KİRLİ HARRY’NİN ADALETİ

20/04/2018

KİRLİ HARRY’NİN ADALETİ

Sinema meraklıları Clint Eastwood’un 70’li yıllarda canlandırdığı polis müfettişi Harry Callahan karakterini çok iyi hatırlar. Kendi yöntemleriyle adalet mekanizmasının çözemediği vakaları kimi zaman gayet acımasız ve sıra dışı yaklaşımlarla güzelce çözer ve izleyenlerin de yüreğini ferahlatırdı. Adalet sisteminin tıkandığı veya düzgün çalışmadığı durumlarda kaçımız böyle bir cengaverin ortaya çıkıp da kılıcıyla düğümü çözmesini istemez ki?

 

Dün akşam Kadıköy’de yaşanan çirkin olaylardan sonra kafamdan zaten hiç eksik olmayan ‘adalet’ kavramını bir kez daha sorguladım çünkü futbolun da ülkenin de temelinde yatan sorun tam olarak da budur!

 

Dünyanın hiçbir yerinde adaletin tam anlamıyla tecelli etmesi mümkün değildir. Ancak bunun oranları vardır. Hukuka ve yargıya güvenin yüksek olduğu ülkelerde bu oran haliyle daha yüksektir. Türkiye’de ise kurumlara güvensizliğin had safhada yaşandığı son yıllarda TFF ve MHK de bundan fazlasıyla nasibini almıştır. Özellikle siyasetin spora bu kadar müdahale ettiği bir düzende tarafsızlık da haliyle büyük yara almıştır. Yönetim zafiyetinin olduğu yerde başıbozukluk da son derece doğaldır. TFF ve MHK çok daha önce istifa etmeleri gerekirken Türkiye’de böyle bir kurum işlemediği için koltuklarına sıkı sıkıya yapıştılar. Zaten liyakata değil de yandaşlığa önem verilen bir sistemde yerlerine gelenler de mutlaka güdümlü olacaklardır.

 

Bu girizgahtan sonra olayların biraz da insani/psikolojik boyutuna değinmek istiyorum. Şenol Güneş Trabzonspor’da oynadığı dönemde nice şampiyonluklar yaşamış, saha içinde ve saha dışında örnek bir sporcu olarak da futbol hayatını noktalamıştı. Adı Trabzon’daki stada verilecek kadar değer gören bu kişi aynı zamanda Milli Takımın en büyük başarısı olan dünya üçüncülüğünde de takımın teknik direktörüydü. Ancak Mayıs 1996’daki kaybedilen Fenerbahçe maçı ve 13 yıl sonra gelmesi muhtemel şampiyonluğun ardından Mayıs 2011’de de aynı travmayı yaşayınca bana göre kendisinde ciddi bir Fenerbahçe antipatisi/kompleksi/tepkisi oluştu. Normalde son derece rasyonel düşünüp hareket eden Şenol hoca karşısında Fenerbahçe’yi görünce bütün o geçmiş travmaları adeta hortluyor. Aslında son iki yılda gelen şampiyonluklar ve çeşitli Fenerbahçe galibiyetlerinden sonra bunları aşmasını beklerdim ama bir de madalyonun diğer yüzü var…

 

Diğer yüzünde ise Türkiye’de gerek masa başı oyunları gerekse de saha içi birtakım manipülasyonlar ile benim subjektif yargıma göre sırasıyla GS ve FB’nin on yıllardır kurmuş oldukları hegemonya ile onların tarzıyla mücadele etmeye çalışması Şenol Güneş’in olduğu gibi görünmemesine veya göründüğü gibi olmamasına sebebiyet vermektedir. Bana göre onun özüne aykırı olan bu kirli yapının içinde bazı Makyavelist yaklaşımlarla başarı peşinde koşması onu özellikle Fenerbahçelilerin gözünde bir nefret objesi haline getiriyor. Yani kısaca Şenol hoca Beşiktaş’a geldiğinden beri bana göre ‘El mi yaman, bey mi yaman, hodri meydan!’ demiştir ve bazen bu stratejisinde başarılı olmuş, bazen de ava giderken avlanmıştır.

 

GS ve FB’nin medyanın da yardımıyla yaratmak istediği iki kutuplu lig projesi de şu an için rafa kalkmıştır. Zaten rekabetten niye korkulur onu da hiç anlamıyorum. 1996-2000 arasında bana göre bazıları çok şaibeli de olsa GS’nin kazandığı başarılar ve oynadığı iyi futbol FB ve BJK’nin de kendilerini geliştirmesini sağlamıştı ve Türk fubolu altın kuşağını yakalamıştı. Keşke Trabzon ve Bursa dışında ligde (Başakşehir hariç) bir şampiyon daha çıksa ben şahsen bundan memnuniyet duyarım.

