SİNAN GÜLER’LE DOBRA DOBRA-2

Okunması Gerekenler

KURT KANUNU

KURT KANUNU “Kurtlukta düşeni yemek kanundur” diye son veriyordu hayatına Kara Kemal. İzmir Suikasti’ni planlayan ekipten olduğu iddiası ile suçlu bulunan...

KOLAYDAN ZORA

KOLAYDAN ZORA Dört haftada dört puanla başlanan ligde tam 22 günlük bir aranın ardından yeniden sahaya dönüş maçı Denizlispor deplasmanıydı...

AĞAOĞLU’NA SELAM, BİZE DE DERS OLSUN

AĞAOĞLU'NA SELAM, BİZE DE DERS OLSUN Sağolsun maça gidemeyen arkadaşlar 1907 tribünündeki kombinelerini devredince bir anda kendimi aylar sonra stadyumda...

 ziya2  “SİNAN GÜLER HALA İYİ BİR TAKIM OYUNCUSU”

 

Bu sezona kadar daha çok savunmasıyla ön plana çıkan, oyuna genellikle benchten gelip enerji ve dinamizm katan bir Sinan Güler izlerken, bu sezon hatta bence geçen sezonun sonlarından itibaren, oyunun her iki yönünü de iyi oynayan, hücumda takımına liderlik yapan, çok daha fazla sorumluluk alan, birçok maçta takımın skor yükünü çeken bir Sinan Güler izliyoruz. Şu anda ligin en formda yerli oyuncususun. Kısacası kariyer sezonunu 32 yaşında yaşadığını belirtirsek, bu patlamayı daha önce yapamamanın ana nedeni, şu ana kadar koçların sana verdiği rollerin sınırlı olması mı, yoksa kendinde de hatalar görüyor musun?

 

-Açıkçası kendimde çok hata görmüyorum. Daha doğrusu geçmişe bakıp “şöyle yapsaydım” şeklinde düşünceler zaman kaybettirir insana. Geçmişle alakalı söyleyebileceğim en net ifade, bugünkü özgüvenim o zaman olsaydı, bu sezon yapabildiğim şeyleri 27-28 yaşında da yapabiliyor olurdum. O özgüven de takım sporlarında değişik durumlarda geliyor.

Deminde bahsettim, benim pozisyonum ve yakın pozisyonlarda çok önemli oyuncularla beraber aynı kadronun içinde bulunduk. Charles Smith, İgor Rakocevic, Bootsy Thornton, Sasha Vujacic, Cenk Akyol, Jamon Gordon, Ender Arslan ve Engin Atsür gibi oyuncular vardı Efes’te. Milli takıma baktığınızda Kerem Tunçeri, Hidayet Türkoğlu, Ömer Onan, Ersan İlyasova gibi oyuncuların yanında oynadım. Mesela 2010 Dünya kupasında benim istatistiki olarak göze çarpan bir durumum yoktu, sadece Sırbistan maçına kadar turnuvanın top çalma kralıydım. Ben takım içinde her zaman “Neyi daha iyi yapalirim” diye düşünerek katkı vermeye çalıştım.

ziya sinan 3Genel olarak atletik, kolları uzun, iyi savunmacı bir oyuncu şeklinde tanındım ve bana bu şekilde bir rol biçildi. Bende uzun süre bu rolün ekmeğini yedim açıkçası. Hata mıydı diye soracak olursan bence değildi. Takım içinde topun elinde olması gereken  kişiler farklıydı.

Günümüze geldiğimizde, hatta senin de belirttiğin gibi geçen sezonun sonlarında Play-Off’taki Beşiktaş serisinden buraya geldiğimiz süreçte, Arroyo ve Ender’in hem sezon içindeki fiziksel yorgunluklarının biraz daha ağır basması, hem de takımın yaratıcılığının o yönlerde köreldiğini hissettiğim ve rakip savunmalara kendi yeteneklerimle cevap verebileceğim dönemler denk geldi. Benim doğru yaptığım şeyler, hücumda da sonuç vermeye başlayınca bende özgüvenli oynamaya, ben özgüvenli oynamaya başlayınca sahada da daha iyi sonuçlar almaya başladım. Ergin ağabeyin de bana verdiği destek ve duyduğu güvenle, bugünkü Sinan’ın geldiği noktada, takım için neler verebileceğini gösterir pozisyona getirdi bu süreç beni.

Ama yine de şunu söylemeliyim, Sinan 32 yaşında skorer bir oyuncu mu oldu?

Hayır, Sinan hala iyi bir takım oyuncusu olmaya devam ediyor. Takımın neye ihtiyacı varsa Sinan onu yapmak için sahaya çıkıyor.

