ŞAMPİYONLAR LİGİ AŞKINA

Geçen hafta Antalya deplasmanında rakibi bozguna uğratıp camianın üzerindeki ölü toprağının atılmasını sağlayan galibiyetin anlam kazanabilmesi için, iç sahadaki istikrarsızlığa da son verilmeli ve Bursaspor mağlup edilmeliydi. Sezon başından beri 3 maç üst üste kazanılamamış olması puan durumunda bulunulan durumu da en iyi açıklayan istatistikti zaten. Karşılaşmaya 24 saat kala tüm taraftarların ve futbolcuların maça konsantre olmalarına engel olabilecek ne varsa medya eliyle gündemi işgal etmeye başladı. Şenol Güneş>Milli Takım ekseninde üretilen dedikoduların tam da Beşiktaş’ın maça çıkacağı gün ayyuka çıkması ilginç bir tesadüftü (!) Ama bu tüm dezavantajlı ortama rağmen Beşiktaş takımı oyuncularıyla, teknik heyetiyle mevcut vaziyetten en asgari şekilde etkilenerek sahaya tam konsantrasyon ile çıktılar ve genelini üstünlükle oynadığı maçı net bir galibiyetle tamamlamayı başardılar.

Geçen haftanın flaş ismi Kagawa’nın 11’de başlayıp başlamayacağı en büyük merak konusuydu. Şenol Güneş muhtemelen kendisinin henüz maç ritmini bulamadığını düşünerek yedek bırakmayı tercih etti. Ama bu oyuncu henüz maksimum 45 dakika oynayacak kondisyona sahipse bile, bunu maçın başında kullanıp skoru da erken bularak oyunu koparmak düşünülebilirdi. Lakin hocanın tercihi bu mevkiide gitgide kendini bulan Ljajic’i yerinden etmemek oldu, ki bu da şimdilik saygı duyulabilir bir tercihti. Zira Ljajic ilk 60 dakika takımın liderliğini mükemmel bir şekilde taşırken, son yarım saatte ilk değişiklikten sonra sol kanada, ikincisiyle sağa, son değişiklikle tekrar sola geçince biraz verimi düştü. Zaten hocanın her yaptığı değişiklikte en az 3 oyuncunun yerlerini değiştirmesinden ne zaman fayda gördüğünü çözebilmiş değilim, buna rağmen bu alışkanlığından vazgeçmiyor maalesef.

Beşiktaş’ın son 2 haftadaki çıkışında en büyük etkenin Adriano ve Atiba’nın takıma dönüşü olduğunu düşünüyorum. Zaten bu iki oyuncuyla ilgili istatistikler incelenirse, oynadıkları zaman galibiyetlerin, oynamadıklarında puan kayıplarının ağırlıkta olduğu gözlemlenebilir. Özellikle Adriano kendi mevkiisinde o kadar alternatifsiz ve önemli bir oyuncu ki, o bölgede Caner veya başka bir isim oynayınca takımın büyük ayarları bozuluyor! Zaten Babel’in takımdan ayrılmasının en büyük faydası şu oldu; Caner son haftalarda sol bekin değil sol açığın alternatifi olarak kullanılıyor ve sanırım herkes de bu oyuncunun asıl fayda sağlayabildiği mevkiinin sol açık olduğunu görmüştür. Ben Adriano’nun en az 1 sezon daha kalması ve gelecekte yerini alacak orjinal bir sol bek oyuncusuna yatırım yapılması gerektiğini düşünüyorum.

Aynı şekilde Atiba da halen alternatifi bulunamadığı için biz Beşiktaşlıları en çok düşündüren isim. Ne yazık ki kendisi artık 36 yaşında ve büyük ihtimalle son sezonunu oynuyor. Medel her ne kadar çok mücadele eden ve kendini sevdiren bir isim olsa da asıl alternatif olabileceği yer stoper bölgesi. Hiçbir şekilde Atiba’ya alternatifi olacak bir isim olamayacağı açık. Beşiktaş’ın sezon sonunda 6 numara pozisyonu için Atiba kadar alan savunma bilgisine ve onun 6 yıl önceki enerjisine sahip bir isim takviye etmesi şart. Bu transfer takımın önümüzdeki 5 senesi için de belirleyici olacak.

Bir diğer üzerinde durulması gereken ismin de Lens olduğunu söyleyebiliriz. Anlaşılan o ki, bu oyuncunun derdi sürekli yedek kalma korkusu olmadan birkaç maç üst üste forma giyebilmekmiş. Halen performansının tam olarak yeterli olduğunu söyleyemeyiz, zaman zaman saç baş yoldurtabiliyor, ama bir kıpırdanma olduğu inkar edilemez. Dün kilidi açan golde yaptığı, “alın size trivela” dercesine harika asistiyle önemli katkı sağlamış oldu. Eğer önümüzdeki haftadan itibaren cezası bitecek olan malum şaklaban oyuncu yeniden 11’e dönerse Lens’in tamamen kaybedileceğini söylemek zor değil.

Diğer kanatta şans bulan Güven de genç yaşına karşın asla sahada heyecan yapmayan oyun tarzıyla etkili olmaya devam ediyor. Belli ki kendisine ileri uçta forma bulma şansı bundan sonra kolay kolay gelmeyecek, kanat forvet tarzı bir oyunda da fayda sağlayabilmesi süre alma şansını arttıracaktır. İkinci gol sonrası yapılan tek etkili kontraatakta Ljajic’i ara pasıyla kaçırması takdire değerdi, bu atağın golle sonuçlanmaması çok yazık oldu.

Golleri atan ve galibiyette pay sahibi olan Burak Yılmaz için uzun uzun karalayacak lafım yok. Onun yetenekleriyle ve verebileceği katkıyla alakalı zaten bir şüphemiz yoktu, bizim derdimiz yetenekleriyle değil karakteriyle alakalıydı. Ben dün tribünde ne maçtan önce, ne gollerden sonra adını bağıran çoğunluktan biri değildim, asla da olmayacağım. Ama Beşiktaş’ımızın menfaatleri ve tribünlerin bölünmemesi uğruna köstek de olmamayı seçmiş kesimden biriyim. Zira bu kulüp için en kötü senaryo Beşiktaş taraftarının birbirine düşmesidir, buna hiçbir şekilde izin vermemeliyiz.

Başakşehir’in umulmadık bir puan kaybına uğradığı ve kazasız şekilde atlatılan bu haftadan sonra sanırım herkes bu sezondan henüz ümidin kesilmemesi gerektiğinde hemfikir olmuştur. Bana göre şampiyonluk hedefi halen çok uzak ve gerçekçi değil, ama ikincilik için Beşiktaş ve Galatasaray’ın şanslarının eşit olduğu fikrindeyim. Şampiyonlar Ligi hedefinin ne kadar hayati önemde olduğunu her hafta tekrar tekrar hatırlatmakta yarar görüyorum…

Yazarın diğer yazıları için tıklayın

mail: olcay.nurlu@abcspor.com

twitter: @olcynrlu

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz