https://abcspor.com/wp-content/uploads/2020/11/ataturk.jpg

ZAMANIN ÖTESİNDE BİR DÜELLO, STADYUMUN ÖTESİNDE BİR KÜLTÜR: WASEDA VS. KEIO

Okunması Gerekenler

Sporda rekabet yalnızca sahadaki formaların rengiyle sınırlı kalmamış; asırlık üniversitelerin koridorlarından tarihe kazınan efsanevi olaylara kadar uzanan, entelektüel birer onur mücadelesine dönüşmüştür!.

Oxford-Cambridge ya da Harvard-Yale ilk akla gelenler olsa da; Britanya’nın nehirlerinden Amerikan kolejlerinin çimlerine kadar uzanan o ezeli ezberleri bir kenara bırakıp coğrafyayı Asya’nın kalbine taşıdığımızda asırlık bir gelenek daha çıkar karşımıza: Waseda vs. Keio!

Japonya’nın bu iki asırlık çınarının –Waseda ve Keio– karşı karşıya geldiği o gün, Tokyo’da takvimler adeta başka bir zamana evrilir. Britanya’daki aristokratik ve nehir kokulu Oxford-Cambridge geleneği, Japon coğrafyasında disiplinin, onurun ve adeta askeri bir senkronizasyonla icra edilen tezahürat kültürünün muazzam birleşimine dönüşür diyebiliriz!.

Bu rekabetin (özellikle beyzboldaki Sokeisen ve ragbi buluşmalarının) derinliklerindeki o büyüleyici detaylar, bu serinin en zarif halkalarından birini oluşturur:

Renklerin Savaşı: Kırmızı-Beyaz ile Mavi-Sarının Dansı

Waseda Üniversitesi’nin parlak kırmızı ve beyazı ile Keio Üniversitesi’nin asil mavi ve sarısı, Tokyo’nun sokaklarını ve stadyumlarını ikiye böler.

Bu sadece bir renk ayrımı değil; 1900’lerin başından beri nesilden nesile aktarılan bir aidiyet sembolüdür. Maç günleri öğrenciler, ceketleri ve rozetleriyle bu renkleri gururla taşırlar.

1903’den beri, 123 Senelik Rekabet

Beyzbol (Sokeisen): İki okul arasındaki ilk resmi beyzbol karşılaşması 1903 (Meiji 36) yılının Kasım ayında oynanmıştır.

Waseda’nın Keio’ya gönderdiği resmi meydan okuma mektubuyla başlayan bu ilk maç, Japonya’da üniversite beyzbolunun ve bugünkü ünlü Tokyo Big6 liginin de miladı kabul edilir. Öyle ki bu rekabet, o dönemde tribünlerdeki coşku ve sosyal yankılar nedeniyle Japonya’da kitlesel bir kültürel fenomene dönüşmüştür.

Ve bu kapışma iki okul arasında kopmaz bir bağın, +120 yıllık bir kardeşlik/düşmanlık döngüsünün fitilini ateşler.

Sokeisen günlerinde Tokyo’da tramvaylar, caddeler, hatta dönemin popüler mekanları adeta sessizliğe bürünür. Maç biletleri karaborsada servet değerine satılır, bilet bulamayan binlerce öğrenci stadyumun dışındaki dev hoparlörlerin etrafında inme indirir.

Japonya’nın en sakin, en kuralcı insanlarının o gün tribünlerde nasıl devasa birer çığlık makinesine dönüştüğü hala sözlük Asya sporunun favori şaşkınlık konularından biridir!.

Ragbi: İki köklü üniversitenin ragbi sahalarındaki ilk tarihi randevusu ise 23 Kasım 1922 tarihinde gerçekleşmiş, Keio Üniversitesi’nin sahasında oynanan bu ilk maçı Keio 14-0 kazanmıştı.

Tezahürat Değil, Adeta Bir “Orkestra” Senfonisi

Batı tribünlerindeki kaosun veya bireysel bağırtıların aksine, Waseda-Keio maçlarında tribünler devasa birer koro gibidir.

Öğrencilerin günler öncesinden hazırlandığı tezahürat provaları, ponpon kızların askeri birer şef gibi yönettiği o kusursuz senkronizasyon, rakibe duyulan saygı ile coşkunun muazzam bir dengesidir. Tribünde tek bir kişinin bile ritmi kaçırması neredeyse imkansızdır.

