efeBundan yaklaşık iki hafta önceydi…

 

Batı Finali’nde 3-1’den geri dönen son şampiyonu, 3-1’den geri gelip geçerek şampiyon olmuştu Cleveland Cavaliers..

 

O saydıklarımızın ilkini başaran olmuştu da, ikincisini ilk defa görebiliyorduk parkelerde…

 

77. maça uzamış bir Final serisi zaten bulunmaz Hint kumaşıydı; hele bir de o 7. maçın uzun zamandır ilk kez isminin hakkını verircesine çetin geçtiğini düşünürsek, iyiden iyiye parlamıştı gözümüzdeki basketbol ışığı…

 

Mükemmel bir seriydi, enfes bir şölendi.

 

Kader, adeta yeni baştan biçimlenmişti.

 

Aslında rakibini dürten, uyuyan ejderi uyandıran zevat, yani Klay Thompson ve Draymond Green,

 

Aynı tarife kendilerine uygulandığında neler olduğunu daha yeni öğrenmiş ve öğretmişlerdi tüm dünyaya;

 

Fakat belli ki, bazı şeylerden hiç ders almamışlardı…

 

13407287_10154193621360275_1694103761201975243_nÇünkü, her ne kadar Curry ve Klay çok sönük oynasalar da, bench ve Draymond sayesinde, ilk 4 maç, tamamen bir GSW rüyası gibi geçmişti.

 

Geçen sene, tekerrür edecekti besbelli.

 

Ama Russell Westbrook birkaç hafta evvel bir maç sonu basın toplantısında nasıl bir çuval inciri berbat ettiyse,

 

Splash Kardeşler ve Draymond da aynısını yapacaklardı. Duramayacaklardı. Ağızlarını kapalı tutamayacaklardı.

 

LeBron’ı, kariyeri boyunca benimsediği hakem – düdük mizansenleri ve itirazları sebebiyle küçümsediler.

 

Üstelik Kral, küçümsemeye meydan verecek kadar hırssız onuyor, savunmada nal topluyordu. Takımı takım olmaktan çıkmıştı.

 

Ama malumun ilanı, Kral’ı şirazeden çıkartmaya yetecekti. Ki zaten, bilineni bir başkasından, hele bir de “azılı rakipten” duymak, aklı başa getirtir çoğu kez bu hayatta.

 

Burada da aynısı olacaktı. 5. ve 6. maçta, LeBron ve Kyrie, adeta Roma’yı kundaklayacak, Viyana surlarını yıkacak, Maginot hattını tarumar edecekti.

 

3) LeBron effectİstatistikleri göze sokmaya gerek yok, zaten hepsi herkesçe biliniyor (serinin tamamının detaylı özetini burada bulabilirsiniz). Lakin takımın “ekip” hüviyetine bürünmesi, rotasyonun daha da daraltılması, Kyrie’nin o ilk final çaylaklığını üzerinden atması ve LeBron’ın İmam Şamil gibisinden bir dağ aslanı misali rakipleri ezip geçmesi, tarif edilemez bir dönüşümdü. Tüm takım, hatta şampiyonluk kutlamalarında mikrofon bile uzatılmayan, zafer posterlerinde resmi bile basılmayan, takımın “üçüncü süperstarı” Kevin Love bile, istatistik kağıdına nazire yapacak kadar büyük bir azimle savunma yapar hale gelmişti.

 

İnanılmazdı, tek kelimeyle “destansı“ydı.

 

Uzun yıllar da böylesi gelmeyecektir, buna emin olabiliriz.

 

3. maç 13346301_10154246033283320_6904451146195334447_oBirkaç püf nokta vardı tabi; hakemlerin yetersizliği (hatta Curry’nin eşinin iddialarına göre, şaibelilikleri), Draymond’ın haddini aşan haşarılıkları sebebiyle NBA’ce cezalandırılıp 5. maçta oynayamaması, Bogut’un 4. maçtan sonra arıza verip 5. maçla beraber seriyi kapatması ve GSW’nin çemberi savunacak kimsesinin kalmaması, Igoudala’nın bitmeyen sırt ağrıları, Curry’nin tartışmalı düdüklerle 6. maçta kariyerinde bir ilki yaşayıp 6 faulle oyun dışı bırakılması ve koç Kerr’ün, Batı finali serisinin aksine, oyunun gidişatını değiştirecek, sıcak ve doğru eli bulacak hamleleri yapmaya kifayetsiz kalması gibi, GSW aleyhine pek çok detay sayabiliriz.

 

Bunların pek çoğu takımın 73 galibiyet uğruna kendini yırtmasıyla ve hiç dinlenmemesiyle derinden alakalıyken, bazıları da adeta “karşısında İspanya milli takımı” görmüşe dönen hakem üçlüsünü ilgilendiriyordu elbette.

