplarla başlayan futbol macerasında yeteneğiyle kısa sürede parladı. Henüz 17-18 yaşlarında İzmirspor formasını giymeye başladı.
Askerlik döneminde, geleceğin Genelkurmay Başkanı Ragıp Gümüşpala’nın kurduğu ve İzmir’in tüm yıldızlarını buluşturan efsanevi askeri takım Kayagücü’nde forma giydi; tarihi Sarı Kışla merkezli bu kadroyla 1946-47 İzmir Ligi şampiyonluğunu kazandı.
Askerlik dönüşü babasını kaybeden genç futbolcu, 22 yaşında yedi nüfuslu bir ailenin reisi konumuna geldi. Hem futbol oynayıp hem de şoförlük yaparak ailesini geçindiren Tarık Gençay, dönemin “üç büyüklerinin” ve Adalet kulübünün devasa transfer tekliflerini -Galatasaray’ın Alsancak’ta 3-4 daire alacak parayı masaya koymasına rağmen -“İstanbul’a gidersem ailemiz dağılır” diyerek elinin tersiyle itti. Kulübüne ve İzmir’e sadık kaldı.
Futbolculukta zirve yaptığı yıllarda İzmirspor ile 1948-49 şampiyonluğunu yaşayan Gençay, millî takım kapısını da araladı. Önce B Millî formayla Irak karşısında iki gol attı, ardından 1951’deki tarihi İsveç ve Batı Almanya turnelerinde milli kadronun değişmezi oldu.
Sahada hem sağ bek hem santrahaf mevkilerinde fırtına gibi esen, inanılmaz süratiyle devrin efsanesi Gündüz Kılıç’ı hava toplarında avlayan ve rakiplerini adeta şoke eden eşsiz bir atlet idi.
Kariyerinin son döneminde Metin Oktay’lı kadroyla 1954-55 ve profesyonel dönemin ilk şampiyonluğu olan 1955-56 sezonlarında da zirve sevinci yaşadı. Futbolu bıraktıktan sonra da İzmirspor’dan kopmayarak antrenörlük ve yöneticilik yaptı.
17 Eylül 1987’de evinde geçirdiği kalp krizi sonucu 61 yaşında hayata gözlerini yuman Tarık Gençay; hem sadakatiyle, hem sahadaki zarafetiyle, hem de İzmir futbolunun ruhu olarak tarihe geçti.
Adı heykellerle anıldığında, kendi mizahi üslubuyla söylediği gibi: “Ne o, yüzüme tüküremediler, heykelime mi tükürecekler?”
O, İzmir sokaklarının ve Türk futbolunun kalbinde yaşayan en asil efsanelerden biri olarak kaldı!.