Maç Sonunda Kolların Kenetlenmesi (“Soukatsushiki”)

Bu ezeli rekabetin en sarsıcı anı, dondurucu sonbahar rüzgarları altında oynanan o sert 80 dakikanın veya beyzbol mücadelesinin ardından yaşanır.

Skor ne olursa olsun, kazanan ve kaybeden taraflar tribünlerin önüne geçer; iki okulun öğrencileri birbirine sarılır, ortak marşlar söylenir. Savaş meydanını andıran o 90 dakikanın ardından gelen bu asil barışma ritüeli, “Samuray etiği”nin spor sahasındaki en saf yansımasıdır.

İngiltere’nin Thames nehrinden Tokyo’nun beton ve çim motifli stadyumlarına uzanan bu çizgide, sporun sadece bir kazanma hırsı değil; kurallarla, geleneklerle ve karşılıklı saygıyla örülmüş bir kültür mirası olduğunu görmek mümkündür!.

Batı’daki derbilerde maç sonu sahaya giren taraftarlar birbirinin kafasını yararken; Waseda ve Keio maçlarında, kaybeden tarafın tribünü yıkılıncaya kadar ağlamaz, aksine kazanan tarafın marşını sesli bir şekilde alkışlar.

Maç bittiği an iki okulun kaptanları orta sahada el sıkışır, ardından tüm stat “Soyokaze” (Hafif Esinti) adı verilen ortak okul şarkısını söyler. Kaybetmenin hüzünlü asaleti, Japon kültürünün o keskin zarafetiyle harmanlanır.

Savaş Zamanı Bile Durmayan “Asil İnat”

Dünya savaşlarının, felaketlerin ve krizlerin ortasında bile bu iki okulun rekabeti sekteye uğramamıştır. Özellikle İkinci Dünya Savaşı’nın en sert dönemlerinde (1943 yılında), Japon hükümeti gençlerin moralini yüksek tutmak ya da askeri odaklanmayı sağlamak amacıyla üniversite spor müsabakalarını yasaklamaya çalışmıştır.

Ancak Waseda ve Keio öğrencileri, Tokyo’nun bombalanma korkusu altında bile bu geleneği sürdürmek için o kadar büyük bir sivil direniş ve lobi faaliyeti yürütmüştür ki, maçlar en kritik anlarda dahi kapalı kapılar ardında veya gizli sahalarda bir şekilde oynanmaya devam etmişler.

Mezunlar Ağrısı: İş Dünyasında Waseda-Keio Savaşları

Sadece sahada kalmayan, Japonya’nın başbakanlar, CEO’lar, yazarlar ve milyarderler çıkaran bu iki okulun rekabeti, mezuniyet sonrası iş hayatında da gizli birer kabile savaşına dönüşür.

Bir şirketin yönetim kurulunda iki yöneticiden biri Waseda’lı, diğeri Keio’lu ise, ofis koridorlarında hala o hafif ironik “Sokeisen” esprileri havada uçuşur. Japon iş dünyasının kadim ve kibar torpilli/rekabetçi ağları bile bu iki okulun etrafında örülmüştür!.

Japon kültürü denen şeye de gıpta ile bakarak yazımızı bitirelim. Bize çook ama çok uzak bir kültür olan; “kaybedenin kazananı alkışladığı” maç sonları sekansı…

Aslında sporda olması gereken; sadece kazanılan kupaların değil; zamanın akışına direnen, son düdükle birlikte insana yeniden ‘başlıyoruz’ dedirten asırlık bir hafızadır.
Skor tabelaları silinir, stadyumlar eşkirse eskisin; geriye kalan tek hakikat, yenilginin bile bir zarafetle kucaklandığı o eşsiz insan hikayeleridir!.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Son Haberler

GÖĞÜSTEKİ ŞANLI KALKAN, ASIRLIK TUTKU, FUTBOLUN EN ASIL SİMGESİ : SCUDETTO

Scudetto kelimesi, futbolseverler için doğrudan Serie A şampiyonluğunu müjdeler. Peki, kulaklara bu kadar aşina olan o kelimenin asıl çıkış noktasını...

Benzer Konular