 

Çok enterasan bir lig sezonu geçiriyoruz, ligin dibindeki takımlar zirvedeki takımları yenebiliyor. Ligin daha zor ve çekişmeli hale gelmesinde, yeni yabancı kuralının payını ne ölçüde görüyorsun? Ayrıca ligin en formda Türk oyuncusu olarak, bu kuralın yerli oyuncuları nasıl etkilediğini düşünüyorsun?

 

-Kendi özelimde, işime yaradığını söyleyebilirim. Bugün baktığında ben veya herhangi bir Türk oyuncu, yabancı oyuncunun gösteremeyeceği performansı gösteriyorsak sahada kalıyoruz. Pasaportuna bakılmaksızın kim daha iyiyse o oynuyor. Kartal Özmızrak’ın, Barış Ermiş’in, Erkan Veyseloğlu’nun, Barış Hersek’in bu çıkışlarını da örnek gösterebiliriz. Bu fırsatın farkına varan Türk oyuncu bu şansı iyi kullanıyorsa sahada kalıyor.

İşin öbür tarafına bakacak olursak, bu kural finansal rakamları düşürdü, gelen yabancının kalitesini bence azalttı, çünkü daha ucuza daha orta seviye oyuncular geliyor. Fakat orda da şöyle bir avantaj lige yansıyor, yabancı oyuncu kendini gösterebilmek için, büyük takımlarla oynanan maçlarda üst düzey çalışıyor ve mücadele veriyor. Bu şekilde de alttakilerin üsttekilerle yaptığı maçlarda sürprizlerin daha çok yaşanmasına ve daha çekişmeli geçmesine sebep oluyor.

 

ziya sinan 2“HAVUÇ UZANILABİLİR DURUMDA”

 

Milli takıma da biraz değinelim istersen. Bana göre 2001’de İstanbul’da oynanan finalden beri oynanan tüm turnuvalar içerisinde, beklentinin en az olduğu turnuva geçen yaz ki 2014 Dünya Şampiyonası’ydı. Fakat buna rağmen beklentilerin üzerine çıkıp, çeyrek final yaptınız. Bu sene, NBA’de muhteşem sezonlar geçiren Ersan İlyasova ve Enes Kanter’in de katılacaklarını varsayarsak, her ne kadar çok zorlu bir gruba düşsekte yine sürprizlere imza atan, turnuvaya renk katan ve yüksek hedeflere koşan bir Milli takım izleyebilir miyiz?

 

-Açıkçası seninde dediğin gibi bizim grubumuzda ki bütün takımlar turnuvanın ağır topları. Hepsinin de ilk amaçları Olimpiyat vizesini alabilmek, keza bizim de öyle. Bizdeki jenerasyon değişikliği belki tabloyu biraz kötü gösterebilir. Fakat 2012’den beri baktığında köklü bir şekilde bu formayı giyen Ender, Kerem Gönlüm, Emir ve ben varız. Çoğu zaman aramızda olan Ömer, Cenk, Furkan, Ersan arkadaşlarımız var. Gerçi Cenk’in sakatlığı var umarım iyileşir ve aramızda olur. Yani 7-8 kişilik bu ekip kemikleşen bir grubu oluşturuyor. Bunun yanına, gerçekten katkı verecek ve geçen seneki başarımızın üzerine koyabilecek mantalitede gelecek oyuncular aramıza katılırsa, bence enerjimizle ve oyun yapımızla herkesle baş edebilecek durumdayız. Tecrübeli ağabeylerin grupta toplanmasının pozitif yönleri de var negatif yönleri de var. Burada hem oyunlarıyla hem de Gasol kardeşlerin etkisiyle, İspanya her zaman bir adım önde gibi gözükse de, bana göre havuç uzanılabilir durumda.

 

“BABAM FENERBAHÇE MAÇINDA BANA TAKTİK VERDİ”

 

Basketbol kökenli bir aileden gelmiş olmanın katkıları ne oldu bugüne kadar? Bir de hep şunu merak ederim, baban maçlarının çoğuna geliyor, sana maçtan sonra ”Oğlum şurada pas verseydin, burada şut kullansaydın” gibi takılmaları oluyor mu?

 

-Sporcu bir aileden gelmenin en önemli artısı, spora bakış açısı “yemek yemek, su içmek” gibi bir mentaliteyle anlatılıyor ve yaşanıyor. Ağabeyim 7 yaşında İTÜ’nün idmanlarına giderken ben de peşinden giderdim. Daha 3.5-4 yaşlarındaydım ama ağabeyimle birlikte parkenin üzerindeydim. Babamın antrenörlük dönemlerinde, maç aralarında gene sahaya çıkar şut atardım. Mesela ağabeyimlerin bir maçı vardı, İTÜ-Eczacıbaşı karşılaşması, Spor Sergi Salonunda ağabeyimin yaş grubunun maçıydı. Benim yaş grubumdan sadece ben sahadaydım, üzerimde ½ numaralı formayla, Necip Kapanlı bana faulden 2 sayı attırmıştı. O formayı hala saklarım, bir çocuğa verebileceğiniz en güzel motivasyon kaynağıdır bunlar. O günler başıma gelenler esasında bu günleri yaratan şeyler. Bir çığ gibi büyütüyor zamanla.

