VASIF AKILDIR!

11/12/2017          

VASIF AKILDIR!

“Manchester City oyuncuları rüzgâr esse bile yere düşüyorlar” diyordu Manchester derbisi öncesinde yapılan basın toplantısında Jose Mourinho. Bunun doğru olmadığını kendisi de biliyordu ama en çok emin olduğu nokta, bu eşleşmede zayıf taraf olduğunun farkında olmasıydı. Güç farkını psikolojik savaş çıkararak kapatmaya ve rakibin dengesini bozmaya çalışıyordu.

Benzer davranışları Chelsea-Barcelona eşleşmelerinde Rijkaard’ın takımına ve Real Madrid-Barcelona maçları öncesinde de Guardiola’nın takımına karşı yapmış olan Mourinho’nun bu tavırlarının kendi oyuncularını bile nasıl negatif olarak etkilediğine hepimiz izleyerek şahit olduk. Özellikle Pepe’nin orta saha oynatılıp Messi’yi biçercesine oynadığı maç bunun en büyük kanıtı olarak karşımıza çıkmıştır.

Buna mukabil Rijkaard ve Pep’in Mou’ya cevapları hep olgun çerçevede, orantısız akıl kullanımı ile olmuştur. Aynen hafta sonu oynanan maçtan sonra olduğu gibi….

Şu anda Avrupa’nın en formda ve yakın gelecekte kıtanın en iyi takımı olması muhtemel takımın hocası olarak Pep aynen şu cevabı veriyordu:

“Geçen sene yendiğimizde de hakemdi, dün Mourinho yine hakemden bahsetti. Biz dürüst bir takımız, bu futbolun İspanya dışında da özellikle İngiltere’de oynanabileceğini herkese gösterdik!”

Aslına bakarsanız Guardiola her zaman yaptığı gibi kendi oyun stilini ve oyuncularının davranışsal boyutunu mütemadiyen eleştiren ve ortamı geren Mourinho’ya filozofik ama bir o kadar zekâ dolu bir cevap veriyordu.

Şahsi kanaatim bu ikili birbirini hiç sevmiyor ama saygı düzeyi maksimum düzeyde tutuluyor çünkü ikisi de aynı işi yapıyor ve farklı yöntemlerle aynı amaca doğru ulaşmaya çalışıyorlar. Mourinho pragmatik ve Makyavelist yapısı ile her türlü fiziksel, taktiksel ve saha dışı mücadeleye girmekten çekinmezken Pep, oyunun ve oyuncunun sürekli gelişimini romantik çerçevede sorgulayıp daha iyisine ulaşmayı hedefleyen anlayışıyla ona karşılık veriyor.

Sonuç olarak her ikisi de farklı anlayışlarını sürdürülebilir kılmak için karşılıklı saygıyı hiç yitirmeden kariyerlerine devam ediyorlar ve tercih edilen hocalar olarak sahnede baş rolü kapıyorlar. Aslında bu tamamlayıcı iki tarz futbol dünyasının da hoşuna gidiyor çünkü aksi takdirde ya kaos oluyor ya da monotonluk bulutu kaplıyor futbolun üzerini…

Manchester derbisini izlerken ve iki antrenörün kapışmasını irdeleyince 24 saat önce İstanbul’da TT Arena’da oynanan maç esnasında ve sonrasında yaşananları düşündüm.

10 Şubat 1993 tarihinde oynanan Türkiye Kupası Yarı Finali’nde Ali Sami Yen’de, henüz 19 yaşındayken ve U21 takımında yaptığı çıkışla Türk futbolun ilerleyen 10-15 yılının en büyük yıldızı olmasına kesin gözüyle bakılan Okan Buruk’un orta sahada Soner Tolungüç’ün müdahalesi sonrası bağırtısını ekranda duyduğumda ve ayağını havaya kaldırdığında o ayağın sağa doğru düştüğünü gördüğümde yaşadığım duyguları bugün hala hatırlarım ve Okan’ın o gün sedyedeki gözyaşları da benim için en unutulmaz ve dramatik futbol karelerinden biridir.

O kadar büyük badireye rağmen Okan mücadelesini hiç bırakmamış; 3-4 sene içinde aynı seviyeye çıkarak UEFA Kupası’nın alınmasındaki en önemli aktörlerden birisi olmuştur ve kendisine Avrupa kariyerinin kapılarını açmıştır.

Ama hayat aslında hiç de düşünüldüğü gibi gitmez zira 13 Mayıs 2001’de yine Ali Sami Yen’de oynanan ve şampiyonluğun kaybedildiği Ankaragücü maçının 33.dakikasında oyundan atılan da aynı Okan’dır ve daha sonra ortaya çıkar ki Emre ile beraber sezon bitmeden Inter ile anlaşmışlardır. Kimsenin Galatasaraylılığını tartışmak kimsenin haddi değildir ama o maçtaki vurdumduymazlık, görülen basit kart ve Hasan Şaş’ın attığı golden sonraki reaksiyonları taraftarın aklının bir köşesinde hep kaldı. Belki de herkes bir günah keçisi arıyordu ve bu Okan’dı, bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz ama kırılan kaval kemiği 8 sene sonra aynı yerde kırılan kalplere dönüşmüştü kesin olarak.

Okan Buruk Inter dönüşünde BJK’ye oradan da tekrar GS’ye geldi, hatta şampiyonluk bile gördü. Sözün özü futbol sahası içinde artıları eksilerinden fazla bir GS kariyeri oldu benim açımdan ama cumartesi akşam yaşananları görünce saha kenarında daha çok fırın ekmek yemesi gerektiğini anladım.

Tudor için ikinci sınıf ve vasıfsız diye bir tabir kullanması tamamen kolaya kaçmaktır zira hakaret akıllı adamın yapacağı iş değildir. Tudor’un yeterli bir adam olmadığını düşünebilir, ki Türkiye sınırları içerisinde bu tanımlamanın altına imza atacak milyonlarca insan bulabilirsiniz, ama bunu meslektaşı olarak siz bu şekilde söyleyemezsiniz. 

Ortada alenen görünen bir durum var ki, o da Tudor’un bu yıl, kazanamayacağını anladığı tüm maçlarda rakip hocalarla tartıştığı gerçeğidir. Antalya, FB, Başakşehir, BJK ve Akhisar maçlarında hep tartışma çıkarması tesadüf ile açıklanamaz sanırım. Bu gerçek ortadayken Buruk’un bu tuzağa düşmemesi gerekirdi zira karşısında tüm kariyerini psikolojik savaşın kitabının yazıldığı İtalya’da yapmış bir meslektaşı vardı.

Guardiola istese Mourinho’ya aynı tondan cevap verebilirdi ama galibiyetin de verdiği rahatlıkla meslektaşına ince ince dokundurarak karşılığını verdi ve topu Mourinho’nun kucağına bırakmayı bildi. Aklını kullandı ve 1-0 öne geçti. Okan Buruk ise aklını taca çıkarmayı tercih etti.

Galatasaray yönetiminin Tudor giderse Okan Buruk’u düşündüğünü savunanların haklı olduğunu bu kadar tartışmadan sonra koskoca yönetimin hocalarının arkasında duracak tek bir açıklama bile yapmaya tenezzül etmemesinden anlayabiliriz çünkü potansiyel hoca adaylarını itibarsızlaştırmak istemiyor olabilirler. Okan Hoca da taraftara oynamak istemiş ve zaten sevilmeyen, sürekli istifaya davet edilen Tudor’a bu sözleri söyleyerek camianın belirli bir kesiminin sözcülüğüne soyunmak istemiş olabilir ama akıl faktörünü işe dahil etmeyince böyle bir garabetin ortaya çıkması kaçınılmaz olmuştur maalesef.

Bütün bu yaşananların ışığında Okan Buruk’un da öfke yönetimi, kriz anlarında akıl kullanımı ve ne olursa olsun meslektaşına saygı hususlarında vasıf edinmesi ileride büyük takım çalıştırması için elzemdir. Taraftarın gazı ile konuştuğunuzda haklı iken haksız yere düşüyorsunuz. Rakip analizi yapmak sadece saha içini değil onun kulübesini de kapsar zira 5 metre yanında duran rakip takım antrenörünü de yenmeniz gerekir. Bu da hem akıl kullanmaktan hem akıl kullanıp başaranları örnek almaktan geçer.

Büyük hocalık bu yollardan geçiyor aksi takdirde sezon içerisinde büyük takımlara çelme takmak ile sadece yılın antrenörlüğüne aday olur ve yüce medyamız tarafından için boş sözlerle pohpohlandığınızla kalırsınız.

Herkese sıhhat, akıl, spor ve huzur dolu bir hafta diliyorum.

Yazarın diğer yazıları için tıklayın

mail: osman.cetin@abcspor.com

twitter: @msdoc78

YORUMLAR