https://abcspor.com/wp-content/uploads/2020/11/ataturk.jpg

BEŞ BÜYÜK LİGDE KULÜPLERİN RUHUNU TAŞIYAN MARŞLARI

Okunması Gerekenler

Futbol dünyasında bazı şarkılar vardır; sadece çalınmaz, yaşanır. Onlar adeta kulüplerin ruhunun sesi, tribünlerin ortak nabzıdır. Mesela bir umut, bir yemin ve bir bağlılık marşı olan Liverpool’un “You’ll Never Walk Alone”ı. Ya da Real Madrid’in gurur ve ihtişamını taşıyan “Hala Madrid y Nada Mas”. Üçüncü olarak da ezeli rakipleri Barcelona’nin adeta kimliği olan, şehrin ve kulübün kültürel kodlarını bir araya getiren “Cant del Barca”sı.

Bu üç marş, futbolseverlerin hemen aklına gelen küresel ikonlardır.

Peki ya diğer büyük liglerde, biraz daha niş, ama bir o kadar da güçlü, kulüplerle özdeşleşmiş marşlar? İşte 5 büyük ligden birer örnek:

** West Ham – I’m Forever Blowing Bubbles

Futbol tribünleri genellikle güç, meydan okuma ve gürültüyle anılır. Ancak Londra’nın doğusunda, Upton Park’ın (bugünkü London Stadium) mirasında yer alan bir şarkı, tüm bu alışkanlıklara ters düşer.
I’m Forever Blowing Bubbles, West Ham United için bir marş değil; umut etmeye rağmen hayal kırıklığını kabullenmenin şarkısıdır.

1918 yılında yazılmış eski bir müzik-hall şarkısının West Ham ile nasıl özdeşleştiğine gelirsek; 1920’lerde, West Ham altyapısında oynayan ve yüzü sürekli sabun köpükleriyle süslenen bir çocuk futbolcunun lakabı “Bubbles” olur.

Aynı dönemde kulüp maçlarında bu şarkı çalınmaya başlanır. Zamanla şarkı, West Ham taraftarının ruh halini mükemmel biçimde yansıttığı için kalıcı bir ritüele dönüşür.

Şarkının en vurucu kısmı ise sözleridir:

“They fly so high, nearly reach the sky, Then like my dreams, they fade and die.”
(Gökyüzüne kadar yükselirler, ama hayallerim gibi sönerler.)

West Ham, İngiliz futbolunun en büyük kulüplerinden biri değildir.
Kupaları azdır. Büyük başarıları nadirdir.

Ama tam da bu yüzden I’m Forever Blowing Bubbles bu kulübe aittir.

Her zaman hayal kurarız
Çoğu zaman gerçekleşmez
Ama yine de vazgeçmeyiz

I’m Forever Blowing Bubbles, futbolda nadiren görülen bir şeyi temsil eder: Kabullenilmiş hayal kırıklığına rağmen sonsuza dek süren sadakat.

Bu şarkı, “biz kazanacağız” demez.
“Biz buradayız” der.

………………………….

** Real Betis – Soy Bético

Futbolda Neşenin ve Sadakatin Maç Önü Ritüeline Dönüşmesi

İspanya’nın güneyinde, Sevilla’da bir kulüp vardır ki maçlara öfkeyle değil, neşeyle başlar.
Real Betis için Soy Bético, bir marş değil; adeta kimliğini saklamayan bir hayat tarzıdır.

1970’lerde yazılmış Soy Bético’nun gücü melodisinde değil, cümlesindedir:
“Ben Betisliyim”

Bu ifade bir meydan okuma değildir.
Bir üstünlük iddiası hiç değildir.

Bu, koşulsuz bir aidiyet beyanıdır.

Betis taraftarı olmak; kazanırken sevinmeyi, kaybederken gülümseyebilmeyi ve her koşulda kulübünü sevmeyi kabul etmektir. Şarkı, tam olarak bunu söyler.

Benito Villamarín Stadyumu’nda maçtan hemen önce tribünler yeşil-beyaza bürünür. Atkılar havada, insanlar birbirine sarılır, yüksek sesle ama sertleşmeden koro halinde söylenir.

Bu ritüel rakibi korkutmaz. Ama geleni orada yabancı hissettirir.

Çünkü burası bir savaş alanı değil, bir aile toplantısıdır. Real Betis’in kimliği, Endülüs kültüründen ayrı düşünülemez. Müzik, sokak, flamenko, mizah ve trajedi iç içedir.

Soy Bético, You’ll Never Walk Alone gibi evrenselleşmiş bir tribün şarkısı değildir.

Çünkü fazla yerel, fazla sıcak ve fazla kendine aittir.

Bu şarkı, herkes için değildir.
Ama Betisli olan herkes içindir.