sinan 5Baban takılıyor mu sorusuna gelince, son Fenerbahçe maçından bir örnek vereyim. Maçta ilk 2 şutum girmedi, daha sonra mola dönüşünde babamla göz göze geldik ve bana eliyle daha yukarıdan atmamı söyledi şutu. Ardından da üst üste 8 sayı attım, şutlarım girdi ve maçı kazandık. Galibiyeti daha da anlamlandıran bir anıdır benim için. Onun dışında biz salon dışında pek basketbol konuşmayız. Zaten çocukluğumuzda, gençliğimizde herşeyi konuşmuşuz tartışmışız.

Sadece ağabeyimle bazen oynadığımız maçlardan sonra kimin takımı yendiyse o diğerine takılır, bu da arada sırada olur. Zaten ağabeyimle profesyonel olarak 27 defa karşılaşmışız, ama belki de 1000 defa maç yapmışızdır bire bir, çoğunda da beni yenerdi.

 

        “GÜLER LEGACY EMEKLEYEN BİR BEBEK”

 

Güler Legacy projenizde 4 seneyi bitirdiniz. Neler söylemek istersin?

 

-Az önce bahsettiğim gibi, böyle bir aileden geliyor olmak benim için çok büyük bir şans ve bu şansı kan bağım olmayan insanlarla da paylaşmak istedim. Güler Legacy’de bu düşünce doğrultusunda kuruldu. Aktif basketbol oynayan biri olarak, bundan parasal anlamda şu an bir geri dönüş beklemiyorum. Eminim ki bu iş, benim hayatımı kolaylaştırıp, geçimimi rahatça sürdürmemi sağlamayacak, spordan kazandığım paraları kazandırmıyacak ama benim hayallerimi, babamın ve ağabeyimin bana öğrettiklerini, tecrübelerimi, spora dahil olabilecek herkesle paylaşmak istiyorum.  Çünkü sporun kendi içerisinde bulundurduğu bir sürü nüans, hayatın birçok anında karşınıza çıkabiliyor ve ben hayatı öğrenerek iyi bir sporcu oldum, sporu öğrenerek da daha iyi bir hayat sürdürüyorum. Sporun içinde bulundurduğu başarı hikayeleri, bence en üst düzeydeki iş adamlarına da lazım, hayatın hiçbir alanında istediklerini yapamayan insanlara da lazım. Bu proje şu anda emekleyen bir bebek, eminim ki 1-2 sene içinde bu bebek de benim gibi (10 aylıkken emeklemekten ayağa kalkıp koşmaya başlamışım) ayağa kalkmaya başladığı zaman hızlı bir şekilde koşmaya başlayacak.

 

Biraz parke dışına çıkacak olursak, basketbol dışındaki hayatın nasıl geçiyor? Motor merakın var bildiğim kadarıyla?

 

-Motor merakım var ama sorumlu bir sporcu olduğum için, uzaktan izlemekle yetiniyorum şimdilik. Çünkü o riski almak kariyer aptallığı gibi bir şey olur bence. Onun dışında bir tane jeepim var, onunla doğada olmayı seviyorum, arada sırada onunla toprağa çamura bir yerlere çıkmaya çalışıyorum, şu an sanırım basketbol dışında yaptığım ve hobi diyebileceğim tek aktivite o. Ki bunu da çok nadiren yapabiliyorum. Geriye kalan boş zamanlarımı da Güler Legacy’yi geliştirmek ve yeni projeler üretmek için geçiriyorum.

 

Kariyerinde  olumlu ve olumsuz anlamda sende iz bırakan, en sevindiğin ve en üzüldüğün maçlar  hangileri oldu?

 

-Olumlu anlamda en özel maç son oynadığımız Fenerbahçe maçıdır. Yanında başka maç eklemeye çalışsamda aynı etkiyi bırakan başka bir maç olmadı.

En üzüldüğüm maçlara gelince, Amerika’da kolejde 3.senemde çeyrek finali geçip yarı final oynamıştık. O zaman babam maçları, neticeleri radyodan takip ediyordu. Yarı finale çıkınca, kendisi de uçağa atlayıp yanıma gelmişti yarı final maçı için. Maalesef o maçı kaybettik. Kaybettiğimiz takımda şampiyon oldu.

Bir sonraki sezonda benzer hikayeyle çeyrek finalde elenmiştik. Sanırım en üzüldüğüm maçlar bunlardı.

 

sinan 3Saha içinde savunması bu kadar sert ve buna bağlı bu denli agresif bir oyuncu olup, bunu hiçbir zaman saha dışına taşımamanı, rakiple ya da hakemlerle polemiğe girmemeni, rakip taraftarları provoke edecek durumlardan uzak durmanı neye borçlusun?

 

-Spor sahası benim için çok kutsal bir yer. Ben orada doğdum, orada büyüdüm ve zamanı geldiğinde de oraya bağlantılı bir şekilde öleceğimi düşünüyorum. Bu bir oyun. Evet, kazanmak istiyoruz belki ama gladyatör değiliz, birbirimizi öldürmek zorunda değiliz. Şöyle bir örnek vereyim, Dimitris Diamantidis benim Avrupa’da en beğendiğim oyunculardan biridir, onunla maça çıkarken “ne haber, nasıl gidiyor, çocuklar nasıl” diye sohbet edip, hemen ardından maçta da onu hırpalayacak birşeyler yapabiliyorsam, bana göre bu çok güzel bir durumdur. Çünkü spor bunu gerektirir. Ben ağabeyimden sporu öğrendim. Ağabeyimden rekabeti öğrendim.  Kendisiyle yapdığımız maçlarda hırçın, agresif, onu sinir edecek her şeyi yapardım, sonra da maç bitimi sarılıp, seni çok seviyorum diyip nokta koyardık. Çocukluğumda kendimi kontrol etme noktasında yetersizdim. Çok agresiftim ve annemin maçlarımı izlemesine engel olacak kadar yanlış hareketlerim vardı. Daha sonra anlıyorsunuzki, ben sinirlenirsem, yanlış işler yaparsam teknik faul yerim takımıma zarar veririm, ya da daha ileri gidersem oyundan diskalifiye olurum. Beşiktaş’ın genç takımındayken sinirim yüzünden ayak parmağımı kırıp 3 ay basketbol oynayamamıştım. Kısaca herşeyi belirli sınırlar içerisinde yapmam gerektiğini öğrendim. Biz ikimiz arkadaşsak senin doğrunla benim doğrum büyük oranda birbiriyle örtüşüyordur ama örtüşmediği noktalar da vardır. İşte o noktada senin doğrularını ben ırgalamaya başlarsam yanlış tam orda başlar. Ben kendi doğrularıma devam ederken, sana göre yanlışım varsa seninle insan gibi tartışırım, en doğrusu da budur.

 

Bundan bir 10 sene sonra, Sinan Güler kendini nerede ve ne yaparken hayal ediyor?

 

-Birincisi Güler Legacy’yle bağlantılı olarak, ülkenin herhangi bir yerinde bir çocuğa basketbolu sevdirirken. İkincisi de tamamen bireysel, benim tarafımdan daha önce hiç keşfedilmemiş Dünya’nın herhangi bir köşesini dolaşırken…

 

Anladığım kadarıyla profesyonel olarak basketbolun içinde kalmak gibi bir uzun vadeli düşüncen yok.

 

-Şimdilik yok. Gençlere basketbolu sevdireyim, benim öğrendiğim spor ahlakını onlarla paylaşayım benim için yeterli gözüküyor.

 

Bu keyifli sohbet ve verdiğin samimi cevaplar için çok teşekkür ederim.

 

-Ben teşekkür ederim

ziya.darende@abcpor.com

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Son Haberler

KURT KANUNU

KURT KANUNU “Kurtlukta düşeni yemek kanundur” diye son veriyordu hayatına Kara Kemal. İzmir Suikasti’ni planlayan ekipten olduğu iddiası ile suçlu bulunan...

KOLAYDAN ZORA

KOLAYDAN ZORA Dört haftada dört puanla başlanan ligde tam 22 günlük bir aranın ardından yeniden sahaya dönüş maçı Denizlispor deplasmanıydı Siyah-Beyazlılar adına. Milli aranın ardından...

AĞAOĞLU’NA SELAM, BİZE DE DERS OLSUN

AĞAOĞLU'NA SELAM, BİZE DE DERS OLSUN Sağolsun maça gidemeyen arkadaşlar 1907 tribünündeki kombinelerini devredince bir anda kendimi aylar sonra stadyumda buldum. Tekrar Fenerbahçe'mizin yanında olmak,...

2 FARKLI FENERBAHÇE

2 FARKLI FENERBAHÇE Hadi gel yıkalım şu Süleymaniye'yi desek, iki kazma, iki kürek, iki de ırgat gerek.. Süleymaniye'yi yeniden yapalım desek bir Süleyman bir de Sinan...

NEFES

NEFES Sarı-kırmızılılar 2 haftadır gördüğü kabusların üstüne bu hafta Erzurumspor deplasmanında moral bulma amacındaydı. Maça iki takım da kontrollü başlamayı tercih etti. Galatasaray’da geçtiğimiz maçlarda...

Benzer Konular