 

Diğer yandan, herkes maçları taraftar gözlüğüyle izlediği için aynı pozisyona bile çok farklı yorumlar gelebiliyor. Bana göre Fenerbahçe ile bu sezon Beşiktaş’ın oynadığı 3,5 maçta iki nizami pozisyonda aleyhine ofsayt, yine aleyhine iki penaltı, bir adet ofsayttan yediği gol ve sayısını hatırlayamadığım kırmızı kart kararı verildi. Caner Başakşehir maçında küfür ettiği için 6 maç ceza alırken aynılarını neredeyse her maçta yapan E.Belözoğlu hiç ceza almazsa veya Quaresma kendini kaybedip yapmaması gereken hareketlerden sonra haklı olarak ‘tahrikten dolayı indirilmiş 5 maç ceza’ alıp da tahrik edene ceza verilmezse ya da kupanın statüsü(!) gereği kırmızı kart cezaları ligde çekilip de sarı kartlar kupada geçerli sayılırsa tutarsızlıklar birbirini kovalar gider ve en sonunda patlamalara yol açar.

 

Özellikle geçmiş 20 yılda derbilerde yaşanan katliamları yazmaya kalksak 36 ciltlik Meydan Larousse ansiklopedisi gibi olur. Ama diyelim ki bunlar bir Beşiktaşlı’nın hezeyanları olsun ve gerçekle ilgisi olmasın… Peki o zaman ciddi bir araştırma heyeti kurulsa ve Türk futbolunun son 35 yılını incelese, şikeleri, teşvik primlerini ve diğer kural veya kanun dışı eylemleri tespit edip zaman aşımına bakmadan ceza verse? İtalya’da 2006 yılında hem de Dünya Kupası zaferini kazandıkları yıl Juventus’un küme düşürülüp Milan’ın puanının silinmesi veya 1980’de toto skandalında Milan’ın küme düşürülmesi gibi kararları verebilecek babayiğit bir komisyon çıkar mı? 2003-2004 sezonunda neler yaşandığını neden hala bilmiyoruz mesela? Veya 2010-2011 sezonuyla ilgili UEFA ve TFF neden farklı yaklaşımlar sergiledi? Ben samimiyetimle özellikle derbi maçlarda ısrarla yabancı hakem getirilmesinden yanayım. Bizim hakemler Türkiye’de yaratılan hastalıklı futbol ikliminin etkisinde kalarak derbi maçları yönetme yetkinliğini kaybedeli bana göre uzun zaman oldu.

 

Zaten son iki sezondur Avrupa’da bu kadar üst düzey grafik çizen Beşiktaş’ın Türkiye’de kendi hatalarından da kaynaklanan puan kayıpları olsa bile hakem hatalarının etkisi yadsınabilir mi? Dünkü yaşanan rezaletler bir UEFA ligi veya Şampiyonlar Ligi maçında yaşansa UEFA nasıl bir karar verirdi acaba? Beşiktaş’ın geçen sezon Lyon maçındaki olaylar yüzünden bu yıl deplasman maçlarına taraftar götürememesi taze bir örnek olarak hafızalarımızda yerini koruyor.

 

Sonuç olarak, ‘biz geçmişte bunları çok yaşadık, nice haksızlıklara maruz kaldık’ diyerek başka haksızlıklara meydan vermeden temiz bir beyaz sayfa açabilmek çok önemli. Ancak bunun için önce yıllar boyu halının altına süpürülen ve artık gizlenemeyen pisliklerin üzerine gidip bir büyük hesaplaşma yapılmalı. Biz toplum olarak maalesef gerçekleri pek sevmeyiz ve mümkün olduğu kadar kendi yarattığımız kurguların içinde yaşamayı tercih ederiz. Ne var ki o hayali yapılar zamanı gelince tuzla buz olur ve açığa çıkan gerçekler canımızı acıtır. Ben şahsen sürekli bir kurgunun içinde debelenmek yerine bir kere canımın iyice yanmasına ve bedel ne ise ödemeye razıyım. Aksi halde zaten sürekli bir gerilim filminin içinde yaşayan ülke nefes borularından birisi olan ve sözde insanların keyifli zaman geçirmesi gereken statlarda da iyice ayrışmaya ve kutuplaşmaya gidecek ve bu tür olayların devamı gelecektir.

Yazarın diğer yazıları için tıklayın

mail: gorkem.isik@abcspor.com

twitter: @saturnocontro3

YORUMLAR