https://abcspor.com/wp-content/uploads/2020/11/ataturk.jpg

SERİ ÜRETİME GEÇEN ÇEK KADIN TENİS FABRİKASI

Okunması Gerekenler

Bugünkü yazı konumuz: Tek Kadınlar Özelinde Çek Tenisi…

Tabii ki başlık bu olunca akla gelen ilk isim belli; efsanelerin efsanesi Martina Navratilova!

Ama özellikle 21. yüzyılla başlayan üretim, 2020 sonrası ile beraber o kadar arttı ki; birbirini ardına güçlü raketler sundular tenis kortlarına ve hala devam ediyorlar.

2026’ya girerken, kaseti biraz geri sararsak; Kvitova da 2011 ve 2014’te iki kez Wimbledon kazanmıştı ama bu kez 6-7 kişilik bir orduyla geliyor Çek tenis fabrikası…

Krejcikova’nın 2021 Roland Garros’u, Vondroušová’nın 2023 Wimbledon’u derken, Muchova, Bouzkova, Siniakova, hatta gerilerden gelen Noskova ve Bartunkova’sıyla yani topu tüfeğiyle geliyor Çekler maaile!.

Ve asıl Jana Kovackova geliyor ki; 16 Haziran 2010 doğumlu Çek raket ülkenin en yeni projesi ve birçok analist tarafından geleceğin yıldız adayları arasında gösteriliyor.

** Özellikle 2004 Kasım doğumlu Linda Noskova ve 2006 Şubat doğumlu Bartunkova, ablalarını da geçecekmiş gibi bir ivmeyle oynuyorlar daha bugünden…

Unuttuk sanmayın, 2 Slam finali olan Karolina Pliskova da var tabii ama Major kupa göremediği için bu raketlere nazaran gölgede kaldı neredeyse zamanının WTA 1 numarası!

** Bu isimlere; Fruhvirtova, Beljek, Valentova da eklenebilir ama üsttekiler kadar zirve şansları olur mu, sanki daha zor diye yukardaki ana isimlerle beraber belirtmedik.

Çekya, sadece 10 milyonluk nüfusuna rağmen dünya tenisinin en büyük süper güçlerinden birine nasıl dönüştü? Cidden takdire şayan bir tez konusu…

Bunun bizce en önemli nedenleri; başta eski nesillerdeki iki çok büyük efsane Ivan Lendl ve Navratilova ile başlayan bayrağın, sonra da Slam zaferli underdog Novotna olsun, sonrasında da üstte saydığımız Grand Slam kazanmış isimler olsun, ivmenin devam ediyor olması…

Sonrasında da ulaşılabilir kulüp kültürü. Yani mesela bizdeki gibi elit bir spor olarak görülmek yerine, yerel ve halka açık kulüpler aracılığıyla tabana o kadar yayılmışlar ki, kasabalarda bile çok sayıda uygun fiyatlı, ulaşılabilir kort bulunuyor.

Ve tabii ki bizdeki en önemli eksiklerden biri olan ve hep dediğimiz “bizim öncelikle yetiştirici yetiştirmemiz lazım” üzüntüsü… Onlardaki mükemmel ve çok sayıda antrenör havuzu; ülke çapındaki küçük tenis kulüplerinde dahi tekniğe ve taktiğe çok önem veren, eski profesyonel oyunculardan oluşan tam bir model ağ oluşturuyor ülke topraklarında…

Eskilerde ilk 100’e girmiş, Grand Slam oynamış veya çiftlerde efsane olmuş neredeyse tüm eski kadın tenisçiler, emekli olduktan sonra yurt dışına gitmek yerine ülkedeki mütevazı yerel kulüplerde kalıp antrenörlük yapmaya devam ediyor. Bu durum, dünyadaki en elit tenis bilgisinin ve taktik dehasının doğrudan küçük çocuklara, çok uygun maliyetlerle aktarılmasını sağlayan ana nedenlerden biri…

İlk tenis eğitimi kasabalardaki mütevazı yerel kulüplerde başlıyor. Ancak bir oyuncunun gerçekten üst seviyeye çıkabilmesi için Prag veya Prostejov gibi büyük şehirlerdeki dev kulüplere transfer olması gerekiyor ki işte orası işin asıl zor kısmı; çünkü hükümet ya da belediyeler ne kadar spora destek olsa da, Çekler Batı Avrupa ülkeleri kadar maddi güce sahip bir ülke değil…

