YENİ SEZONA ISINMA TURLARI

09/08/2018          

YENİ SEZONA ISINMA TURLARI

Bundan tam çeyrek asır önce, 1993 yılında babasının omuzlarında Dolmabahçe sularına ilk adımını atmış ve İnönü Stadı’na merhaba demiş; o günden bugüne de oradan hiç ayrılmamış bir Beşiktaş taraftarı ve yıllardır orada burada kendince futbol analizleri yapmaktan keyif alan bir futbolsever olarak, bugünden itibaren bünyesinde yer alacağım ABC Spor platformundan öncelikle tüm futbolseverlere merhaba demek istiyorum.

 

Futbola çok da elverişli olmayan sıcak bir İstanbul akşamında, UEFA Kupası 3. ön eleme turunda Beşiktaş’ın rakibi Avusturya’nın adını pek de duymadığımız Lask Linz takımıydı ve Güney tribünde (eski radyo spikerlerinin tabiriyle, İnönü stadını bilenler için deniz tarafındaki tribün) yerimizi almıştık. Böyle bir rakibe karşı doğal olarak tribünlerin önemli bir kısmını dolduran taraftarların beklentisi bol gollü ve ezici bir galibiyetti. Ancak ortaya çıkan skor beklentileri karşılayan düzeyde olmadı. Bu duruma Beşiktaş cephesinden bakıldığında çeşitli mazeretler bulunabilir; hava sıcaklığı, sahanın alışılmadık derecede bozuk zemini, takımın henüz hazır olmaması vb. sebepler ortaya konulabilir. Ama tüm bu sebepler seviye olarak bizden çok aşağıda olan bir rakibe karşı net bir oyun üstünlüğü sağlayamamanın ve çok az gol pozisyonuna girmenin mazereti olabilir mi, orası tartışılır doğrusu.

 

Beşiktaş’ın hazırlık maçları ve UEFA’da bir önceki tur maçlarından gözlemleyebildiğimiz çok net gerçek şuydu ki, takımın en önemli bölgelerinde nokta transferlere ihtiyaç var. Bunlar aciliyet sırasına göre öncelikle kaleci ve 10 numara dediğimiz ofansif orta saha bölgeleri, sonra da santrafor mevkiisiydi. Bugün de bu mevkiilere oyuncu ihtiyacının ne kadar bariz olduğu tekrardan görüldü.

 

Şenol Güneş takımlarının değişmeyen özelliğidir, sezona futbol olarak çok iyi başlanamaz, ancak 5-6 haftalık bir periyodun ardından takımın oynayacağı oyun tarzı yavaş yavaş oturmaya başlar. Elbette Şenol Hoca Beşiktaş’ta 4. sezonuna başlarken artık böyle bir bekleme sürecinin olmaması gerekirdi. Ama Beşiktaş yönetiminin biraz da mali şartlar dolayısıyla her sezon başında takımın en kilit isimlerini değiştirip, hocanın eline silbaştan oturtmak zorunda kalacağı yenilenmiş bir kadro vererek sihirbazlık yapmasını beklemesi, hocanın da elini kolunu bağlayarak yukarıda sözünü ettiğim sürecin bugünlerde yeniden yaşanmasına neden olmakta.

 

Lask Linz maçında Şenol hoca gene yeni arayışlar içerisindeydi ve 4-3-3 sisteminin uygulanmaya çalışılmasını gördük. Takımın alışık olmadığı bir sistem olması oynanan yavan oyunun başlıca sebebiydi zaten. Diğer önemli sebep ise Adriano’nun yokluğuydu. Beşiktaş’a geldiği günden bu yana şahsıma göre takımın en önemli ve kritik oyuncusu, gizli kahramanı olan Adriano’nun oynamadığı maçların istatistikleri incelenecek olursa, Adriano’suz bir Beşiktaş’ın hem futbol hem skor olarak çoğunlukla kötü sonuçlar aldığı görülebilir.

 

Bu maça ise oyuncular özelinde bakacak olursak, kaleci Tolga henüz kendisine atılan ilk geri pasta neden 1. kaleci olarak düşünülemeyeceğini gösterdi, eğer kaleye en az Fabri düzeyinde bir takviye yapılmazsa takımı parlak günlerin beklemeyeceği aşikar.

Medel geçen sezon ortalarından bu yana olduğu gibi yine ve yeniden sahanın en iyisiydi ve tribünleri mest etti. Pepe yüzde yüz hazır olmasa da bu sürecin fazla uzamayacağını gösterdi. Gökhan Gönül içinse aynı şeyi söylemek mümkün değildi, sanırım sonradan açılacağı sezonlardan birini daha izletecek gibi. Neyse ki Caner daha formda bir görüntü çiziyor ve Adriano’nun her iki kanatta oynayabilmesi sayesinde en azından bek transferi için devre arası beklenebilir.

Oğuzhan&Tolgay ikilisi henüz beklenen uyumu tam gösteremese de arkalarında Medel’in varlığı rahat oynamalarını sağladı, lakin bu rahatlığı gol yollarında yaratıcılığa dönüştüremediler. Oğuzhan atılan tek goldeki asisti ile Quaresma’yı aratmasa da devamında çok etkili olamadı. Tolgay ise direkten dönen güzel şutunda olduğu gibi, üç senedir devam eden bir türlü gol atamama şanssızlığını bir kırabilirse sonrasında daha etkili olabileceğini hissettirdi.

Lens geçen sezon ortaya koyduğu ruhsuz görüntüsünün tam aksine bir canlılık sergilemeyi sürdürürken, Babel de sezon başı itibariyle kendini fazla kasmadığı oyunuyla bile skoru getiren şık golü atarak bu takımın vazgeçilmezlerinden olduğunu kanıtladı.

Son olarak Larin’e değinirsek, kesinlikle boş bir adam olmadığının ışığını veriyor, ama sezon boyunca bu takımın 1. forveti olarak yükü taşıyabilecek isim midir, buna evet demek imkansız maalesef. Eğer eldeki forvet fazlalığından kurtulup, Mario Gomez tarzında üst düzey bir santrafor alınabilirse, onun arkasında Larin’in ikinci forvet olarak gayet iyi iş görebileceğini söyleyebiliriz.

 

Bugün alınan 1-0’lık galibiyet, fikrimce tur için yeterli olacaktır. Oynanan oyunun yetersizliğine de şu açıdan olumlu gözle bakabiliriz; en azından Beşiktaş takımı pazar günü yine evinde Akhisar’a karşı ligin açılışını yapacağı maçta artık ısınma turları atan havasından sıyrılıp, çok daha iyisini ortaya koymak zorunda olduğunu net bir şekilde test etmiş oldu. Beşiktaş taraftarı o gün bunun karşılığını görmeyi umuyor ve bir an önce gelmesi için adaklar adanan transferlerle beraber ileri doğru atılacak adımları görmeyi dört gözle bekliyor..

mail: olcay.nurlu@abcspor.com

twitter: @olcynrlu

YORUMLAR