İTALYA NEDEN ELENDİ???

Okunması Gerekenler

BİTİRİCİLİK OLMAYINCA…

BİTİRİCİLİK OLMAYINCA... Lige zorlu Trabzon deplasmanında moral kazanarak giren Beşiktaş'ın 2. hafta evinde konuğu Antalyaspor'du. Covid19 virüsü ile boğuşan Teknik...

GALATASARAY ÇOK RAHAT

GALATASARAY ÇOK RAHAT Sarı-Kırmızılılar UEFA Avrupa Ligi 2. ön eleme turunda kardeş ülke Azerbaycan’ın Neftci Bakü takımıyla deplasmanda karşılaştı. Karşılaşmaya Galatasaray...

PAZARLAMA BAŞARISI: PARIS SAINT-GERMAIN FC

PAZARLAMA BAŞARISI: PARIS SAINT-GERMAIN FC Daha önceki yazılarımda Futbolda Pazarlama konusunu derinlemesine incelemiştim. Bu yazımda size bir başarı öyküsü Paris...

CEM SIPAHIAvrupa Kıtası’ndan Dünya Kupasına katılan büyük takımların 3’ü gün itibarı ile elendi. Bunlardan İspanya ve İngiltere’nin neden elenmiş olduğunu daha önceki yazılarımızda incelemiştik. İtalya’nın durumu ise bizce diğer iki ülkeye göre daha az ümit vaat ediyor. İspanya ve İngiltere hatalarının nerde olduğunu inceleyip belli bir oranda muhtemel değişime gidecekken, İtalya, turnuva sonrası istifa eden teknik direktör Cesare Prandelli’nin yerine Galatasaray’ın eski hocası, Roberto Mancini veya Zenit’ten ayrılan Luciano Spaletti’yi getirerek yine aynı ekolde ve oyun anlayışında devam kararı almış alacaklar, dolaylı yoldan da olsa. Halbuki, İtalya Milli Futbol Takımı’nın eksiği ve futbolcu kalitesinde, ne de altyapı organizasyonunda!  Esas olarak, son derece yetenekli oyuncuları olan ülke, çok uzun zamandır süregelen aşırı garantici, savunmaya dönük ve temkinli oyun anlayışı ve bu anlayışa göre yapılan hatalı kadro seçimlerden muzdarip. Milli takım teknik direktörü bazında problemi ele alıp, bir ismi gönderip yerine başka bir isim getirmekten önce, yıllardır sabit olan oyun anlayışını değiştirmek esas amaç olmalı bizim düşüncemize göre.

ITALYA INGİtalya’nın dünya kupası kadrosunun son hali açıklandığında, Prandelli çağırdığı isimlerle birçok kesimi bazı yeni  isimlerle şoke ederken, yine de genç oyuncu  ve hücum elemanı sayısının fazlalığı ülkede önemli bir beklenti yaratmıştı . Defansta milli takım tecrübesi oldukça yeni bazı isimler göze çarparken, forvet hattında genelde genç ama bilindilk isimler, orta sahada ise tam bir oyuncu bolluğu söz konusuydu.

Kadro listesinde, orijinal sol bek bir tane bile yok iken, yeni isimler,  stoperlerden biri olan Parmalı Paletta, sağ/sol beklerden biri olarak seçilen genç oyuncu De Sciglio, diğeri ise sağ kanat savunmacısı Torinolu Matteo Darmian idi. Orta sahadaki 3 pozisyon için 7 isim çağırılırken, sezon boyunca Fiorentina’da kendini pek gösteremeyen Alberto Aquilani tercihi oldukça ilginç gözüküyordu. Sonuç olarak Aquilani kupada tek bir dakika dahi forma giyemeden eve döndü!

İlerideki 3 pozisyon için uzun süre sonra, 3 adet kanat oyuncusunun birden kadroda olması pozitif bir algı yaratırken (Insigne,Cerci, Candreva),  bunlara ek olarak santraforu desteklemek amacıyla gezgin forvet olarak Cassano’nun, fiziksel olarak tam hazır olmayan Guiseppe Rossi’ye tercih edilerek, kadroya alınması  tuhaf bir seçimdi.  Keza, Antoni Cassano geçmişte yarattığı hayal kırıklıkları ile anılan ve bilinen bir isimdi. İlerideki tek santrafor pozisyonu için, olağan şüpheli Balotelli ve İtalya ligi gol kralı Torinolu Ciro Immobile vardı. Toplamda kadro, bir takım şüphelerle beraber ümit veriyordu.

ita ingİtalya’nın dünya kupası performasına ve oynadığı üç maça baktığımızda, ilk maçta gelen İngiltere galibiyetinin, daha sonraki iki maçta Prandelli’de büyük bir yanılgı yarattığını söylemek mümkün sanıyorum. İlk maçta orta sahayı defansif ön libero De Rossi, onun önünde Pirlo ve Verratti, solda Marchisio, sağda Candreva  ile kalabalık tutan ekip,  ilerde yalnız santrafor Balotelli ile gol arayacak şekilde sahaya dizilmişti. İngilizlerin orta sahada sadece 2 kişi ile mücadele etmesiyle oyun üstünlüğünü ele alan İtalya, rakibin hızlı kanat ataklarına önlem alamamış olsa da, yediğinden bir fazla atarak maçı üstün tamamlamıştı. Sol bekte Chiellini son derece ağır kalırken, bu bölgede Welbeck yeteri kadar etkin olamadığı için sonuç yine de İtalya’nın lehine gelişmişti.

Parma stoperi Gabriel Paletta ilk maçındaki oyuncunun düşük performansı ile hayal kırıklığı yaratırken Prandelli’nin bu kararı şaşırtıyordu. Takıma yeni monte edilen Darmian’ın ise, sağ bekte çok olumlu bir profil çizmesi önemli bir artıydı. Öte yandan, pozisyon hazırlama konusunda, maça başlayan kadrodaki tek opsiyon olan sağ açık Candreva’nın bu bölgedeki harika performansı ve Balotelli’ye attırdığı gol dışında, Marchisio’nun uzaktan attığı şutla gelen diğer golle beraber maç İtalya’nın lehine 2-1 bitiyordu. Karşılaşma boyunca İngiltere, Rooney, Sterling ve Sturridge ile oldukça tehlikeli ataklar geliştirip pozisyonlar bulurken, İtalya’nın sol bek ve stoperdeki seri ve çabuk oyuncu eksikliği göze hemen çarpıyordu. Tüm hücum olanakları, Candreva’nın sağdan getirdiği toplar, ileride yalnız kalan Balotelli’nin bireysel yaratıcılığı ve ceza sahası dışından şutlara kalan İtalya, yine de ikinci maç öncesi halinden memnundu.

İlk maçında Ururguay’ı darmadağın eden Kosta Rika karşısına ise, İtalya ve Prandelli yine aşırı bir öz güvenle sahaya çıktı.  Ağır Paletta yedek kulübesine çekilirken, Chiellini sol bekten stoper kaydırılmış, Milan’lı Abate sağ bek, ilk maç sağ bek oynayan Darmian ise sol bekte görev alıyordu. Defanstaki sürat ve çabukluk problemine önlem alınırken, hücum tercihleri yine tam olarak aynı düzende idi.

ita-kosta5’li defans ve 4’lü orta saha ile oynayan, ve mücadele gücü son derece yüksek Kosta Rika ise İngilitere’ye kıyasla organizasyonu daha kuvvetli bir ekipti İtalya için. Keza ilk maçtakine benzer düşük tempo ve kalabalık orta saha ile oyunu domine edebileceğine güvenen Prandelli, hiç de umduğunu bulamayacaktı. İki bekiyle kanatlardan zorlu bindirmeler yapan Kosta Rika, ilerideki biri hızlı ( Joel Campbell) diğeri son derece teknik (Bryan Ruiz) iki hücum oyuncusuyla İtalya defansına sık sık son derece güç anlar yaşatıyordu. Takmın orta sahadaki beyni, Christian Bolanos’a hemen hiç bir bireysel tedbir almayan İtalya ise, tüm hücum planını Pirlo’nun Balotelli’ye atacağı uzun toplara, uzaktan şutlara ve ölü top organizasyonlarına bağlamıştı. Prilo iki kere rakip defansın arasından Balotelli’yi kaçırırken, Süper Mario bunlarıbu sefer gole çevirememişti. Ani presle İtalya’nın orta sahada organize olmasını engelleyen Kosta Rika ise, hem duran toplardan, hem de araya kaçırdığı adamlarla pozisyon ardına pozisyon bulurken, bariz bir penaltısı verilmemesine rağmen ilk yarıyı Bryan Ruiz’in kafa golüyle 1-0 önde kapatıyordu.

İkinci yarıda oyunu çevirmek amacıyla, orta sahadan durağan bir ismin yerine forvet hattına giren Cassano, alışageldiği üzere 45 dakika boyunca pek de etkili olamazken, daha sonra Candreva’nın yerine oyuna giren Insigne de aynı kaderi paylaşıyordu. Sol kanatta oynayan Marchisio merkeze gelirken Cassano sol, Insigne ise sağ açıkta her ne kadar başlangıca göre daha  dengeli bir oyun dizilişi sunsa da, bu sisteme alışık olmayan ve en zorda kaldığı anlar dışında hücuma hemen hiç ağırlık vermeyen İtalya yeni düzenine alışana dek maç bitiyor ve ekip ikinci maçta ekip ilk mağlubiyetini alıyordu.

Son 20 dakikada Marchisio’yu da çıkarıp sağ kanada ligde çok başarılı bir sezon geçiren Cerci’yi oyuna alan Prandelli, Cassano’yu tamamlayıcı santrafor olarak Balotelli’nin arkasına, sol kanada ise Insigne’yi yerleştirerek, iyiden iyiye güçlü bir hücum hattı yaratsa da, üstte de söylediğimiz gibi, bu oyun planına ve birbirlerine alışık olmayan oyuncular,  yeni sisteme ayak uydurana kadar mağlubiyet artık kaçınılmaz hale gelmişti bile.

Kosta Rika maçından alınabilecek dersler olan yenilgiye yol açan düşük oyun temposunun ve sadece Pirlo’ya bağlı orta saha organizasyondan pek de endişe etmeyen Prandelli, tamam ya da devam maçı olan üçüncü karşılaşmaya Uruguay karşısında, daha da temkinli bir şekilde, 3’lü defans ile çıkıyordu. Stoperde üç ağır oyuncu Bonucci, Barzagli ve Chiellini’yi kullanan İtalya, bunların önünde üç merkez oyuncusu Marchisio, Verratti ve Pirlo’ya orta sahayı emanet edip, kanatları, iki bek Darmian ve De Sciglio’ya bırakıyordu. Bu sefer çift santraforla sahada yer alan İtalya, Immobile ve Balotelli ile gol arayacaktı ancak, beklerin elindeki sınırlı kanat organizasyonu, yine Pirlo’nun atacağı ara pasları dışında bu oyuncuları nasıl besleyeceği oldukça karanlıktı. Dolayısı ile orta sahasında baklava düzeni ile 4 kişi kullanan ve çift forvet, Cavani ve Luis Suarez ile oynayan Uruguay karşısında oyun en başından sıkışmak üzere kurgulanmış gibiydi.

ita-uruPozisyon olarak son derece kısır ve bir orta saha mücadelesi şeklinde geçen maçta, tüm yollar 0-0’lık sonuca doğru çıkıyorken, Marchisio’nun 60. dakikada gördüğü  kırmızı kartlar her şey değiştiyordu. İlk yarı sonunda, etkisiz Balotelli’nin yerine, Parma’nın ön liberosu Parolo’yu oyuna alan Prandelli, orta sahada bir kişi daha fazla adam bulundurmayı hesaplarken, kuşkusuz, hücumdan çok yine savunmayı düşünüyordu. Bir kişi eksik oynamanın da etkisiyle, kendisine beraberlik yeten İtalya, İmmobile-Cassano ve Verratti-Motta değişiklikleriyle daha da gömülü bir oyun tercih etmesine karşın, 82. dakikada kornerde yediği kafa golünün ardından havluyu atmış oluyordu. Keza, elde hemen hiç bir hücum opsiyonu kalmamıştı.

3 maçtır, geriye düşmediği üzere, tüm takım kurgusunu ve oyuncu değişikliklerini savunmayı güçlendirmek ve orta sahayı kalabalık tutmak adına yapan İtalya, gol bulması gereken anlarda sahada organize etmesi gereken hücum varyasyonlarına alışık olmadığından dolayı, dünya kupasına acı içinde veda ediyordu.

Sonuç olarak, İtalya’nın kupadan elenmesi, tamamıyla tüm planlarını savunma organizasyonunun güçlendirilmesi üzerine kurması ile açıklanabilir. Bunun haricinde, hücumda bireysel mucizelere ve üstün yetenekli 2 oyuncusuna bırakan İtalya, geleneksel olarak şansı yaver gitmeyince, hemen her turnuvadan elenmek zorunda kalıyor.

Geçmişteki büyük turnuvalardaki İtalya Milli Takımları’nı hatırlarsak, yine savunma tedbirleri ön planda idi ve hakem kararları ve şans faktörü genellikle hep İtalya’nın yanında olmuştu. Ancak yine de, en azından ileri uçta 3 büyük yetenekli oyuncu üzerinden dönen hücum varyasyonlarında bu kısır İtalya’ya göre daha pozitif bir futbol oynanmış ve daha başarılı olunmuştu. Keza İtalyan stoperler bugünkülere kıyasla her zaman çok daha çabuk ve seri idiler. Cesare Prandelli, son derece kurnaz bir teknik adam olmasına karşın, geleneksel defansif İtalyan futbolunu geliştirmek konusunda pek de katkı sağlamamış, aksine, daha da defansif ve kısır bir kurguyla başarıyı kovalamış oldu. 2010 Dünya Kupası’nda Yeni Zelanda’yı dahi yenemeyerek 2 puanla grup sonuncusu olan İtalya’nın art arda 2. dünya kupasında da gruptan çıkamaması önemli bir başarısızlık ülke futbolu adına.

italya12012 Avrupa Şampiyonasında, Balotelli’nin üstün performansı ve çeyrek final ve grup maçlarında çoğu sefer şansı  hep yanında olan İtalya’nın final oynaması bizce, ülke futbolu adına bir illüzyon yarattı. Bu turnuva boyunca, 3’lü defansının ve kaleci Buffon’un katkısı ve Balotelli’nin üstün becerisiyle başarıyı yakalayan İtalya için her zaman papazın pilav yemeyeceğini kimse düşünemedi gibi gözüküyor. Dünya kupasındaki 3. Grup maçında aleyhte çıkan bir kırmızı kart, ve artık iyiden iyiye medyatik bir karakter olan Mario Balotelli’nin umursamaz ve bireysel tavırları, her zaman en azından bir beraberliğin, hücum hattından birisinin şapkadan tavşan çıkarmasıyla geleceğine inanan İtalya’yı büyük hüsrana götürdü.

Bu başarısızlığın nedenleri incelendiğinde, doğrusu, tüm suçu Prandelli’ye yüklemenin pek bir anlamı yok gibi. Zira, İtalyanlar her zaman aynı oyun anlayışı ve savunma futboluyla başarının geleceğine kendilerini bir şekilde şartlandırmışlar. Prandelli ise en azından, modern futbolda nerdeyse varlığı tartışılmaz olan açık oyuncusu kavramını İtalya takımına monte ederek görevinden ayrıldı.

Serie A’da son birkaç sezonda ortaya çıkan 3’lü defans furyasının milli takıma yansıması ile beraber, İtalya’nın kanatlarda 80-90m gidip gelecek iki savunma ya da hücum bekinin olup olmadığı çok da önemli olmayan bir sorun gibi gözüktü her zaman. Göbeği kapatarak ve orta sahayı kalabalık tutarak oyunu domine etmeye alışık İtalyanlara, sahip oldukları kanat organizasyonları eksiği sonuç olarak, 2010’dan sonra bir kez daha pahalıya patladı!

Elinde Insigne, Cerci ve Candreva gibi son derece yetenekli kanat adamları olmasına rağmen, 3-5-2 düzeninde edilen ısrar, sonu getiren en önemli faktördü. Keza daha Giaccherini, Rossi, Diamanti gibi kanat/forvet adamları  milli takım için hazır bulunurken, El Sharaawy ve Domenico Berardi gibi üstün yetenekli genç oyuncular da milli takıma yükselmek için sıra bekliyor. Zaten oldum olası çok iyi santraforları olan İtalya’nın bu dönemde de  Immobile, Balotelli, Destro, Osvaldo, Pazzini gibi üst düzey skorer oyuncuları bulunuyor. Bu yetenekli santraforları destekleyecek kanat adamlarını da barındıran bir oyuncu havuzundan, 3-5-2 oynayan ve tüm hücum aksiyonlarını 35 yaşındaki Pirlo üzerinden kuran bir İtalya Milli Takımı çıkarmak son derece mantıksız gözüküyor.

ita6Öte yandan, orta saha merkezinde sürekli kullanılan Motta ve Aquilani gibi ağır oyuncular asla İtalya’yı başarıya taşıyacak isimler değil. Motta arada sırada forma giren, son derece tembel yapıda bir oyucu. Keza Montolivo, yaratıcı özellikleri çok da üst düzey olmamasına rağmen her zaman Pirlo ile beraber takımın beyni olarak görev yapıyor. Ön liberoda De Rossi ve Marchisio dışında üst düzey başka bir İtalyan oyuncu yok. Az da olsa Milanlı Poli bu kadroyu zorlayabilir gözüküyor, ancak alttan gelen herhangi bir önemli genç oyuncu da bulunmuyor. Verratti, Montolivo’dan görevi alabilecek kapasitede düzeyde bir oyuncu, Romalı Florenzi de ofansif orta saha olarak yetenekli bir orta saha elemanı; ancak bunların hiçbiri Del Piero ya da Totti ayarında oyuncular değiller. Orta sahada hem defansif hem de ofansif olarak alternatifli bir diziliş elde bulunmuyorken, oyun planındaki tüm ağırlığın geleneksel olarak bu alanda olması da pek akıl karı değil gibi. Halbuki, orta alanda oynayacak oyuncular, kanatlardan hızlı bindirmelerle ileriye top taşıyacak açık oyuncularıyla dengeli bir oyun ve görev  paylaşmışında olsalar, İtalya’nın hem eli çok rahatlayacak, hem de hücum ve savunma aksiyonları en azından 1’er-2’şer adım daha güçlenecek.

Tüm bunların üzerine, bek pozisyonunda, İtalya’nın çok büyük bir problemi var. Kanatlarda ikişer kişinin oynadığı bir sistemde bile sorun olabilecek tarzda elemanları olan İtalya’nın, tüm kanat sorumluluğunu sınırlı yetenekteki bek oyuncularınaa emanet etmesi  verimli bir pratik oluşturmuyor. Zenit St Petersburg’da gayet de başarılı bir performans sergileyen sol bek Domenico Criscito ve Napoli’nin sağ taraftaki hücum beki Maggio, İtalyanların bu pozsiyonda ellerinde bulunan en iyi oyuncular. Ancak, her nedense bu dünya kupası için milli takıma alınmadılar. Üstelik, en başından da tahmin edilecebileceği üzere, Milan’ın gelecek vaat eden genç sağ beki, Mattia De Sciglio, ters ayaklı olarak oynadığı sol kanatta, hemen her seferinde,  hiç bir varlık gösteremedi. Sağ bekte ise, Darmian ve Ignazio Abate 4’lü defansif sistemde gayet de başarılı olabilecek oyuncular iken, tüm kanat kendilerine bırakıldığında doğal olarak zorlanıyorlar. Roma’nın sol beki Balzaretti’nin sakatlığı sol bek için önemli bir kayıp olsa da, bu pozisyonda Criscito akla gelen en bariz seçenekken, ısrarla Prandelli niye maceraya atıldı anlaması güç gözüküyor.

Şurası bir gerçek ki,  iki kanat bölgesini nerdeyse olduğu gibi göz ardı ederek, orta saha, hücum ve savunmada göbeği sağlam tutarak kurgulanmış bir oyun anlayışı, kesinlikle 2014 senesinin hızlı ve yüksek tempodaki futbol tarzına uygun değil.  Dolayısı ile, İtalya’nın 2014 Dünya Kupası kampanyasının başarısız bir deneme olarak tarihe geçmesi pek de tesadüf değil.

ita5İtalya için geleceği İspanya ve İngiltere’ye göre daha karanlık kılan sebep ise, istifa eden Prandelli’nin yerine geçecek olan R. Mancini ya da L. Spaletti’nin, büyük bir olasılıkla hemen aynı anlayışı benimseyecek olmaları. Bu sistemde şapkadan tavşan çıkaracak üstün yetenekli 2-3 adet uç elemanına dayanan tüm organizasyon, işlerin beklenildiği üzere gitmemesi takdirinde, elde bir B planını bulundurmuyor. Maç içerisinde 3-5-2’nin varyasyonlarından, 4-3-3’ün varyasyonlarına aniden geçiş yapabilecek derecede birbirine alışmış ve oturmuş bir milli takım kadrosu kurmak  çok zor.  Zaten araya yıl boyunca nadiren gelen milli takım oyuncularını, alışık oldukları açık oyuncusu bulunmayan Serie A’daki kulüp futbolu sistemlerinden, bir anda 4-3-3’e döndürmek de kolay bir iş değil.  Ancak her ne olursa olsun, İtalya’nın hızlı ve çalım atabilen kanat oyuncularını takıma monte etmesi ve daha yüksek bir tempoda oyun stiline geçmesi gelecek için olmazsa olmaz bir  şart gözüküyor. Yeni gelecek teknik adam da eğer bunu başaramazsa, İtalya’nın yakın gelecekteki tüm başarıları, ileri uçta kanat yeterli desteği alamayan 2-3 adamının şapkadan çıkaracağı tavşanlara kalacak. Eğer İtalya Balotelli yeteneğinde bir oyuncudan dahi forvette yeterli verimi alamıyorsa, kesinlikle alışa geldiği oyun sistemi değiştirmeli.

cem.sipahi@abcspor.com

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Son Haberler

BİTİRİCİLİK OLMAYINCA…

BİTİRİCİLİK OLMAYINCA... Lige zorlu Trabzon deplasmanında moral kazanarak giren Beşiktaş'ın 2. hafta evinde konuğu Antalyaspor'du. Covid19 virüsü ile boğuşan Teknik...

GALATASARAY ÇOK RAHAT

GALATASARAY ÇOK RAHAT Sarı-Kırmızılılar UEFA Avrupa Ligi 2. ön eleme turunda kardeş ülke Azerbaycan’ın Neftci Bakü takımıyla deplasmanda karşılaştı. Karşılaşmaya Galatasaray Gaziantep FK maçından farklı olarak,...

PAZARLAMA BAŞARISI: PARIS SAINT-GERMAIN FC

PAZARLAMA BAŞARISI: PARIS SAINT-GERMAIN FC Daha önceki yazılarımda Futbolda Pazarlama konusunu derinlemesine incelemiştim. Bu yazımda size bir başarı öyküsü Paris Saint Germain’den söz etmek isterim. İşin...

CESARETLİ OL VE KAZAN

CESARETLİ OL VE KAZAN Yeni sezonun ilk haftasında ve aynı zamanda ilk derbisinde Trabzon'a konuk olan Beşiktaş'ta kadrodaki eksiklere ve henüz gerçekleşmeyen transferlere, bir de...

NİHAYET YENİ ŞAMPİYON

Bu yıl 140. kez düzenlenen Amerika Açık Covid-19 pandemisi sebebiyle bir çok ilke sahip oldu. 143 yıllık Grand Slam'ler tarihinde ilk kez bir şampiyona...

Benzer Konular