 

77Peki ya, Curry’nin ve Klay’in formsuzlukları? İnadına bir şeyleri zorlayıp, pas trafiğini kesmeleri? Düştükçe düşen şut yüzdeleri? Seri boyunca taş çatlasın sadece 2 maçta kendileri gibi oynayabilmeleri? Finalin ağırlığını (geçen sene de Draymond ve Igoudala sayesinde el titremesini atlatıp zafere ulaştıklarını hesaba katarsak) yine kaldıramamaları? Takımın asist rakamlarındaki dramatik düşüşler? 7. maçın son 4 dakikasında hiç sayı atamamaları? Curry’nin sürekli LeBron’dan blok yer hale gelmesi? Bunlar neyle alakalı olabilirdi?

 

Yorgunluk? Muhakkak ki payı vardır. Ama play-offlar, Curry’nin uzakların da uzağından attığı şutların daha az girdiği, gözleri daha az kamaştırdığı yerlerdir. Hele de, final serileri.

 

 

Yine de, buradaki aslan payı, Cleveland’a gitmeli. Splash Kardeşleri durdurmanın (ya da yavaşlatmanın diyelim) yolunu bulmuşlardı: Gürcistan sertliğindeki, Avustralya hinliğindeki fiziksel savunma. Yani, Isiah Thomas ve Oscar Robertson gibi NBA efsanesi otoritelerin bas bas bağırdığı gibi, “temas“.

 

6. maç öncesi 13466151_1261893620502657_5615504598514014615_nOnların durduramadığı tek isim, yani Draymond Green de, ya kendini (haylazlıklarıyla) durdurdu, ya da yangınını fark etmeyen takım arkadaşları onun ivmesini kesti (bkz. 7 maç). GSW kazansaydı, Finallerin MVP’si ya o olacaktı, ya da Jerry West’in ardından LeBron, yenilmesine rağmen bu ödüle layık görülecekti. Başka hiçbir GSW’li bu payeyi hak etmiyordu açıkçası..

 


Cleveland cephesine gelelim
. İlk 6 maç sonunda iki takımın da eşit miktarda sayı attığı bu ilginç seride, “LeBron-ball” diye tarif edilen şeyi, yani bizim 2014’te Emir Preldzic’i 4 numaraya çekerek oyun kuruculuğu ve top dağıtımını Emir’in sırtı dönük oyununa yıktığımız sistemin 5-6 gömlek üstünü uyguladılar ve tarih yazdılar.

 

 

Screenshot_2016-06-20-15-29-20Şahsen ben, geçen seneye dek LeBron’ı hiç sevemedim. Tarzına, duruşuna bir türlü ısınamadım. Hatta rakamlarına ve başarılarına karşın, oyuna saygısızlığı, yapabileceklerine kıyasla çok daha azıyla yetinmesi sebebiyle ona saygı da duymuyordum desem, yalan olmaz. Ama iki senedir LeBron, play-off’larda, hele de finallerde, bir başka deliriyor. Geçen yıl, tüm kadro revire kaldırılmışken, adeta tek başına, 90’ların o tek bir yıldızın elinde 20 saniye top beklettiği one-man isolation’ıyla bile GSW’ye karşı 2 maç alabilmiş ve neredeyse her maç 47-48 dakika oyunda kalıp Igoudala-Draymond gibilerin savunmasında canı çıkmıştı. Yenikti, ama mağrurdu. Saygımı da, takdirimi de kazanmıştı.

 

Bu yıl ise, koçunu (David Blatt) kovdurunca yine bizler için antipatikleşti; fakat devamında istediği düzeni kurdu ve kukla-çaylak koç Tyronn Lue ile evvela Atlanta serisinde takımın tüm sistemini değiştirebildi, dış şut yağmuruyla bu engeli aştı. Ardından da, finale taşıdı yine takımını. Seri başlamadan evvel, benim tahminim 4-3 Cleveland’ın kazanacağı yönündeydi. Fakat ilk iki maçta LeBron dahil tüm takım savunmayı öylesine boşlamıştı ki, herkes gibi benim tahminlerim de Warriors’dan yana dönmüştü.

 

13495583_510023759189677_5096567517317071918_oÜstelik bu defa hem Kyrie Irving hem de Kevin Love sağlıklıydı. Tam takım oynuyorlardı. Rakipten daha diri, dinç ve kalıplıydılar. Atletik ve serttiler. Yani, bahaneleri tükeniyordu.

 

Pota altı savunucusu olmadan Bogut’a en fazla Tristian Thompson‘ın ribauntçuluğuyla direnebiliyorlardı, pota altını hiç savunmamayı sürdürüyorlardı.

