YAZIK KERE YAZIK

03/02/2018          

Maç çıkışı merdivenlerde öfkeli taraftarlara kulak kabarttım isyan ederlerken.

”Gençlerbirliği kardeşim Gençlerbirliği yahu karşındaki. Ligin en kötü takımlarından biri. Hakem ne yaparsa yapsın, kırmızıyı göstermese de 11’e 11 oynarken yeneceksin bu rakibi” diyorlardı. Haklılar mı ? Haklılar.

 

Öte yandan biraz daha itidalli ve sakin kalabilenleri dinliyorum. ‘Takım ilk yarı iyi baskı kurdu. Pozisyon da buldu. Direklerden döndü toplar. Yine saçmasapan bireysel hatalardan yenen goller, yine bir hakem rezaleti. Bizim iyi ya da kötü oynamamızı bırakın. Hakem önce işini doğru yapsın.” diye söyleniyorlardı. Haklılar mı? Evet, onlar da haklılar.

 

Zaten daha maç başlamadan önce tribünlerde konuşulan bir numaralı konu buydu. Aykut Kocaman’ın haftaarası yaptığı ,”Bu organizasyon, bu hakemler bizi şampiyon yapmayacak” açıklaması. Çevremdeki kardeşlerim, arkadaşlarımın çoğu Aykut Kocaman’ı bu konuda hatalı buluyorlardı. Ben ise hocayı isyanında haklı gördüğümü, özellikle geçen hafta Trabzon maçında ilk 30 dakika 2 kırmızıyı çıkartmayan Ali Palabıyık’ın 8.4’lük notla ödüllendirilmesi sonrası artık konuşması gerektiğini savunuyordum.

 

Bakın Aykut Hoca’yı teknik taktik tercihlerinden, oynattığı futboldan, oyuncu tercihlerinden, yaptıkları değişikliklerden dolayı eleştirebilirsiniz. Bunda ters bir şey yok. Ben de zaman zaman eleştiriyorum. Valbuena’yı yedek bırakması ya da Hasan Ali’yi önlibero oynatması, bunlar hep eleştiriye açık kararlar. İnsanların bunlardan dolayı memnuniyetsizliklerini dile getirmesi kadar doğal bir şey olamaz.

 

Yalnız bazı gerçekleri de gözardı etmemek gerekir.

Bir defa hocanın elinde ligin en iyi kadrosu falan yok, hiç hayal görmeyelim.

Üstüne üstlük anormal bir sakatlık silsilesi ve ligin ara transferde sessiz kalan tek takımı olmamız da hocanın işini kolaylaştırmadı. Eldeki alternatifler iyice azaldı.

Hal böyle iken bir de federasyon ve kurulları tarafından kolumuzun kanadımızın kırılması ister istemez isyan bayrağını açmasına sebep oldu.

 

Bakın sözkonusu olan sadece hakem hataları değil. O işin sadece bir parçası.

Hafta arası PFDK kararlarının bilançosu çıkartıldı. Fenerbahçe 18 maçın 12’sinde PFDK’ya sevkedilmiş, rakiplerinin sevk toplamı ve maruz kaldığı parasal cezaların toplamı Fenerbahçe kadar. MHK dalga geçer gibi Fenerbahçe’nin maçlardan sonra öfkelendiği hakemleri yüksek notlarla cesaretlendiriyor. Onlar da bugünkü Mete Kalkavan örneğinde görüldüğü gibi Fenerbahçe’yi doğramaktan çekinmiyor.

 

Gençlerbirliği’nin oyuncusunu ikinci sarıdan atmamasını kimse anlatamaz bana. Öyle pozisyonu kötüydü, açısı terstiyle falan açıklanabilecek bir şey değil bu , çok net ”kötü niyet”. Kötü niyet derken şunu kastetmiyorum. Elbette ki yetkililer ”Çık Fenerbahçe’nin aleyhine maç yönet” demiyorlar, ancak Fenerbahçe maçını yöneten hakemlere verdikleri notlarla cezalarla mesajı fazlasıyla veriyorlar.

Topu faul sonrası elinde 2 saniye tutan Oğuz Kaan’a sarı kartı göstermekten çekinmeyen Mete Kalkavan, her duran topu uzun süre çalarak kullanan Gençler’li oyuncuları uyarmıyor bile. Biliyor ki sonuçta muhtemelen o da takdirlik teşekkürlük güzel bir notla ödüllendirilecek.

 

Şimdi tüm bunlara Aykut Hoca isyan etmesin mi? Sesini hiç çıkartmasın mı?

Zaten yönetim bu konuda hocayı neredeyse yalnız bırakmış. Arada bir kaç cılız çıkış yapıyorlar, o da artık geçmişte olduğu gibi etkili olmuyor. Üzülerek söylüyorum ağırlığı kalmamış durumda yönetimin bu çıkışlarının. Dolayısıyla iş hocaya kalıyor bir tek. O yüzden diyorum ki, Aykut Kocaman’ın saha içi seçimlerine katılmamak, onu saha dışı konularda yalnız bırakmaya sebep olmamalı. Bu isyan daha fazla destek bulmalı.

 

Aslında saha içinde futbolcular bugün hocanın isyanına gerçekten destek çıkaran bir mücadele sergilediler özellikle ilk yarıda. Ancak ikinci yarıda yediğimiz gol ciddi bir kırılganlık yarattı. Gereken reaksiyonu gösteremedik. Belki ilk yarıdaki mücadelenin getirdiği yorgunluk ta etkili olmuş olabilir ama bence psikolojik bir kırılganlık sözkonusuydu. Direkten dönen toplar, verilmeyen kırmızılar, bitmek tükenmek bilmeyen bireysel hatalar sonucu yenen goller en sonunda oyuncuları yıldırdı. Son dakikalarda pozisyona bile girmekte zorlandık. Taraftarı da ateşleyemediler son bölümde, sessiz kaldı tribünler, sanki ”inanç kaybı” yaşadık beraberce.

 

Sonuçta yazık, hem de çok yazık oldu.

Bugün Isla-Dirar kanadı uzun süre sonra iyi işlemişti.

Jozef hep olduğu gibi her tarafa yetişti.

Alper benim geçen haftaki ”son vuruş” eleştirimi ağzıma tıkadı, nefis bir gol attı.

Valbuena’nın vasat hali bile etkili oldu, önemli katkı sağladı.

Ama olmadı işte.

 

Olsaydı bir sinerji yakalanabilirdi tekrar.

”Hakemi de yendik işte” diyerek beraberce bir mücadelenin fişeği yakılabilirdi .

Ama olmadı maalesef.

Zaten üzerimizdeki ölü toprağı kalkmıyor bir türlü.

O sinerjiyi mevcut şartlarla yakalamak çok zor.

Yine de önümüzdeki zorlu maçlar öncesi iyi bir başlangıç olabilirdi.

Olmadı.

Çok yazık oldu.

Hem de yazık kere yazık.

Yazarın diğer yazıları için tıklayın

mail: alp.eralp@abcspor.com

twitter: @alperalp72

YORUMLAR