US OPEN 2018 KADINLAR, “HER ŞEYE RAĞMEN SERENA”

22/08/2018          

Avustralya Açık ile giriş yapıp, sırasıyla Roland Garros ve Wimbledon ile devam eden sezon takviminin kapanış Slam’ı ana tablo mücadelesi 27 Ağustos’ta start alacak.

1881’den bugüne sahne alan, önce çim, sonra toprak ve 1978’le beraber sert zeminde oynanan, her yıl Ağustos ayının son Pazartesi günü başlayan ve 23,771 kapasiteli devasa Arthur Ashe stadyumu ile nam salmış tarihi turnuvada bu seneki toplam ödül miktarı tam 53 milyon dolar!

Benim oyum “bir kişi seçeceksem” fazla uzatmadan bugün için WTA 26’sı da olsa Serena’ya ama kadınlar kanadını kuşbakışı incelediğimizde Amerikalı raketle beraber, Wimbledon şampiyonu, “bu sezon” istim üstündeki Kerber ve WTA 1 numarası Simona Halep de kağıt üstündeki 3 favori konumunda..

Aslında bu yazıyı eşleşme ağacı daha belli olmadan yazmamak lazımdı çünkü son düzlüğe kimler kalır diye tahmin yapmak bugünden zor ama madem topa girdik; Sloane Stephens ve Svitolina da bence başaltı isimler..

 

*** Favoriler içinde şans vermediklerim;

Zirve için otoritelerce ismi geçen Wozniacki bu sezon Avustralya Açık’ta kariyerinin ilk Grand Slam’ini kazandı ve şeytanın bacağını kırdı hatta US Open’da daha önce 2 kez de final oynamışlığı var ama değil kupayı kaldırmak, bence 3.finalini yaşaması bile çok çok zor.

Aynı duygularım, hem kartvizitinde 2016 US Open finali yazmasına rağmen Pliskova, hem de hemşerisi bir başka Çek raket Kvitova için geçerli. İkisinden birinin bu Slam’de kupa kaldırması benim bakışımla çok büyük sürpriz olacaktır.

Muguruza 2016’da Roland Garros, 2017’de Wimbeldon kazandı ve onu sevenler, şimdi 2018 ve US Open zamanı diye sistematik bir kader döngüsü hayaline girmiş de olsa, bence yapısına ters bu kortta başarılı olma şansı hiç de kolay değil ve yarı final yapması bile büyük başarı..

Madison Keys için ayrı bir parantez açıp üstteki 4 isim ile farkı yere koymak lazım çünkü geçen sezonun bu kortlardaki finalisti, bizim ülke ekonomisi gibi zikzaklı hali ile turnuva, hatta turnuva içi maç, daha da ileri gidelim maç içi set, oyun farklılıları ile, ilk turlarda da elense sonuna kadar da gitse beni şaşırtmayacak bir isim!.

 

*** TOP10 listesindeler ama!

Bu arada bugünkü WTA sıralamasında TOP10 içinde yer alan 6 numara Fransız Caroline Garcia oyun stiline 180 derece ters kort yapısı ve 9 numara Alman Julia Görges (ya da bilinen ismiyle Goerges) da bugünkü form durumu ile hiç ama hiç şans vermediğim raketler.

Agresif, korkusuz stiliyle genç yaşta nam salmış 97 dogumlu WTA 10 numarası Letonyalı Jelena Ostapenko ismi geçen 2 raketten “kalite anlamında” çok daha önde benim gözümde ama..

Kartvizitinde Roland Garros şampiyonluğu (2017) ve bu yıl Wimbledon’da yarı final yapmış da olsa, nedense ben NYork’a çok fit bir durumda gelmediğini ve sert zemin faktörünü de ekleyerek kupayı alma şansının olmadığını düşünüyorum.

 

*** Kiki Bertens

Amerika Açık öncesi ciddi anlamdaki son durak olan Cincinnati’de ilk Premier şampiyonluğunu elde eden (bu sezon ikinci) 26 yaşındaki Bertens, dünya 13 numarasına kadar yükseldi ve kariyer piki yaptı.

 

Birbirinden güçlü rakipleri eleyerek (Vandeweghe, Kontaveit, Svitolina, Kvitova ve Halep) kazıya kazıya kazandığı kupayla, tenisseverlere sezonun son Grand Slam’ı öncesi “ben de burdayım dedirtti” belki ama Hollandalı raketin stilini beğensem de, Grand Slam atmosferinin farklı olacağı ve O’na ağır geleceği kanaatindeyim.

 

*** Merakla beklediklerim

2006’da henüz 19 yaşındayken elde ettiği Amerika Açık şampiyonluğundan bu yana New York’ta kupa kaldıramayan Maria Sharapova ile (bence yine kaldıramaz!) artık kariyerinin son demlerindeki, en son US OPEN tekler şampiyonluğunu 2001’de yani tam 17 sene önce kazanmış Venus Williams’ın kendi evindeki performansı..

 

*** Turnuvanın bombası olabilecek 21 yaş altı yetenek

20 yaşındaki genç Japon Naomi Osaka, masa tenisivari teknik stili ile birleşen; Haitili babadan gelen siyah genler (güç, boy, çeviklik), çift el backhand ve düzgün forehand vuruşları, sanki bu sularda senelerdir yüzüyormuşcasına soğukkanlı yapısı ile NYork’da karşısına çıkabilecek baş ya da başlatı raketlerden birkaçını bozabilir.

Ve geçen sezon 3.turda elenmesine rağmen, bir önceki şampiyon Kerber’i ilk turda 2 sette paketleyip evine yollaması bu turnuva için bizlere dikkat!! işareti verdiren alametlerden..

Not: Buraya bir başka 1997 doğumlu Daria Kasatkina’yı da yazabilirdim ama hakkımı Japon raketten yana kullandım.

Daria bu sezon son 2 Grand Slam’de de çeyrek final oynamayı başardı ve Rus tenisinin yükselen değerlerinden.. Beğendiğim bir isim ve yaşı çok genç.. Ülkesi onu pamuklarla sarmış durumda ve çok şeyler bekliyor. Büyük-kariyer dönemeci maçlarda yaşadığı “mental eşiği” kırabilirse (Naomi ile farkı bence bu!), en geç 2-3 sene içinde “bence de” ülkenin kadınlar raketindeki bayrak ismi olabilir.

 

*** Daha WTA bile kazanamamış sürpriz adayı

Belaruslu raket Aryna Sabalenka, güzelliği ile de Rus ekolünün gelecekteki yüzü olmaya aday ama biz geçelim kort içine..

Geçen sene ortalarında ilk 100 dışındaki bir raketken, 2018 sezonuna da anca 73.sırada girebilmişti. Grand Slam’lerde kariyerinde daha 2.tur ötesini bile göremeyen 1998 doğumlu 1.82 boyundaki tenisçi (2017 Roland Garros eleme turunda da milli raketimiz İpek Soylu’ya da kaybedip elenmişti), kendini bu sene fazlasıyla geliştirmiş gözüküyor ve bence stiline en uygun zeminde, özgüven problemi yaşamazsa en az kendinden üst raketlerden 1-2’sine çelme takıp spot ışıklarını üzerine çevirebilir.

 

*** Her şeye rağmen Serena

Sadece gelirsek; politik cevap vermeden direkt: benim gönlümde yatan aslan “her şeye rağmen” Serena..

Neden her şeye rağmen sorusuna cevaba gelirsek;

*** Tabii ki hamilelik öncesine nazaran 1 yaş daha almış olması (25 iken 26 olan değil, 35 iken 36 olan birinden bahsediyoruz!)

*** 14 aya yakın uzak kaldığı kortlarda eski tempo, güç ve çeviklik anlamında 2017 öncesindeki momentumu yakalayamaması.. gibi 2 ana madde önümüzde okka gibi duruyor ama kafaca sağlam bir Serena’nın, bu kortlarda maç vermeyeceğini ve kariyerinin “teklerde” 24, US Open’da da 7. Grand Slam zaferine ulaşacağını düşünüyorum.

Ve önünde çok çok önemli bir motivasyon daha var ki; Open Era’da Alman efsane Steffi Graf’ı sollayıp 23 ile zirveye yerleşmesi gibi, tüm zamanların (24 kez) en çok Grand Slam kazanmış raketi, 1960-73 yılları arasını kasıp kavuran Avustralyalı efsane Margaret Court’u yakalayacak olması!

Yazarın diğer yazıları için tıklayın

mail: burak.belgen@abcspor.com

twitter: @BurakBelgen

YORUMLAR