…………………………….

** AS Roma – Roma Roma Roma

Olimpico’da şarkı bitmeden maç başlamaz.
Bu ritüelin karanlığı, agresif değil; kaçınılmazdır. Roma taraftarı için bu an, şehirle yapılan bir sözleşmedir.

1970’lerde Antonello Venditti tarafından yazılmıştır. Sözleri ve melodisi, Roma’nın tarihini, ruhunu ve büyüklüğünü yansıtır.

Roma Roma Roma, bir futbol marşından çok daha fazlasıdır: Şehrin ritmi, kulübün kimliği, taraftarın aidiyeti…

Rakip içinse mesaj nettir: “Burada sadece bir takım değil, bir şehirle oynuyorsun.”

Bu ritüel sadece bir marş değil, net bir sorumluluk çağrısıdır.

…………………………………..

** St. Pauli – Hells Bells (AC/DC)

Futbolda Giriş Müziğinin Bir Kimliğe Dönüştüğü An

Futbol stadyumlarında müzik genellikle coşkuyu artırmak için kullanılır. Hamburg’un liman semti St. Pauli’de ise müzik, coşkudan çok mesaj taşır; bu bir şarkı değil; sahaya çıkmadan önce yapılan sessiz bir meydan okumadır!..

AC/DC’nin Hells Bells şarkısı, klasik bir rock parçasıdır. 1980 yılında yazılmıştır ve aynı yıl çıkarttikları “Back in Black” albümünde de yer alır.

Ama St. Pauli’de çaldığında anlamı değişir. Bu şarkı hızlanmaz, patlamaz, bağırmaz. Yavaş başlar. Ağırdır. Tehditkardır. Tıpkı St. Pauli’nin futbol anlayışı gibi.

Kulüp; antifaşist duruşu, göçmen dostu kimliği, LGBT+ sembolleri ve ticari futbola karşı tavrıyla Avrupa futbolunda ayrıksı bir yere sahiptir. Hells Bells, bu “biz kimseye benzemiyoruz” duruşunun müzikal karşılığıdır.

Millerntor Stadyumu’nda ışıklar kısılır. İlk olarak çan sesi duyulur. Bu an, tribünlerde ani bir sessizlik yaratır. Ardından binlerce taraftar tek bir ritimde alkışlamaya başlar. Oyuncular sahaya bu ses eşliğinde çıkar.

Hells Bells: Zafer vaadi içermez, gurur gösterisi yapmaz, umut aşılamaz.

Onun yerine şunu söyler:
“Buradayız ve buyruğa girmiyoruz.”

Bu yüzden şarkı, taraftarın ideolojik duruşuyla kusursuz biçimde örtüşür.

Şarkı taraftarı hazırlamaz, tersine rakibi hazırlar!.. Bu fark da, St. Pauli’yi diğer kulüplerden ayırır. Burada müzik, içeridekileri değil dışarıdakileri hedef alır.

Hells Bells, FC St. Pauli için bir motivasyon şarkısı değildir. Bir eğlence unsuru hiç değildir. Bu şarkı çok net bir uyarıdır!..

Ve çan sesi çaldığında, herkes şunu anlar; Millerntor’da oyun, kurallardan önce kimlikle başlar.

………………………….

** Lens – Les Corons

Les Corons, RC Lens taraftarları için bir marş değil; geçmişe, emeğe ve kaybolan bir hayata söylenen kolektif bir ağıttır.

Les Corons, Fransız şarkıcı Pierre Bachelet tarafından 1982’de yazılmıştır. Şarkı, Nord–Pas-de-Calais bölgesinde yaşayan kömür madencilerinin hayatını, zorluklarını ve dayanışmasını anlatır ki RC Lens’in kimliği de tam olarak buradan gelir.

Bollaert-Delelis Stadyumu’nda maçtan hemen önce ışıklar yumuşar, tempo düşer ve Les Corons çalmaya başlar. Herkes ayakta ve sessizce şarkıya eşlik eder.

Les Corons, sık sık “Fransa’nın You Never Walk Alone’u” olarak anılır. Ancak iki şarkı arasında önemli bir fark vardır; You’ll Never Walk Alone umut verir, Les Corons ise hatırlatır!.

Çünkü burada temsil edilen şey sadece bir kulüp değil, bir sınıf ve bir tarihtir.

Çünkü bazı şehirler bağırır, Lens ise hatırlar.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Son Haberler

SPORUN KARANLIK LABORATUVARI; BİLİM, DOPİNG VE BALCO SKANDALI

BALCO Skandalı: Modern Sporun En Büyük Doping Çöküşü Spor tarihinde birçok doping vakası yaşandı. Ancak BALCO Skandalı, yalnızca bireysel sporcuları...

Benzer Konular