Çek tenis ekosisteminde başarının arkasında, “klasik Doğu Avrupa tarzı, çocuklarını sonuna kadar zorlayan adanmış ebeveynler” de yer alıyor. Maddi ve manevi tüm riskleri alan ailelerin yarattığı bu yoğun beklenti, altyapıda adeta bir “düdüklü tencere” (baskı) ortamı yaratıyor. Bu sert rekabetten sağ çıkabilen oyuncular, kortta kort dışındaki her şeyden daha dayanıklı, adeta ortaçağlardaki mental birer savaşçıya dönüşüyor.

Hatta ülke içinde oldukça moda olan bir kavram var: “Yalnız Kurt” (Lone Wolf) kültürü. Bazı oyuncular, en başından itibaren kulüp desteklerinden ziyade kendi aileleri ve yakın çevrelerinin fedakârlıklarıyla birer “yalnız kurt” gibi yetişiyor. Yani Batı ülkelerindeki konforlu akademi kültürünün aksine, Çek oyunculara muazzam bir mental güç, bağımsızlık ve kendi başının çaresine bakma yetisi kazandırıyor tezi de göz ardı edilmemeli.

Elde zaten köklü bir kültürel miras, fiziki ve coğrafi avantajlar var. Çekya’da en popüler ve üzerine en çok düşülen iki spor futbol ve buz hokeyi. Bunların da erkek egemen bir yapıya sahip olduğunu hesaba katarsak; küresel başarı yakalamak isteyen genç kızlar için en cazip, en prestijli ve en çok desteklenen alan doğrudan tenis çıkıyor denklemde.

Coğrafi konumu da biraz açmak lazım. Avrupa’nın tam merkezinde yer alan bu ülke, bu sayede genç oyuncuların çok büyük seyahat maliyetlerine katlanmadan her hafta sonu hem ülke içinde hem de komşu ülkelerde (Almanya, Avusturya, Polonya vb.) yüzlerce resmi turnuvaya katılabilmesini sağlıyor. Ve tahmin edersiniz ki; erken yaşlarda ne kadar çok uluslararası maç, o kadar çok tecrübe demek.

İklim de dezavantaj gibi gözükse de, makro bakışla belki de avantaja dönüyor. Çekya’daki iklim şartları nedeniyle oyuncular yazın genelde toprak kortlarda oynarken, kışın kapalı salonlardaki çok hızlı zeminlerde (hatta bazen basketbol salonu zeminlerinde) antrenman yapmak zorunda kalırlar. Bu sert zemin geçişleri, oyuncuların hem tekniklerini kusursuzlaştırmasını sağlar hem de onları hem yavaş toprak kortta hem de Wimbledon gibi çok hızlı çim kortlarda başarılı olabilecek çok yönlü ve esnek oyuncular haline getiriyor.

Yazıyı da çok uzatmadan; en flaş yeni sürüm Linda Noskova ile bitirelim. Çocuk yaştan beri kendi kulübünden veya ülkesinden birilerinin sürekli Grand Slam kazandığını görmek, oyuncularda “O başardıysa, ben neden yapamayayım?” şeklinde genetik bir özgüven yaratıyor ki bu sene olmasa da, en geç 2027’de Noskova’yı da bir Slam finalinde göreceğiz demek çok da iddialı bir yorum olmasa gerek!

Ve ben daha da ileri gideyim. Kaliteli üretim adedi özellikle son 10 senede o kadar çok arttı ki; yakın bir zamanda herhangi bir Grand Slam finalinde iki Çek’i oynarken görürsek bile şaşırmayın!

** Aslında bunu tenis tarihi yaşamıştı ama resmi anlamda yok (1986 Wimbledon Finali Martina Navratilova vs Hana Mandlíkova). Nedeni de Navrat the Brat, 1975 yılında Çekoslovakya’dan iltica ettiği için kortta Amerika Birleşik Devletleri (ABD) adına yarışıyordu.

 

Son Haberler

KADIN FUTBOLU EN DEĞERLİ KULÜPLER

Kadınlar Futbolunda dünyanın en değerli kulüpleri sizce hangileri ? Herkes Avrupa devleri diye düşünecektir ama ilk 6 sıra Kuzey Amerika'dan!. Angel...

Benzer Konular