 

Bir basın toplantısı, ve Klay’in LeBron’ı “erkekler ligine” layık görmemesi, her şeyi değiştirdi…

 

5. maç 13466052_10154259508288320_8768190174903343062_nKevin Love, tamamlayıcı rolü benimseyip, savunmada yırtınmayı kabul etti. Kyrie, adeta “Zeke” Isiah Thomas gibi, oyunun her yanında dominant oynamaya başladı. LeBron ise Larry Bird’ün liderliğini, Jordan’ın hırsını ve Kobe’nin inadını devralmıştı. Üstüne üstlük, Stockton’ın pasörlüğünü ve Karl Malone’un sertliğini de katmıştı kendine. Yetmemişti, Charles Barkley’nin açık alanda yakaladı mı affetmeyişleri ve canavarlığı, Dominique’in akıllara zarar atletizmi de ondaydı. Ben Wallace gibi savunma yapıyor, topu Nash gibi tasarruflu ve faydalı kullanıyor, Dikembe Mutombo ve Alonzo Mourning gibi bloklarıyla katliam yaratıyordu. Kidd kadar triple-double’cıydı. Ama en mühimi, Grant Hill gibi âkil ve ârif oynamasıydı…

 

Ve Kral, yapılmayanı yaptı. 52 senedir bir başarıya hasret kalan, 5 sene önceki “ihanetiyle” ondan nefret eden, geri dönüşüyle buzları eritmeye çalıştığı şehrine sözünü tuttu, Cleveland’a şampiyonluğu getirdi. Pek tabi ki, Miami’deki hikayelerin çok ötesindeydi bu defaki yüzük. Evine, hakiki bir Kral olarak döndü. Benim gibilerin bile sadece saygısını ve takdirini değil, sevgisini de kazandı nihayet.

 

13507245_272879683062068_5089380179218124843_nVe en sonunda, Kobe, Jordan, Bird, Magic, Isiah, Dr. J, Moses, Shaq, Kidd, Russell, Wilt, West, Oscar, Kareem, Hayes, Unseld, Duncan, Hakeem, Clyde ve daha nice yüzük sahibi efsanenin arasına girebilmişti bileğinin hakkıyla…

 

Neden mi şimdi?

 

Kralın, kimselere ispatlayacak bir şeyi kalmadı artık da, ondan...

 

13433216_10154275136578320_2597122361606465932_oFinalin en iyi Cavs oyuncusu, 7. maçın en kritik yerinde, birebir sonrası Curry’nin üstünden el üstü üçlüğü sokup galibiyeti getien Kyrie olabilir pek çoklarına göre, kabul; lakin en “değerlisi” kesinlikle LeBron’dı…

 

Son yılların en underrated (yani değeri bilinmeyen) oyuncularından Mike Conley’nin, modern zamanların en büyük kontratıyla 150 küsur milyon dolar karşılığında Memphis’te kaldığı,

 

Cavs’le (neredeyse hiç oynamadan) kazandığı yüzüğü, Lakers’tan aldığı akıllara zarar kontratla parlatan Mozgov’un 50 küsur milyon dolar kazanacağı ve NBA’in yeni Jon ‘Contract’ Koncak, yeni Adonal Foyle vakası olacağı şu günlerde,

 

13466555_1821525448070554_7593961511641721219_nKral’ın bu yüzüğünün,

 

Bu 7 maçlık final serisinin

 

Ve de bu şampiyonluk öyküsünün,

 

Değeri parayla ölçülebilir mi sizce?

 

13432440_1107520429321562_57037042382499043_nNeticede 7. maça kadar dayanıp, son maçı sadece 4 sayıyla kaybettiğini göz önüne alırsak, Golden State de şampiyon sayılır, evet. Ama onların 73 galibiyeti, Kobe’nin veda akşamındaki 60 sayının yanında bile sönmüşken, bu rekor uğruna harcadıkları, şampiyonluğu avuçlarından yitirmeye değdi mi dersiniz?

 

Apaçık bir tarihe tanıklık ettik. Kral, tahtını geri aldı. Hep istediğimizi, ondan beklediğimizi yaptı. Nihayet, yaptı. Kraliyet yüzüğünü de taktı, mührünü de vurdu. Tebrikler, demek yetmez. Yaşasın Eski Kral!

 

(Not: İstanbul Atatürk Havalimanı’ndaki o menfur terör saldırısında hayatlarını kaybeden herkese rahmet, yakınlarına başsağlığı, geride kalan bizlere ise sabır ve akıl sağlığı diliyorum. Umarım bu kadar çok şeyi bir arada dilemek caizdir..)

 

Son olarak, ABD ile altın madalya maçına çıkacak olan U-17 Milli Takımımıza sonsuz başarılar! Ki zaten, şimdiden, tarihimizde bir ilki başardılar!

 

Yazarın diğer yazılarına erişmek için tıklayın

 

mail: efe.ozenc@abcspor.com

twitter: @efe_ozenc

Youtube: Turuncu ve Siyah Kadar Yuvarlak

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz