TÜRK FUTBOLU’NUN KURTULUŞ REÇETESİ

29/01/2016          

OZAN GULSENITÜRK FUTBOLU’NUN KURTULUŞ REÇETESİ

 

Türk futbol kulüplerinin hali ortada. 90%’ı fiilen batık durumda. Bunun sebepleri herkesçe malum ve heryerde konuşuluyor. Öte yandan kurtuluş için hep yuvarlak, çok da ayağı yere basmayan öneriler duyuyoruz… Duyduklarımız genelde “Kurumsallık şart”, “Efendim altyapıya önem verilmeli”,  “Finansal fair play’e uyulmalı” gibi şeyler… Bir de bunların arkasına, sürdürülebilirlik, kurumsal yönetişim, sinerji filan gibi yüzyılımızın popüler, seksi kavramlarını da eklediğinizde fiyakalı bir anlatımda bulunmuş oluyorsunuz. Daha sonra “e şimdi ne yapıyoruz?” dendiğinde kimse bu bulutlardan aşağıya inip de birşey söyleyemiyor aslında.

Ben de kendi kendime, haddim olmayarak “Ozan sen Türk futbolunu yönetseydin ne yapardın?” diye sordum ve aşağıdaki öneriler kümesi ortaya çıktı.

Önceden uyarıyım; Aşağıdaki öneriler bir aksiyon planı şeklinde, önem sırası gözetmeksizin kaleme alınmıştır ve her bir öneri için ayrı bir yazı yazılabilir. Pratik olması, fokusun dağılmaması ve tek bir yazıya sığması açısından paragraflarca genişletilmemiştir. Yoksa bilenler bilir fiyakalı da yazmak konusunda da hiç fena değilimdir!..

Türkiye bir Akdeniz ülkesi. Maalesef finansal ve organizasyonel disiplin konusunda Kuzey Amerikalılar ve Kuzey Avrupalılıar gibi değiliz. Diğer Akdeniz ülkeleri gibi kazandığından fazlasını harcamaya meğilliyiz.

Güzel haber: Futbol endüstrisinde gelirler artıyor.                                                                                     Kötü haber: Biz hala Akdeniz ülkesiyiz. Gelirlerimiz artınca giderlerimiz daha fazla artıyor. Dolayısıyla zarar ediyoruz, hem de her geçen gün daha fazla… Hatta bu hastalık kronik hale geldi artık…

Peki neler yapılmalı?

  • Devlete bağlı Spor Yüksek Konseyi (İspanya modeli) ya da Finans Kontrol Kurulu oluşturulmalı. Bu konsey kuüpleri izlemeli ve denetlemeli. Kulüpler tarafından seçilen mevcut Federasyon’un bunu yapması imkansız.
  • Bazı kulüplerin, borç yüklerini hafifletecek ciddi büyüklükte varlıkları var. Bu varlıklar (gayrimenkuller, vs…) bu şartlar altına kesinlikle kullanılmalı. Bu satış, süratli olmalaı ama eldeki son çare olduğu için oldukça şeffaf ve mümkün olan en efektif şekilde yapılmalı.
  • Kulüplerin bünyesindeki tüm futbolcular, mevcut tablonun tersine çevrilmesi adına kullanılabilmeli . Bu şartlarda, bu kadar büyük isimli futbolculara sahip olmak hem lüks hem de mevcut borç yükünü daha fazla arttırıyor. Çünkü bu isimlerle Avrupa’da (Şampiyonlar Ligi’nde) büyük başarılar da elde edilip gelir sağlanamıyor. En azından şimdiye kadar durum buydu… Bunlarla vedalaşılabilmeli
  • Federasyon her konuda standart koyucu olmalı. Kulüplerin olması gereken finansal pozisyonları TFF tarafından belirlenmeli. Burada UEFA’nın “Financial Fair Play” standartları, UEFA bu ülkenin futbolunu yönetiyormuşcasına uygulanmalı. Bu standartları yukarıda bahsettiğim Spor Yüksek Konseyi (SYK) izlemeli ve denetlemeli
  • Kulüplerin borçlanmalarına ve gerekirse transferlerine sınırlar getirilmeli. Bunun için bankaların da risk yönetimlerinde kullandıkları çeşitli oranlardan (covenant) faydalanılmalı. Bu konuda esnek olunmamalı. Örneğin İskoçya’nın en büyük 2 kulübünden biri olan Glasgow Rangers 4. lige düşürüldü borç sorunları yüzünden.
  • Kulüpler her yıl, 3 yıllık İş Planları’nı (Business Plan) SYK’ne sunmalı ve ligde yer almaları için gereken lisans bu iş planlarının onayına bağlanmalı.
  • Futbol kulüpleri için ayrı bir muhasebe kod yapısı uygulanmalı ve standart oluşturulmalı. Şu andaki yapı “finansal tablo makyajı”na çok müsait ve kulüplerin tablolarını objektif şekilde karşılaştrmaktan çok uzak.
  • Kulüpler yeni kaynak bulduklarında (örneğin yeni bir sponsor), bu kaynağın hepsini yeni transferler yapmakta kullanıyorlar. Bu kaynağın en az 70%i önümüzdeki 5 yıl boyunca mevcut borçların ödenmesinde kullanılma şartı getirilmeli.
  • Kulüpler yapmayı planladıkları yeni yatırımların onaylarını da SYK’den almalı. Ekonomik problemi olan kulüp kendine yeni tesis yapacak diye mevcut durumunu daha da kötüleştirmemeli.
  • Vergisini ödememiş takımlara transfer yasağı getirilmeli. Devam ederse lisans verilmemeli
  • Tüm kulüpler farklı denetim şirketleri tarafından denetlenmeli. Denetim şirketleri arasında 3 yılda bir dönüşüm sağlanmalı
  • Spor kulüpleri Dernekler Kanunu’na tabi. Bu da denetimi zorlaştırıyor… 200 milyon dolara yakın geliri olan kulüpler için Dernekler Kanunu hafif kalıyor… Bu yazıya konu alan hemen tüm önlemleri de içerecek özel bir kanun şart.
  • Yapılan kontratlar TL üzerinden yapılmalı. İlk anlaşma yabancı para cinsinden olabilir ama ödemeler, kontrat tarihi kuru üzerinden olmalı ve yıllar boyunca aynı USD/TL ya da Euro/TL üzerinden devam etmeli. Ülkedeki makro krizlerde kur farkından dolayı kulüpler büyük zarar görüyorlar. Evet radikal bir karar ama kulüpler de radikal günler geçiriyor…
  • Spor kulüplerinde finans departmanlarında yönetici olmak için ayrı sertifika alınmalı ve her kulüpte minimum x sayıda sertifikalı finansçı olmalı. Şu anda kulüplerin ulaştığı büyüklük ve dünya, KOBİ fnans yöneticilerinin günlük iş akışından oldukça farklı.
  • Kulüpte Finans Direktörünün imza yetkileri arttırılmalı. Onun imzası olmadan belli rakamın üzerinde operasyon yapılmamalı (transfer-yatırım). Yetkisi oranında sorumluluğu da olmalı.
  • Belli ölçeğin üzerindeki kulüplerin (ciro-bütçe büyüklüğüyle beraber), kontrat yönetimi, pazarlama, sponsor ilişkileri, iletişim ve stad departmanları oluşturulmaları şart olmalı.
  • Futbol endüstrisinin gelişim hızına ayak uyduramayıp konvansiyonel yöntemlerle yönetilmeye çalışılan kulüplere lisans verilmemeli.
  • Sermaye arttırıcı önlemler de alınmalı. Maalesef bu fonlar şu anda kulüplerde pek de yok. Yani gerekirse dışardan yatırımcıya gidilebilmeli. Bunda utanılacak birşey yok…
  • Kulüpler için, üçüncü tarafların kullanabileceği bir “derecelendirme” (rating) mekanizması kurulabilir.
  • Kulüplerin tüzükleri de oto-kontrolden uzak… Kulübü zarar uğratan yöneticileri ayıplayacak, küçük düşürecek yaptırımların eklenmesi lazım. Kulüpleri bu duruma sokan yöneticiler omuzları dik şekilde ekranlarda gözükmeye devam ediyor.
  • Öte yandan, şu anda üzerinde çalışılan “Kulüpler Yasası’nda” kulübü zarar uğratan yöneticinin yasalar karşısında kişisel olarak da sorumlu olacağı söyleniyor. Bu konuda soru işaretleri var. Zaten devamlı zarar üreten kulüplere bu şartlarda kim yönetici olmak ister?
  • Sayıları azalan sponsorların tekrar kazanılması için çalışmalar şart. Bu konuda kulüpler yalnız başlarına istedikleri ölçekte sonuç alamadılar. Bu konuda ortak hareket edilebilir. Bunu başarıyla yapan ülkeler var (örneğin Brezilya)
  • Altyapı’da bütüncül bir bakış açısı şart. Her kulüp kendince en iyisini yapmaya çalışıyor. En iyi eğiticiler yurt dışından transfer edilmeli. Bu kaynağı TFF üstlenmeli ve kulüplerin isimlerine bakmadan bu eğitimciler serpiştirilmeli. TFF’nin Türk futboluna en büyük katkısı bu olacaktır.
  • 3 büyük kulüpte altyapıdan A takıma son 10 yılda çıkmış kaç oyuncu hatırlıyorsunuz? Aksine Anadolu’dan iyi oyuncuları altyapılarına transfer edip gelişemeden yok olmalarına sebep oluyorlar. O yüzden radikal düşünüp 3 büyüklerin altyapı takımları 10 yıl için kapatılmalı. 10 yıl sonra durum gözden geçirilir. Bu yazıdaki en önemli aksyionlardan biri bu…
  • Stadlardaki bilet fiyatları endüstri mühendisi gözüyle analiz edilmeli ve tekrar yapılandırılmalı… Dolu tribün, dolu tribünü teşvik eder. Örneğin Fenerbahçe maçlarında hemen her maç “aynı tribünler” boş ama kimse bu konuda bir aksiyon almıyor.
  • Her yeni yönetim taraftarı mutlu etmek için “extra” vaatler ve transferler yapıyor. Dolayısıyla, mümkün olduğunca kulüp yönetimlerinde de istikrar sağlanmalı.
  • Futbol takımları “teknik direktör takımları” haline gelmeli. Sık TD değiştiren takımlarda, her teknik direktör kendi zevkine göre oyuncu alıp, gönderdiğinde kulüp ekonomisi çorbaya dönüyor. Eğer bir kulüp aynı TD ile uzun yılllar çalışırsa TFF tarafından teşvik de sağlanabilir
  • Portekiz, Brezilyalı genç oyuncular için çok önemli bir sıçrama tahtası ve ülkenin kulüpleri bu sayede hiçbir finansal sorun yaşamayıp büyük başarılara imza atıyorlar. Bu oyuncuları 3’e alıp, parlatıp büyük kulüplere 10’a satıyorlar. Benzer bir modeli biz neden kendi bölgemizde denemiyoruz? Türki cumhuriyetler, ortadoğu ülkeleri, Kıbrıs, İsrail, Gürcistan, Ermenistan ülkelerinin iyi oyuncuları için harika bir sıçrama tahtası pazarı olabiliriz. Bu sayede oyuncu ticaretini de öğreniriz belki.
  • Hakemlerle ilgili 2 konu var aklımda. İlki, Federasyon ile Merkez Hakem Kurulu arasındaki ilişki ortadan kalkmalı ve bunlar ayrı bağımsız kurumlar olmalı.
  • İkinicis ise, ülkede futbol kalitesinin artması için en büyük engel bence mevcut hakemlerin yönetim tarzı. Topun oyunda kalması için daha fazla çaba sarf etmeliler. Bu konuda uyarılara devam edilmeli. Özellikle frikikler ve oyuncuları uyarmak için gereksiz vakit kaybı olmamalı.
  • Stadlarda izleme kalitesi de arttırılmalı. Taraftar buraya nasıl gelir diye kafa patlatan pek yok. Oysaki hayat eskisi gibi değil. Artık insanlar eğlenebilmek için evden çıkmak zorunda değiller. Akıllı telefonlar, dijital yayınlar, vs… Dışarı çıktıklarında da birçok alternatif var artı. Yani dünya eskisi gibi kolay değil futbol kulüpleri için
  • Futbolda eskiden olduğu gibi “maneviyat” arttırılmalı. Yeni kahramanlar yaratılmalı. Buna sekte vuran herşey ortadan kaldırılmalı. Başta sadece yeren, insanlara negatif enerji veren medyadaki programlar ortadan kaldırılmalı
  • Yeni jenerasyonları stadlara çekmek için artık konvansiyonel metodlar yeterli değil maalesef. Genç taraftarlar için daha fazla dijital kontent oluşturulmalı. Bunun için ücret talep edilmemeli. Gelirlere etkisi endirekt olarak kat kat daha fazlasıyla olacaktır zaten.
  • Son olarak, stadlardaki saha kalitesinin de standartları TFF tarafından belirlenmeli. Bu standartları sağlayamayan kulüplere lisans verilmemeli. Bu standartları lig başında sağlayıp, sezon içinde sağlayamayanlara bir sonraki sezon için puan silme dahil çok ağır cezalar verilmeli.

Evet yukarıdaki önlemleri “sürdürülebilirlik, kurumsal yönetişim, sinerji” gibi bulutların içindeki kavramlara sığınmadan tamamlayabildiğim için mutluyum. Kimbilir belki bu yazıyı TFF’den ya da kulüplerden bir yönetici de okur ve ona ilham kaynağı olur. Neden olmasın…

Yazarın diğer yazıları için tıklayın

mail : ozan.gulseni@abcspor.com

twitter : @ogulseni

YORUMLAR